Bazen Sorun Tabağımızda Değil

Bazen Sorun Tabağımızda Değil

Geçtiğimiz günlerde bir danışanım bana şöyle dedi:

“Hocam, gerçekten anlamıyorum. Eskisi kadar yemiyorum, yürüyüş yapıyorum, tatlıyı azalttım ama yine de kilo veremiyorum.”

Bu cümleyi meslek hayatım boyunca sayısız kez duydum. Çoğu zaman insanlar kilo veremediklerinde ilk olarak ekmeği, makarnayı, tatlıyı ya da kendilerini suçluyorlar. Oysa biraz sohbet etmeye başladığımızda çoğu zaman farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Yoğun iş temposu, aile sorumlulukları, ekonomik kaygılar, düzensiz uyku, sürekli yetişmeye çalışılan işler…

Yani bazen konuşmamız gereken şey kişinin ne yediği değil, nasıl bir hayat yaşadığı oluyor.

Çünkü kilo yönetimi yalnızca tabağımıza koyduklarımızla ilgili değildir. Uyku kalitemiz, fiziksel aktivite düzeyimiz, stres yükümüz ve günlük yaşam alışkanlıklarımız da vücut ağırlığımız üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Modern yaşamın temposu birçok insanı farkında olmadan kronik stres altında yaşamaya itiyor. Vücudumuz ise stresi yalnızca psikolojik bir durum olarak değerlendirmiyor. Tam aksine, bunu bir tehdit olarak algılıyor ve buna göre bazı fizyolojik yanıtlar oluşturuyor.

Tehlike algılandığında başta kortizol olmak üzere çeşitli hormonlar devreye giriyor. Kısa süreli stres durumlarında bu sistem son derece faydalı. Ancak stres günlerce, haftalarca ve aylarca devam ettiğinde vücut sürekli alarm halinde kalmaya başlıyor.

İşte kilo yönetimini zorlaştıran noktalardan biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Uzun süreli stres uyku düzenini bozabiliyor. Oysa kaliteli uyku; iştah kontrolünden enerji metabolizmasına kadar birçok mekanizmanın sağlıklı çalışmasında önemli rol oynuyor. Yetersiz uyuyan kişiler gün içerisinde daha yorgun hissedebiliyor, daha az hareket edebiliyor ve besin seçimlerinde daha pratik ama daha yüksek kalorili seçeneklere yönelebiliyor.

Bunun yanında stres altındaki bireylerde düzenli egzersiz alışkanlığını sürdürmek de zorlaşabiliyor. Gün sonunda kişi fiziksel olarak değil, zihinsel olarak yorulmuş oluyor. Bu nedenle yürüyüş yapmak, spor salonuna gitmek ya da kendine zaman ayırmak çoğu zaman erteleniyor.

Aslında tek başına bakıldığında küçük görünen bu değişiklikler zamanla birikerek kilo kontrolünü etkileyebiliyor.

Burada önemli olan bir başka nokta ise şu: Stres herkesi aynı şekilde etkilemez.

Bazı kişiler stresli dönemlerde daha fazla yemek yerken bazı kişilerde iştah azalabiliyor. Kimileri kilo alırken kimileri kilo kaybedebiliyor. Bu nedenle stres ve kilo ilişkisini tek bir kalıba sokmak mümkün değil.

Ancak bilimsel çalışmaların da gösterdiği gibi, kilo yönetimi yalnızca kalori hesabından ibaret değildir. Elbette enerji dengesi önemlidir. Fakat sağlıklı bir metabolizma; hormonal denge, kaliteli uyku, düzenli hareket ve psikolojik iyilik haliyle birlikte değerlendirilmelidir.

Meslek hayatım boyunca şunu fark ettim:

Bazen kişinin değiştirmesi gereken ilk şey tabağındaki ekmek miktarı değil, omuzlarında taşıdığı yükün ağırlığı oluyor.

Çünkü sürekli yorgun, sürekli kaygılı ve sürekli yetişmeye çalışan bir bedenin sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklar oluşturması da kolay olmuyor.

Bu nedenle kilo verme sürecine yalnızca tartı üzerinden bakmamak gerekiyor. Bazen başarı; birkaç kilo vermekten önce daha iyi uyuyabilmek, gün içinde daha fazla hareket edebilmek, kendine biraz zaman ayırabilmek ve stresle daha sağlıklı baş edebilmektir.

Çünkü sağlıklı yaşam yalnızca kilo vermekten ibaret değildir. Sağlıklı yaşam; bedenin, zihnin ve günlük alışkanlıkların bir bütün olarak uyum içinde çalışabilmesidir.

Unutmayalım ki bedenimiz yalnızca yediklerimize değil, yaşadıklarımıza da tepki verir. Bu yüzden kilo verme yolculuğunda kendimize bazen şu soruyu sormamız gerekir:

Sorun gerçekten tabağımda mı, yoksa hayatımın başka bir yerinde mi?

Herkese sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

Exit mobile version