Okullar kapanır kapanmaz çıraklık dönemi hemen başlardı. Bu okuldan katı ve daha sabır gerektiren yeni bir çalışma dönemiydi bizim için. Yaz için özel çalışma kıyafetleri seçilir, tokya denilen terliklerle süslenir, yeni ve farklı bir çalışma düzenine geçilirdi. En cazip ve temiz çıraklık için terzi dükkanları seçilirdi. Kocaman bir masa üzerinde büyük makaslar ve sabun kalemle çizgiler çizerek kesim yapan ustanın yanı sıra ceketçi kalfalar ve on ların yardımcıları ve biz. Kocaman masada kesim yapılmayan zamanlarda üç dört çocuk masanın altına girer ve eve yemeğe gitme saatini iple çekerdik.
Kısık sesle de olsa aramızdaki konuşmalar gülüşmelere neden olup bu davranışın ölçüsünü kaçırdığımızda dayak yediğimiz de olurdu çünkü oraya emanet edildiğimizde eti sizin kemiği bizim denilmişti.
Tarihe Düşülecek Notlar (7): Besni’de Hoşgörü Öyküleri
Pantolon çevreleri overlok olmadığından el ile yapılır ve ilk işimiz o olurdu. Bitirdiğimizde sanki pantolonu biz diktik sanardık. Gün içinde sırayla pazaryerindeki çeşmeden su getirmeye gitmek ve usta ile kalfaların evlerine yaptıkları alışverişleri götürmekti bir başka önemli işimiz.
Öğlen yemeği için belirlenen saati geçirdiğimizde bize kızan usta veya kalfalarımız aslında hoşumuza gider ve dükkan için değerli olduğumuz fikrine kapılırdık. Ustanın evine bir şeyler götürdükten sonra dükkana akşam için avlamız tarafından verilen siparişler ile dönerdik ve söze; usta, avlam dedi ki… diye başlar ve istenilenleri sıralardık. Yanında çalıştığın ustanın hanımına avla denirdi. Yıllar sonra ustamızın
hanımı için söylediğimiz avla kelimesinin ne anlama geldiğini öğrendiğimde avlam bir kez daha büyümüştü gözümde.
Avla çok çocuklu kadın, doğurgan kadın ve kısır olmayan kadın anlamı na gelen Farsça “Avl” kökünden dilimize girmiş. Bir başka anlamda işçi ile işveren arasında bir aile oluşumu sağlanıyor ve duygusal bir bağ kuruluyordu. Ben de senin çocuğunum veya sen de benim bir evladımsın demek gibi bir anlam yüklüyordu bu kelime.
Tarihe Düşülecek Notlar (6): Nedimin Kahvesi
Günümüz gençliğini çağın en büyük kötülüğü sayılan uyışturu be benzeri kötülüklerden korumanın en güzel yolu çıraklık ve kalfalık dönemleri ile Usta eğitimi almaları olduğunun her yerde altını çizerim ve derim ki ” Öğlen Usta Sofrası,Akşam Aile Sofrası “ Gençleri Kalkan gibi kötülüklerden korur.
O dönemin bir başka güzelliği ise dükkan veya ustanın evi için yapılan alışverişlerde gittiğimiz her dükkanda söze; falanca ustamın selamı var, bir kilo et versin veya başka bir şey diye başlardık. Söze ve ustam sonra parasını verecekmiş diye bitirirdik. Bizim ustalarımızın selamının limiti hiç ama hiç dolmazdı. Ustalarımızın selamı şimdiki bonuslardan çok daha değerliydi. Besni Esnaflığına değer katan Ustalarımızı rahmet ve minnetle anıyorum…

