Kurban Bayramı yaklaşırken birçok kişinin aklında benzer cümleler dönmeye başlıyor…
“Bu bayram biraz kaçacak ama sonrasında toparlarım.”
“Bayramda diyet mi olur?”
“Bugün serbest, pazartesi başlarım.”
Aslında çoğu zaman bayram sofralarında konuştuğumuz şey yemeklerden çok, yemekle kurduğumuz ilişki oluyor.
Çünkü Kurban Bayramı sadece etten, tatlıdan ya da kalabalık sofralardan ibaret değil. Aynı zamanda ikramların arttığı, “bir lokmadan bir şey olmaz” cümlesinin sık duyulduğu, bazen de kişinin kendi bedeninin sesini duymayı unuttuğu bir dönem…
Ve açık konuşmak gerekirse ben hiçbir zaman danışanlarına korkuyla yaklaşan bir diyetisyen olmadım.
“Yeme.”
“Bozarsın.”
“Kaçamak yaptın.”
diyen biri de olmadım.
Hatta çoğu zaman;
“Afiyet olsun, bal şeker olsun… Hadi devam edelim.”
diyen bir diyetisyen oldum.
Çünkü biliyorum ki bir öğün, bir tatlı ya da bir bayram sofrası tek başına hiçbir şeyi bozmaz. Ama kişinin suçluluk hissiyle hareket etmeye başlaması, “nasıl olsa bozdum” düşüncesine kapılması, bazen asıl dengeyi orada kaybettirebilir.
Bayramlarda en sık gördüğümüz şeylerden biri de “telafi” düşüncesi oluyor.
Bir gün fazla yenildiğinde ertesi gün aç kalmaya çalışmak, sürekli tartılmak ya da kendini cezalandırmak…
Oysa beden pazarlık sevmez.
Aşırı kısıtlama çoğu zaman yeni bir aşırı yeme döngüsünü beraberinde getirir.
Bir de bayramlarda sadece sofralar büyümüyor…
Bazen yorumlar da büyüyor.
“Kilo mu aldın sen?”
“Biraz yaramış bayram.”
“Hadi bugün de ye, zaten bozmuşsun.”
gibi cümleler çoğu zaman söylenip geçiliyor.
Ama kişinin bedeniyle ilgili yapılan yorumlar, bazen düşünüldüğünden çok daha fazla iz bırakabiliyor.
Belki de tam bu yüzden bayramda birbirimize sadece yemek ikram etmeyi değil, biraz daha nazik konuşmayı da hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü hiç kimse bir bayram sofrasından mutsuz ayrılmayı hak etmiyor.
Bu yüzden bayram boyunca yapılabilecek en güzel şeylerden biri; sofraların keyfini çıkarırken bedenin verdiği sinyalleri de unutmamak…
Gerçekten aç mıyım?
Doydum mu?
Sırf ayıp olmasın diye mi yemeye devam ediyorum?
Yoksa sadece o anın tadını mı çıkarıyorum?
Bazen kişinin kendine sorduğu küçük bir soru bile birçok şeyin fark edilmesini sağlayabilir.
Elbette Kurban Bayramı’nda et tüketimi artıyor. Bu nedenle güne sadece kavurmayla başlamak yerine yanında sebzeler, salatalar, yoğurt ve yeterli su tüketimiyle daha dengeli sofralar oluşturmak hem sindirim sistemi hem de gün içindeki enerji açısından oldukça önemli.
Özellikle hızlı yemek yemek, uzun süre hareketsiz kalmak ve gün boyunca sürekli atıştırmak; bayram sonrasında birçok kişide şişkinlik, hazımsızlık ve yorgunluk hissine sebep olabiliyor.
Ama yine de bayramı sadece “ne kadar yedim?” üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.
Çünkü bazı sofralar kalori hesabından çok daha fazlasını taşır.
Bir araya gelmeyi, paylaşmayı, özlem gidermeyi…
Belki de uzun zamandır aynı masada oturamayan insanların yeniden yan yana gelişini.
Bu bayram kendinizi suçlamadan, bedeninizi dinleyerek, dengeyi unutmadan ilerleyin.
Afiyet olsun.
Bal şeker olsun.
Sonra yine devam ederiz. Sağlıklı, mutlu, iyi bayramlar!


YORUMLAR