Mideyle ilgili şikayetler son yıllarda o kadar arttı ki… Danışanlarımla konuşurken en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Hocam midem yanıyor.” Bazısı sabah aç uyanınca yanma hissediyor, bazısı yemek sonrası şişkinlikten rahatsız oluyor, bazısı da “ne yesem dokunuyor” diye anlatıyor. Kimi zaman gastrit deniyor, kimi zaman reflü, kimi zaman da Helicobacter pylori çıkıyor. Ama isimler değişse de çoğu kişinin ortak derdi aynı: Mide artık eskisi gibi rahat değil.
Önce şu gerçeği kabul edelim: Mide hastalıklarında beslenme, sadece “daha hafif yemek” demek değildir. Beslenme; mide asidinin dengesi, mide mukozasının korunması, şikayetlerin azalması ve tedavinin daha iyi sonuç vermesi açısından çok önemli bir parçadır. Özellikle gastrit gibi mide yüzeyinin hassaslaştığı durumlarda, yanlış besin seçimleri mideyi sürekli tetiklerken; doğru seçimler mideye gerçekten nefes aldırabilir. Bu yüzden mide şikaayeti yaşayan biri için mesele sadece “ilaç içtim geçti” değil, aynı zamanda “ben mideme nasıl davranıyorum?” sorusudur.
Gastrit dediğimiz şey aslında mide iç yüzeyinin iltihaplanması ya da tahriş olmasıdır. Yani mide kendini koruyan tabakasında bir hassasiyet oluşur. Bu hassasiyet olduğunda, normalde sorun yaratmayan bazı yiyecekler bile kişiyi rahatsız edebilir. Çok baharatlı yemekler, aşırı yağlı kızartmalar, asitli içecekler, aç karnına içilen sert kahveler, sigara, alkol… Hepsi mideyi daha da “savunmasız” hale getirebilir. Bu yüzden gastrit yaşayan birinin mideyi sakinleştiren bir düzene ihtiyacı olur.
Helicobacter pylori konusu ise ayrıca önemli. Çünkü Helicobacter, midede yaşayabilen bir bakteridir ve bazı kişilerde gastrit, ülser gibi sorunlara zemin hazırlayabilir. Burada kritik nokta şu: Helicobacter varsa çoğu zaman tedavi sadece beslenmeyle olmaz; doktorun planladığı antibiyotik ve mide koruyucu tedaviler gerekir. Ama beslenme yine devreye girer. Çünkü tedavi sürecinde mideyi daha az zorlamak, şikayetleri azaltmak ve iyileşme sürecini desteklemek mümkündür. Yani beslenme “tedavinin alternatifi” değil, tedavinin destekçisidir.
Mide şikayetlerinde en çok yapılan hatalardan biri, uzun süre aç kalmaktır. Bazı insanlar “midem yanıyor, o zaman hiç yemeyeyim” diye düşünüyor. Oysa mide uzun süre boş kaldığında asit, mide duvarını daha fazla rahatsız edebilir. Bu yüzden özellikle gastrit ve reflüye eğilimi olan kişilerde öğün aralarını çok uzatmamak işe yarar. Az az ama düzenli beslenmek, mideyi bir anda yüklememek, mideye en iyi gelen alışkanlıklardan biridir.
Bir diğer önemli konu da yeme hızıdır. Çok hızlı yemek, yeterince çiğnemeden yutmak, üzerine hemen çay-kahve içmek… Bunlar mideyi daha fazla zorlar. Mideyi rahatlatmanın en basit yollarından biri bile bazen “yavaşlamak”tır. Çünkü mide sadece ne yediğimizle değil, nasıl yediğimizle de ilgilenir. Bu yüzden ben mide şikayeti olan kişilere hep şunu söylerim: Yemeği küçümsemeyin, lokmayı küçümsemeyin. Mide, aceleyi sevmez.
Peki mideyi en çok neler tetikler? Herkesin hassasiyeti farklı olabilir ama genel olarak çok acı-baharatlı yiyecekler, kızartmalar, aşırı yağlı yemekler, çikolata, nane, domates sosları, soğan-sarımsak, turşu gibi çok ekşi ve tuzlu gıdalar bazı kişilerde yanmayı artırabilir. Kahve de özellikle aç karnına içildiğinde mideyi zorlayabilir. Asitli içecekler ve enerji içecekleri ise çoğu zaman şikayetleri belirginleştirir. Burada amaç “hayat boyu yasak” değil; mideyi sakinleştirene kadar bir süreliğine tetikleyicileri azaltmak ve sonra kontrollü şekilde değerlendirmektir.
Mideyi rahatlatan tarafta ise daha yumuşak, daha az yağlı, daha düzenli bir beslenme öne çıkar. Çorbalar, yoğurt, kefir (herkeste değil ama çoğu kişide), haşlama veya fırın yemekler, iyi pişmiş sebzeler, muz gibi mideye daha yumuşak gelen meyveler, yulaf gibi lifli ama mideyi çok zorlamayan seçenekler… Bunlar kişiye göre iyi bir başlangıç olabilir. Ama burada da şunu unutmamak gerekiyor: Mide hastalıklarında “tek doğru liste” yoktur. Kimi yoğurtla rahatlar, kimi yoğurtla daha çok yanar. O yüzden mideyi anlamak, kişiye özel ilerlemek gerekir.
Reflüden de bahsetmeden olmaz. Reflüde mide içeriği yemek borusuna doğru kaçtığı için yanma, ağza acı su gelmesi, boğazda tahriş gibi şikayetler olur. Reflüde beslenmenin yanında yaşam tarzı da çok önemlidir. Geç saatte yemek, yemekten hemen sonra uzanmak, yatmadan önce atıştırmak, çok büyük porsiyonlar… Bunlar reflüyü artırır. Bazen sadece akşam yemeğini biraz erkene çekmek ve porsiyonu küçültmek bile büyük fark yaratır. Aynı şekilde gece yatarken başı biraz yükseltmek gibi küçük önlemler de rahatlatıcı olabilir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Mide, stresle de çok bağlantılıdır. Bazı dönemlerde kişi aynı şeyi yer ama bir gün hiçbir şey olmazken, başka bir gün mide hemen yanar. Çünkü mide sadece yediğimizden değil, yaşadığımızdan da etkilenir. Stres arttığında mide daha hassas hale gelebilir. Bu yüzden mide şikayeti olan kişilerin kendine “biraz daha yavaşlama” izni vermesi bazen en iyi ilaçtır.
Gastrit, reflü ya da Helicobacter… İsimler farklı olabilir ama temel yaklaşım aynı: Mideyi yormayan bir düzen kurmak, tedaviyi aksatmamak ve beslenmeyi destekleyici bir araç olarak görmek. Çünkü mideyi sakinleştirdiğimizde, sadece yanma değil; uyku, enerji ve günlük yaşam kalitesi de toparlanır.
Umarım bu yazı, mide şikayeti yaşayanların kafasındaki soru işaretlerini biraz olsun azaltmıştır. Herkese sağlıklı ve güzel günler diliyorum. 🌿

