Sıradan Bir Kadından Sınırları Aşan Bir Varlığa
Tayvan’ın başkenti Taipei’de yaşayan Lucy, erkek arkadaşının kurduğu tuzak sonucunda kendisini acımasız bir suç örgütünün elinde bulur. Vücudunda uyuşturucu madde taşımaya zorlanan genç kadının hayatı, maddenin kana karışmasıyla tamamen değişir.
Zihinsel ve fiziksel yetenekleri hızla gelişmeye başlayan Lucy; öğrendiği hiçbir şeyi unutmayan, çevresindeki olayları kontrol edebilen ve insan bedeninin sınırlarını aşan bir karaktere dönüşür. Ancak güçleri arttıkça onu insan yapan duygular da giderek silikleşmeye başlar.
Film, tam bu noktada sıradan bir aksiyon hikâyesinin dışına çıkarak seyirciyi bilgi, zaman, insanlık ve varoluş üzerine düşünmeye davet ediyor.
Aksiyonun İçine Gizlenen Felsefi Sorular
“Lucy” ilk bakışta uyuşturucu çeteleri, silahlı çatışmalar ve takip sahneleriyle ilerleyen bir bilim kurgu-aksiyon filmi gibi görünüyor. Fakat hikâyenin altında çok daha büyük sorular bulunuyor:
İnsan her şeyi bilseydi mutlu olabilir miydi? Sınırsız bilgi, insanı özgürleştirir mi yoksa yalnızlaştırır mıydı? Bizi insan yapan zekâmız mı, yoksa duygularımız mı?
Lucy’nin zihinsel kapasitesi arttıkça korku, acı, şaşkınlık ve merhamet gibi insani tepkileri azalıyor. Böylece film, güçlenmenin her zaman insanlaşmak anlamına gelmediğini gösteriyor. Lucy daha fazla bilgiye ulaşırken bildiğimiz anlamda insan olmaktan da uzaklaşıyor.
Neden Hâlâ Konuşuluyor? Christopher Nolan’ın Yıldızlararası Filminde Sakladığı Mesaj Yıllardır Tartışılıyor
Scarlett Johansson Filmi Tek Başına Taşıyor
Scarlett Johansson, filmin başında korkmuş ve çaresiz bir genç kadını canlandırırken kısa süre içerisinde soğukkanlı, güçlü ve neredeyse ulaşılamaz bir varlığa dönüşüyor. Oyuncunun yüz ifadelerindeki ve beden dilindeki değişim, Lucy’nin geçirdiği dönüşümü seyirciye inandırıcı biçimde aktarıyor.
Morgan Freeman ise insan beyninin potansiyeli üzerine çalışan Profesör Samuel Norman karakteriyle hikâyenin bilimsel ve düşünsel tarafını temsil ediyor. Güney Koreli oyuncu Choi Min-sik de suç örgütünün acımasız lideri Bay Jang rolünde filmin tehdit duygusunu güçlendiriyor. Filmin başlıca oyuncu kadrosunda Amr Waked de bulunuyor.
Bilimsel Gerçek Değil, Etkileyici Bir Varsayım
Film, insanların beyinlerinin yalnızca yüzde 10’unu kullandığı düşüncesinden hareket ediyor. Ancak bu iddia bilimsel olarak doğru kabul edilmiyor. İnsanlar beyinlerinin yalnızca küçük bir bölümünü değil, farklı zamanlarda farklı bölgelerini kullanıyor.
Luc Besson da bu düşünceyi bilimsel bir gerçek sunmaktan çok, “Ya gerçekten böyle olsaydı?” sorusuna dayanan kurgusal bir çıkış noktası olarak kullanıyor. Dolayısıyla “Lucy”yi bir bilim dersi gibi değil, fantastik unsurlar taşıyan bir düşünce deneyi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Hızlı, Gösterişli ve Cesur Bir Anlatım
Yaklaşık 90 dakika süren film, seyirciyi uzun açıklamalarla yormuyor. Lucy’nin geçirdiği dönüşüm hızlandıkça filmin kurgusu ve görsel anlatımı da değişiyor. Doğa görüntüleri, hücresel yaşam, insanlığın gelişimi ve zaman kavramı ana hikâyeye eklenerek anlatıya belgesel havası kazandırıyor.
Özellikle filmin son bölümü, klasik aksiyon kalıplarını terk ederek daha soyut ve felsefi bir çizgiye yöneliyor. Bu tercih bazı seyircileri etkileyebilirken bazıları için hikâyenin gerçeklikten fazla uzaklaştığı hissini oluşturabilir. Nitekim film, gösterime girdiği dönemde görsel gücü ve Johansson’ın performansıyla övülürken bilimsel dayanağı ve mantık boşlukları nedeniyle eleştiriler de aldı.
İzlenmeye Değer mi?
“Lucy”, kusursuz veya bilimsel açıdan gerçekçi bir yapım değil. Hikâyenin bazı noktaları fazla hızlı geçiliyor, bazı yeteneklerin sınırları açıklanmıyor ve yan karakterler Lucy’nin dönüşümü karşısında geri planda kalıyor.
Buna rağmen film; temposu, başarılı oyunculukları, dikkat çekici görsel efektleri ve ortaya attığı büyük sorularla sonuna kadar merak uyandırmayı başarıyor. Özellikle kısa sürede başlayıp biten, aksiyonu yüksek fakat izleyicisine düşünecek bir şeyler de bırakan yapımları sevenler için güçlü bir seçenek.
Luc Besson’un yazıp yönettiği “Lucy”, yalnızca sıra dışı güçlere kavuşan bir kadının hikâyesi değil; bilginin, zamanın ve insan olmanın anlamı üzerine kurulmuş cesur bir sinema denemesi. Film bittiğinde geriye tek bir soru kalıyor:
İnsan zihninin bütün sınırları ortadan kalksaydı, hâlâ insan kalabilir miydik?
Editörün puanı: 8/10

