Şair-Yazar Gökhan Serter ile “Gazâ Anlayışıyla Geleceğe Bakış” söyleşisi

3713 Terörle Mücadele Kahramanları Derneği tarafından Türkiye genelinde düzenlenen “Vatan Sevgisi, Milli Birlik ve Kardeşlik ekseninde Gaza anlayışı ve Gazilik” konferanslarında konuşan Şair-Yazar Gökhan Serter, gazâ ve gazilik kavramlarının sadece savaşla sınırlı olmadığını; bununla "inanmanın, azmetmenin, yeryüzünü esenlik ve barış yurduna dönüştürme gayesinin, vatan sevgisinin ve istiklal mücadelesinin, geleceğe güvenle bakmanın idealini kastediyoruz" diyor.

Şair-Yazar Gökhan Serter ile "Gazâ Anlayışıyla Geleceğe Bakış" söyleşisi

3713 Terörle Mücadele Kahramanları Derneği tarafından Türkiye genelinde düzenlenen “Vatan Sevgisi, Milli Birlik ve Kardeşlik ekseninde Gaza anlayışı ve Gazilik” konulu gerçekleştirilen “Gazâ Anlayışı ve Gazilik” konferansları, unutulmaya yüz tutan kavramları yeniden gündeme taşıyarak özellikle genç nesillerde milli bilinç oluşturmayı hedefliyor. 3713 Terörle Mücadele Kahramanları Derneği öncülüğünde yürütülen programlarda; gazâ, gazilik, vatan, şehadet ve kardeşlik gibi kavramların tarihsel ve toplumsal anlamı ele alınıyor. Şair-Yazar Gökhan Serter, bu kapsamda verdiği konferanslarda gazâ anlayışının sadece savaşla sınırlı olmadığını; merhamet, fedakârlık, adalet ve toplumsal dayanışmayı kapsayan köklü bir medeniyet perspektifi sunduğunu vurguluyor.

Soru: Sayın Serter, “Gazâ Anlayışı ve Gazilik” başlığıyla yürüttüğünüz konferansların çıkış noktası nedir?

Gökhan Serter:
Genel Merkezi Ankara’da bulunan ve Yönetim Kurulu Başkanlığını Besnili hemşehrimiz Gazi Okan Özalp’in yaptığı 3713 Terörle Mücadele Kahramanları Derneği’nin özellikle şehit yakınları ve gazilerimizin öncülüğünde ülkemizin milli birlik ve kardeşliğinin, milletimizin huzur ve güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla başlattığı bir dizi program kapsamında, daha doğrusu ‘Gazi Gençlik’ başlığıyla uygulamaya aldığı projenin bir bölümünde de konferans programları yer alıyor.

Soru: Bu konferansları hangi şehirlerde gerçekleştiriyorsunuz?

Gökhan Serter:
‘Gazâ Anlayışı ve Gazilik’ başlığıyla gerçekleştirdiğimiz konferanslarımız ilk planda Emeviler döneminden başlayarak Peygamberimizin sahabilerinden Ebu Eyyub el-Ensari ve Safvan bin Muattal radiyallahu anh gibi, Seyyit Battal Gazi gibi gazâ sancağını Anadolu topraklarına taşıyan gazilerin ve Selçuklu döneminden itibaren Sultan Alp Arslan’ın komutanları Danişmend Gazi, Abdurrahman Gazi, Sarı Saltuk Bey gibi gazâ sancağını Anadolu içlerine taşıma azminde olan beylerin türbelerinin bulunduğu gazâ şehirlerimizde gerçekleştiriliyor.

İlkini Ankara’da gerçekleştirdiğimiz konferanslarımızı Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş, Eskişehir ve Bursa’da gerçekleştirdik. Nisan ayının son haftasında ise Samsun ve Trabzon’da olacağız. Bunlar dışında Şırnak, Mardin, Tekirdağ, Adana, Osmaniye, Van, Konya gibi bu yıl içerisinde planlanan 22 şehrimiz yer alıyor.

Soru: Günümüzde bazı kavramların anlamını yitirdiğini ifade ediyorsunuz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Gökhan Serter:
Günümüzde bizi tarihi köklerimize bağlayan ve geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan nice kelime ve kavramın köreldiğine, anlam içeriğinin boşaltıldığına şahit oluyoruz. Bazı kelimeler vardır; işte ‘gazâ, şehadet ve vatan gibi gazilik, şehitlik, kardeşlik gibi kelimelerimiz…

Örneğin; vatan dediğimiz dağlardan, ovalardan, vadilerden, ırmaklardan oluşan bir coğrafyadan gazâ kelimesini çıkardığınızda geriye vatan dediğimizde geriye topraktan, taştan, dereden başka ne kalır.

İşte düzenlenen konferanslarla, kamuoyunda millet olma şuurunun her gün biraz daha içinin boşaltıldığı bir zamanda unutulmaya yüz tutan kavramlarımızı yeniden bir bilinç anıtı şeklinde gündeme taşımayı amaçlıyoruz.

Soru: Gazâ anlayışını günümüz insanına nasıl anlatıyorsunuz?

Gökhan Serter:
Tarihten günümüze, zulmün var olduğu topraklara esenlik ulaştırmanın, bu topraklarda tutunmanın ve gazâ anlayışının sadece savaş zamanında değil, normal zamanda da sarınılması gereken ve bağlı kalınması gereken bir anlayış olduğunu toplumumuzun ve özellikle genç nesillerimizin gündemine taşımak istiyoruz.

Şehitlerimizin ve gazilerimizin rahmetle ve minnetle yad edilmesine, belki de bir türbeden, kabirden ibaret olarak unutulmuş nice gazinin, alplerin, gazi erenlerin hatırlanmasına vesile olmak, medeniyetimizin insanlığa sunacağı nice değeri yeniden insanlığa ulaştırma ülküsünü hatırlatmak istiyoruz.

Soru: “Gazâ” kavramını nasıl tanımlıyorsunuz?

Gökhan Serter:
‘Gazâ Anlayışı ve Gazilik’ dediğimizde, gazâyı sadece tarihi bir askeri kavram olarak değil; inanmanın, azmetmenin, yeryüzünü esenlik ve barış yurduna dönüştürme gayesinin, vatan sevgisinin ve istiklal mücadelesinin, geleceğe güvenle bakmanın idealini kastediyoruz.

Zira gazâ ve gazilik; milletimizin tarih boyunca karşı karşıya kaldığı tehditler karşısında sergilediği inançlı duruşun, merhametin, fedakârlığın ve adalet bilincini ifade eden kavramlardır.

Gazâ anlayışı, sadece cihat meydanında alp, halkın arasında bir ahi, bir eren olarak yer almış tarihsel bir hatıra değil; bugün de milli birlik ve kardeşliği, toplumsal barışı ve dayanışmayı ayakta tutan, ortak değerlerimizi besleyen güçlü bir mirastır.

Bu mirasın doğru ve itibarını koruyarak genç nesillerimize aktarmak konusunda bir sorumluluk taşımamız gerektiğini hatırlatıyor.

Soru: Mehmet Akif’in dizeleri bu anlatımda nasıl bir yer tutuyor?

Gökhan Serter:
Özellikle konferanslarımızdaki anlatımın ana düşüncesini ifade etmesi bakımından birçok şiirinde olduğu gibi İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’in Safahat’ında geçen;

“Enbiya yurdu bu toprak şüheda burcu bu yer;
Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer!
Dışı baştan başa bin nesl-i kerimin yadı;
İçi boydan boya milyonla şehit ecsadı.
Böyle bir yurdu elinden çıkaran nesli sefil,
Yerin üstünde muhakkar, yerin altında rezil!
Hem vatan gitti mi yoktur size bir başka vatan;
Çünkü miras yedi sail koğulur her kapıdan!”

Bu mısralar katıldığımız konferanslarda anlamak istediğimiz meselenin çerçevesini çizmektedir.

Soru: Vatan ve gazâ arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsınız?

Gökhan Serter:
“Enbiya yurdu bu toprak, şüheda burcu bu yer” dediğimiz bu vatan toprakları için, hep deriz cennet vatan diye; cennet olma sebebi o toprağın vatan olmasıyla ilgilidir.

Peygamberimiz (s.a.v)’in sancağından söz açıldığında gazâ kelimesinin anlam çerçevesinde; bir toprak parçasını, sıradan, ağaçtan, dağdan, taştan müteşekkil bir coğrafyayı vatana dönüştüren bir şey vardır. İşte o şey, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yeryüzünü mikroplanda cennete dönüştürme ülküsüdür.

O sancak bir yere ulaştığı an bir fetih gerçekleşir. İşte artık o coğrafyaya biz ‘vatan’ deriz. Orası ‘vatan’ olmuştur. Orada ay yıldızlı, al bayrak dalgalanmaya başlar. Orada artık merhametin, kardeşliğin ve adaletin bayrağı dalgalanmaktadır.

Orada ezanlar okunmaya başlar. O yerin vatan olduğunun işareti olarak bir ses duyulur minarelerden. O ses o minarelerden gittiğinde o coğrafya da vatan olma kimliğini kaybetmiştir.

İstiklal Marşımızda da ifade edildiği üzere;
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”

O ses; yurdumuzun üstünde inlediği sürece bu topraklar vatan olarak addedilebilir.

O ezan susturulduğu zaman bu coğrafyadan da adaletin, kardeşliğin ve merhametin sancağı yere düşmüş demektir.

Tarih boyunca milletimizin bağımsızlık sembolü olarak ezan ve bayrak ilk sırada yer almıştır. Bu iki sembolün var olduğu vatan topraklarında ise esasında mikroplanda cennete dönüşmesi tarih boyunca toplumumuzun ana gayesi olmuştur.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in;
“Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda” dediği;
“Şüheda fıştıracak toprağı sıksan şüheda” dediği,

bu cennet vatanın sancağını taşımak, bu cennet vatanın cennet olması için uğraşmak, bu topraklarda insanlar arasında merhametin, kardeşliğin, barışın, esenliğin yaşanması için çabalamak, bunun sorumluluğunu taşımak da gazâ düşüncesinin ufkunu belirlemektedir.

Soru: “Gazi olmak” sizin tanımınızla ne ifade ediyor?

Gökhan Serter:
Gazâ anlayışını taşıyanlar, gazâ anlayışıyla yaşayanlar bir fedakarlığın temsilcisi konumundadırlar. Bu açıdan ‘Gazi olmak’ demek sadece şehit kardeşlerinin şehadetine şahit olmak demek değildir.

Gazi olmak demek; o anlayışla, o ruhla fedakarlıkları göze almak demektir.

Soru: Gazâ kavramını tarihsel olarak nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Gökhan Serter:
Gazâ kelimesinin oluşturduğu anlam çerçevesini 4 ayrı dönemde ele alıyoruz.

İlk dönem; İslam’ın ilk dönemlerinde Peygamber Efendimizin sulh ve selamet dini olan İslam’ın yeryüzünde o çağda yaşanan zulümlerin, zorbalıkların, haksızlıkların ortadan kaldırılması için müşriklerle girdiği ve bizzat iştirak ettiği savaşları ifade eder.

İkinci dönemde; İslam’ın yayılmasının ardından Selçukluların Anadolu’da Türkmen beylerinin Batıdan Haçlı saldırılarına, Doğudan Moğol istilasına karşı giriştikleri mücadeleler ve Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren fetih anlayışı yer alır.

Üçüncü dönemde ise 1. Cihan Harbi’nde direniş ve kurtuluş mücadelesinin motivasyonunu teşkil eder. Çanakkale, Trablusgarp, Filistin, Kutu’l Amare, Sarıkamış, Yemen gibi vatan sathının bir çok cephesinde gazâ ruhuyla bir mücadele verilmiştir.  13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması üzerine, 19 Eylül 1921 tarihinde TBMM, Mustafa Kemal’e mareşal rütbesi ile birlikte gazi unvanı vermiştir. Anadolu’nun Gazi Mustafa Kemal’e olan inanç ve güveninde, bu ruhun Anadolu’nun sinesinde kökleşmiş olmasının büyük etkisi olmuştur.

Gaza Anlayışı, Mustafa Kemal’in de Milli Mücadele sırasında dayandığı dinamiklerden biri olmuştur. Milli Mücadele sırasında, Gazi Meclisi’nin düzenli ordusu, ilk  olarak İnönü Savaşları ve son zaferi olarak da Başkomutanlık Meydan Savaşı, halk arasında hala gazâ geleneğinin yaşadığı Batı Anadolu topraklarında kazanmıştır.

Dördüncü ve son dönem olarak da Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte özellikle emperyalist güçlerin vekalet savaşları çerçevesinde giriştikleri terör saldırılarına karşı verilen mücadele oluşturmaktadır. Bunun öncesinde ise İkinci dünya savaşı sonrasında şekillenen devletler arası ilişkilerin bir yansıması olarak kurulan paktlar arasında sürdürülen soğuk savaş usulleri gündeme gelmiştir. Bu ise Türkiye’nin NATO’ya girmesi sonrasında örneğin NATO’nun Kore’ye çıkartması sırasında Türkiye’nin de asker göndermesi sebebiyle Kore Gazilerini anabiliriz. Yine Kıbrıs’ta 1960 yıllarından itibaren sistematik olarak haksızlığa ve mezalime uğramasının ardından 1974 Kıbrıs Çıkarması ile mehmetçiğin Kıbrıs Mücahitleri ile giriştiği mücadelede Kıbrıs Gazileri ile birlikte ‘gazi’ kavramı halkımız arasındaki yerini bir kez daha hatırlatmıştır.

Özellikle 1984 sonrasında PKK olsun, FETÖ olsun birçok farklı terör gruplarının emperyal güçlerin emrinde toplumumuzun güven ve huzuruna kasteden fiillerine karşı koyarken canını feda eden şehit ve gazilerimizin varlığı yine ‘Gazâ Anlayışı ve Gazilik kavramını yeniden düşünmemize ve gündemde tutmamız gerektiğine dair işaretler vermektedir.

Bu vesileyle asırlardır insanlığa adalet ve merhametin, kardeşliğin sancağını ulaştırmak yolunda feda-i can eyleyen şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Ateş çemberi arasında kalmış ülkemizi ve nize alemi İslam toprağını yeniden ‘gazâ sancağı’ altında birliğe ve dirliğe ulaştırmasını Rabbimizden niyaz ediyorum.

Exit mobile version