Hayat, durmaksızın akan ve bizi oradan oraya savuran hırçın bir nehir gibidir. Bu nehirde yolumuzu bulmaya çalışırken, bazen fırtınalara yakalanır, bazen akıntıya kapılırız. İşte tam o anlarda, ruhumuzun derinliklerinde hissettiğimiz o sarsılmaz güven duygusunun bir adı vardır: Baba.
Bugün Babalar Günü; yüreğimizdeki o en güvenli limana, o sessiz kahramana teşekkür etme vakti.
Bizler büyürken, babalarımızı birer dağ gibi görürüz. Rüzgar ne kadar sert eserse essin, fırtına ne kadar kuvvetli olursa olsun yıkılmayacağına inandığımız o koca dağlar… Çocukken babanın elini tutmak, tüm dünyayı fethedebilecek bir güce sahip olmak demektir. Onun arkasında durmak, gelebilecek her türlü kötülüğe karşı görünmez bir korumaya bürünmektir.
Ancak büyüdükçe anlarız ki o dağların da kendine has rüzgarları, kendi içlerinde fırtınaları varmış. Bir babanın yükü, çoğunlukla sessizliğinde gizlidir. Annelerin o can cana, göz göze sarıp sarmalayan şefkatinin yanında; babanın sevgisi bir gölge gibidir. Belki her an gözünüze çarpmaz ama başınızı ne zaman göğe kaldırsanız, sıcağın en kavurucu anında o serin gölgenin hep orada, tam arkanızda olduğunu bilirsiniz.
Bir babanın sevgisi süslü kelimelerle, pahalı hediyelerde aranmaz. O sevgi;
Nasır tutmuş ellerin eve getirdiği helal lokmada,
“Siz yiyin, ben doydum” diyen o fedakar fısıltıda,
Gece herkes uyuduktan sonra üstünüzü örten o ürkek dokunuşta,
Ve siz başarıya koşarken, arkadan sizi gururla sesizce ve yaşlı gözlerle izleyen o derin bakışlarda gizlidir.
“Çocuğum kimseye muhtaç olmasın, gerekirse üzerimdeki ceketi satarım,” dediği o güven dolu cümlede anlarız babamız olduğu sürece sırtımızın yere gelmeyeceğini…
Onlar kelimelerle arası çok iyi olan adamlar değillerdir belki. “Seni seviyorum” demek yerine, “Yemek yedin mi?”, “Paran var mı?”, “Hava soğuk, kalın giyin,” derler. Çünkü bir babanın lügatinde sevmek; korumaktır, kollamaktır, kendinden önce yaşatmaktır.
Zaman acımasız bir fotoğraf karesi gibi. Biz büyürken, o koca dağların saçlarına aklar düşürüyor, adımlarını yavaşlatıyor, o güçlü omuzları biraz olsun büküyor. İşte tam da bu yüzden, yanı başımızdalarken o gölgenin kıymetini bilmek, o nasırlı elleri öpüp başa koymak belki de hayattaki en büyük borcumuz.
Ve son cümlelerime geçmeden önce babama seslenmek istedim.
Ben babasından korkarak büyüyenlerden olmadım aksine en yakın arkadaşı babası olanlardan oldum. Başım her sıkıştığında saklamak yerine ilk koştuğum kişiydi. Yeri geldiğinde en büyük sırdaşım “baba bunu anneme bile söyleme sadece sana söyledim” cümlesini sıklıkla tekrarladığım anlarda bile “kızım saçmalama söylemem kimseye” cevabını bıkmadan verdi. Gözlerime baktığı anda canımın sıkkın olduğunu hep ilk o anladı. Benim kahramanım hep sendin baba…
Senin kızın olduğumu söylediğimde bende oluşan o haklı gururu sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da kalbim sonsuza kadar sana minnettar. İyikilerimin yetmeyeceği kadar iyi ki baba…
Bugün, hayatımız boyunca bize rehberlik eden, düştüğümüzde kaldırmaktan ziyade bize kendi başımıza ayağa kalkacak cesareti veren tüm babaların günü. Başımızdaki o sarsılmaz çınarların, gölgesini üzerimizden eksik etmeyenlerin günü…
Yanımızda olan, varlığıyla yolumuzu aydınlatan tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun. Ve bugünü bir yanı eksik, gözü buruk geçirenler… Unutmayın ki bir babanın gölgesi, o göğe göçse bile evladının yüreğinden asla çekilmez. Emaneti, sizde yaşayan o gururlu varoluştur.
Tüm babalarımızın Babalar Günü kutlu olsun.


YORUMLAR