Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muhammed Mustafa Dicle

Zamanın Kalbinde Bir Çatlak

Bazı şeyleri zamanında anlayamıyor insan.
Oysa hayat, her şeyi gösteriyor aslında.
Bize düşen sadece bakmak değil, görmeyi öğrenmek.
Zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz.Çocukluk dediğimiz şeyin, bir öğleden sonranın içine sığabilecek kadar kısa olduğunu büyüdükçe anlıyoruz.
Bir zamanlar hiç bitmeyecek sandığımız günler, birer birer elimizden kayıp gidiyor.Önce oyun oynadığımız sokaklar değişiyor.Sonra aynı sofraya oturduğumuz insanlar eksilmeye başlıyor.
Bir sabah kalkıyorsunuz ve her şeyin bambaşka olduğunu fark ediyorsunuz.Ve o an anlıyorsunuz ki; zaman dediğimiz şey, geriye dönüp baktığımızda sadece anılardan ibaret.
Ama en acısı ne biliyor musunuz?
Zaman geçerken, geride bıraktığımız her şeyin tam olarak ne zaman kaybolduğunu hatırlayamıyoruz.
Birinin sesini ne zaman unuttuğumuzu, bir alışkanlığın ne zaman terk edildiğini, bir sevdanın hangi gün yavaş yavaş eksildiğini fark edemiyoruz.Sanki her şey sessizce, kimseye haber vermeden bizden uzaklaşıyor.Ve biz, yıllar sonra o boşluğa baktığımızda, kayıplarımızın ne kadar büyük olduğunu anlıyoruz.
Çocukken, insan her şeyin sonsuz olduğunu sanıyor.Annenin sesi, babanın eli, sevdiğin arkadaşın kahkahası…Her şey hep orada olacakmış gibi geliyor.Ama sonra fark ediyorsun ki bazı şeyler sadece hatıralarda kalıyor.
Çocukken oturduğumuz eski evler…
İlk bisikletimizin düştüğü kaldırım…
Anneannemizin elinden yediğimiz bir tatlı…
Babamızın sırtımıza vurduğu dostça bir tokat…
Bunların hepsi, gün gelip bir şarkının içinde, eski bir fotoğrafın köşesinde, ya da tanıdık bir kokuda bizi ansızın yakalıyor.

Ve o zaman anlıyoruz ki; geçmiş dediğimiz şey aslında hâlâ içimizde yaşamaya devam ediyor.
Zamanın en acı yanı, onun geri getirilemez olması.Bazen bir sabah uyanıyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki, o güzel günlerin üzerinden yıllar geçmiş.Eski dostlar uzaklaşmış, aile bireyleri eksilmiş, çocukluk anıları silinmeye yüz tutmuş.Kimi zaman bir şarkının içinde, kimi zaman eski bir defterin arasında, kimi zamansa bir rüyanın tam ortasında çıkıyor karşımıza geçmişin izleri.
İnsan en çok ne zaman büyür, biliyor musunuz?
Sevdiklerini kaybettiğinde.Güldüğü yerlerde hüzün duyduğunda.
Bir sabah uyandığında, eski günlere dair anılarını hatırlarken gözleri dolduğunda.
Çünkü büyümek dediğimiz şey, biraz da eksilmektir.Öğrenmek, fark etmek, kabullenmektir.
Bazı şeylerin geri gelmeyeceğini, bazı yolların artık yürünmeyeceğini, bazı seslerin sonsuza dek susacağını anlamaktır.Ve insan en çok, en güzel zamanlarını hatırlarken hüzünlenir.
Çünkü bilir ki o anlar artık sadece hafızasının derinliklerinde birer gölge gibi yaşamaktadır.
Eskiden bayram sabahları farklı olurdu mesela…
Bir çocuğun gözlerindeki sevinç, bayramlık ayakkabısını yatağının kenarında bekletişi, sofrada büyüklerin elini öpüşü…Ama sonra bir sabah kalkıyorsun ve fark ediyorsun ki o eski bayramlar da kaybolmuş.Eskiden evler daha sıcak, insanlar daha yakın, sokaklar daha neşeliydi.Şimdi her şey daha hızlı, daha soğuk, daha yabancı…
Bir zamanlar büyüklerin anlattığı eski hikâyeleri dinlerdik.Oysa şimdi biz anlatıyoruz.Ve anlatırken anlıyoruz ki, biz de yavaş yavaş geçmişin bir parçası olmaya başlıyoruz.
İnsan kaybettikçe fark ediyor değerini her şeyin.
Bir annenin sesi, bir babanın gölgesi, bir dostun varlığı, bir sevdanın sıcaklığı…Her şey zamanın içinde kaybolup giderken, içimizde bir yerlerde yaşamaya devam ediyor.
Bir gün bir fotoğrafa bakarken, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ediyorsunuz.Evinizin duvarına asılı, yıllar öncesine ait bir fotoğraf…O fotoğraftaki insanların bazıları artık yok.Bazıları uzaklara gitmiş, bazıları zamana yenilmiş.Ama hepsi orada, o karede, o anın içinde donup kalmış.Ve siz, o fotoğrafa her baktığınızda geçmişle aranızdaki o ince bağı hissediyorsunuz.
Belki de bu yüzden, insan ne kadar ileriye gitse de, kalbinin bir yanı hep geçmişte kalıyor.
Çünkü ne kadar ilerlersek ilerleyelim, içimizde hâlâ çocukken elinden tutulan o küçük çocuğun izleri var.Hâlâ eski bir sokağın köşesinde oyun oynayan halimiz, hâlâ eski bir sandalyede oturup çay içen büyüklerimiz var.
Ve bir gün, bir sabah, içimizdeki çocuk bile büyüyor.
Eski şarkılar daha fazla hüzün veriyor, eski cümleler daha anlamlı geliyor.
Bir kitabın kenarına yazdığımız tarih, bize zamanın ne kadar acımasız olduğunu hatırlatıyor.
Ve biz, dönüp geçmişe baktığımızda, kaybettiklerimizin aslında hâlâ bizimle olduğunu fark ediyoruz.
Zaman geçiyor, insanlar değişiyor, hayat akıp gidiyor.
Ama bazı şeyler, hatıralar, kokular, sesler hiç değişmiyor.
Bir gün sokakta yürürken burnumuza gelen eski bir koku, bizi çocukluğumuza götürebiliyor.
Bir anda çalan bir şarkı, bizi yıllar öncesine taşıyabiliyor.
Bazı kelimeler, bazı cümleler, bazı anlar, insanın içinde bir ömür boyu yaşamaya devam ediyor.
Bugün belki eski bir şarkıyı bulup açmalı, belki çocukken sevdiğimiz bir tatlıyı alıp bir parça yemeli, belki de eski bir dostu arayıp “Nasılsın?” demeli…
Çünkü bazı insanlar yanımızda olmasa da, onları hatırladıkça biraz daha yaşarlar.
Ve bazı hatıralar, bizi hayata biraz daha bağlar.
________________________________________
Bu ayın sözü: “İnsan en çok özlediği zaman büyür’’
Bu ayın kitabı: Son Kuşlar- Sait Faik
Bu ayın şiiri: Ne İçindeyim Zamanın -Ahmet Hamdi TANPINAR.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER