Yılbaşı bitti. Şehir dışına gidenler döndü, misafirler ağırlandı, sofralar kuruldu, kutlamalar yapıldı. Birkaç gün boyunca hayat sanki “tatil moduna” geçti. Masalar biraz daha doldu, porsiyonlar biraz büyüdü, gece uykuları değişti, su içmek aksadı… Ve bugünlerde çoğumuz aynı hissi paylaşıyoruz: “Sanki şiştim, midem rahat değil, tartıda da bir hareket var.” İşin güzel yanı şu — bu his çoğu zaman kilo almakla değil, vücudun geçici tepkisiyle ilgili.
Vücudumuz, normal düzenin dışına çıktığımızda hemen tepki verir. Daha tuzlu yiyecekler, geç saatlerde yapılan atıştırmalar, şekerli tatlılar, daha az su tüketmek… Tüm bunlar vücutta su tutulmasına (ödem) yol açar. Tartıda gördüğümüz 1–2 kiloluk artışın büyük kısmı bu yüzden olur. Bu kilo değildir; hücrelerin su tutmasıdır. Özellikle tuzlu yemekler sonrasında böbrekler dengeyi sağlamak için sodyumu içeride tutar, su da onun peşinden gelir. Sonuç: Yüzde şişlik, parmaklarda sıkışma hissi, karında doluluk… Kısacası, “ödem” dediğimiz tablo.
Burada yapılacak en doğru şey, paniğe kapılıp sert diyetler başlamak değil; rutinlere geri dönmektir. Çünkü vücut dengeyi sever. Düzenli saatlerde yemek yemek, bol su içmek, lifli ve sebze ağırlıklı tabaklara yönelmek, bir de hafif hareket eklemek — birkaç gün içinde ödemin büyük bölümünü zaten çözer. Yani “bu hafta aç kalayım, iki gün sadece salata yiyeyim” yaklaşımı aslında metabolizmayı yorar, hatta bazen daha çok su tutmaya sebep olur.
Biraz bilim konuşalım. Enerji dengesinde kalori fazlası uzun süre devam ederse yağlanma olur. Ama bir–iki günlük kaçamaklar çoğunlukla yağ değil, glikojen dediğimiz depo karbonhidratların dolmasına yol açar. Glikojen her gram başına yaklaşık 3 gram su tutar. Yani birkaç gün bol karbonhidrat, az hareket… tartıda +2 kilo. Fakat düzen geri geldiğinde, bu depolar yavaş yavaş çözülür ve suyla birlikte atılır. O yüzden yılbaşından sonra görünen artışı “kalıcı kilo” gibi düşünmek gereksizdir. Vücudu sakinleştirip sisteme geri döndürmek yeterli.
Peki nereden başlayalım? Önce uyku saatlerini toparlamakla. Çünkü uykusuz kaldığımızda açlık hormonumuz ghrelin artar, tokluk hormonu leptin azalır. Yani normalden fazla acıkır, doymakta zorlanırız. İkinci adım, su. Gün içine yayılan 1,5–2 litre su, hem böbreklerin çalışmasını destekler hem de ödemin çözülmesine yardım eder. Üçüncü adım, sebzeyi artırmak. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler, sindirimi rahatlatır, ayrıca kan şekeri dalgalanmalarını azaltır. Yılbaşından sonra şişkinlik yaşayanların çoğu, yalnızca bu üç adımla bile ciddi rahatlama yaşar.
Bu dönemde bitki çayları da güzel destek olabilir; ama “mucize beklemeden”. Rezene, papatya, ıhlamur gibi sakinleştirici çaylar sindirimi rahatlatır. Maydanoz suyu, kiraz sapı gibi seçenekler ödemde yardımcı olabilir; fakat kronik hastalığı olanların ve ilaç kullananların mutlaka dikkatli olması gerekir. Asıl önemli olan, çayın değil düzenin şifa vermesidir. “Bir bardak içtim, her şey düzeldi” diye bir gerçek yok.
Beslenmede ise “sıfırdan başlıyormuş” gibi davranmaya hiç gerek yok. Tabağı yarı yarıya sebze–salata ile doldurmak, proteini ihmal etmemek (yumurta, yoğurt, kuru baklagiller, et–balık–tavuk), beyaz ekmek yerine tam tahıllara yönelmek, akşamları çok geç yememek… Bunlar aslında hep bildiğimiz ama tatil günlerinde biraz uzaklaştığımız şeyler. Geri dönmek yeterli. İnanın, üç–dört gün düzenli gittiğinizde hem tartıda hem aynada farkı hissedersiniz.
Bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Suçluluk duymak, metabolizma için hiçbir fayda sağlamıyor. Yılbaşıydı, sevdiklerinizle sofraya oturdunuz, güzel yemekler yediniz, muhtemelen tatlı da oldu. Bu çok normal. Sağlıklı yaşam, bu keyifleri tamamen silmek değil; keyiften sonra dengeyi geri çağırmayı bilmek. Bazen bir yürüyüşle, bazen daha hafif bir akşam yemeğiyle, bazen de “bugün kendime iyi bakacağım” demekle.
Bugün, 2026 için kendimize dev listeler yazmak yerine, küçük ama gerçekçi bir başlangıç yapabiliriz: Saatli öğünler, su şişesini yanımızdan ayırmamak, bir tık daha hareket… Hepsi yapılabilir. Vücudumuz, bu sinyalleri çok hızlı anlar. Birkaç gün içinde şişkinlik azalır, enerji toparlanır, zihin bile daha berrak hisseder. Çünkü denge yalnızca tartıda değil, ruh halinde de kendini gösterir.
O zaman şöyle diyelim: Tatil bitti, şehir sakinleşti, biz de yavaş yavaş yerimize oturalım. Rutinlerimize dönelim. Ödem varsa sabırla çözülsün, telaş olmasın.
Herkes hazırsa… rutinimize başlıyoruz.
Ve evet: Herkese sağlıklı, dengeli ve huzurlu günler.

YORUMLAR