<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Besni Ekspres Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://besniekspres.com</link>
	<description>&#34;Güneydoğu&#039;nun bağımsız haber portalı&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 May 2026 10:38:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2024/07/cropped-fav-150x150.png</url>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Besni Ekspres Gazetesi</title>
	<link>https://besniekspres.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kurban Eti Nasıl Tüketilmeli? Doğru Saklama ve Pişirme Yöntemleri Neden Önemli?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemleri-neden-onemli/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemleri-neden-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 10:38:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanbayramı]]></category>
		<category><![CDATA[kurbaneti]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=166916</guid>

					<description><![CDATA[Kurban Eti Nasıl Tüketilmeli? Doğru Saklama ve Pişirme Yöntemleri Neden Önemli?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3">Kurban Bayramı yaklaşırken çoğu evde benzer bir heyecan başlıyor. Etler hazırlanıyor, mangal planları yapılıyor, sofralar kuruluyor…</p>
<p class="s3"><span class="s6">Ve biliyorum, hepimiz kurban kesildikten sonra hemen pişirmeye geçip ailecek masaya oturmayı seviyoruz. Hatta o ilk kavurmanın yeri birçok aile için çok başkadır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Ancak kurban etinin doğru şekilde dinlendirilmeden tüketilmesi hem sindirim sistemi açısından sorun oluşturabiliyor hem de etin lezzetini, kıvamını ve besin değerini olumsuz etkileyebiliyor.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Kesim sonrasında etlerde </span><span class="s5">“</span><span class="s5">rigor</span> <span class="s5">mortis</span><span class="s5">”</span><span class="s6"> adı verilen, halk arasında ise </span><span class="s5">“ölüm sertliği”</span><span class="s6"> olarak bilinen fizyolojik bir süreç oluşur. Bu dönemde kas lifleri sertleşir ve et normalden daha zor sindirilir hale gelir. Özellikle mide hassasiyeti, gastrit, reflü ya da sindirim problemi yaşayan kişilerde bu durum çok daha belirgin hissedilebilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Bu nedenle yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi yerine belirli bir süre dinlendirilmesi oldukça önemlidir.</span> <span class="s6">Etler öncelikle temiz ve serin bir ortamda birkaç saat bekletilmeli, ardından yaklaşık </span><span class="s5">24 saat boyunca buzdolabında dinlendirilmelidir.</span><span class="s6"> Bu süreç tamamlandığında et hem daha yumuşak hale gelir hem de pişirme sırasında daha iyi sonuç verir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Kurban Bayramı’nda yapılan en büyük hatalardan biri de etlerin büyük parçalar halinde, üst üste ve sıcak ortamda uzun süre bekletilmesidir. Bu durum etin iç sıcaklığının yükselmesine ve mikroorganizma oluşum riskinin artmasına neden olabilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Bu yüzden etler mümkün olduğunca küçük parçalara ayrılarak saklanmalı; tüketilmeyecek miktarlar tek kullanımlık porsiyonlar halinde derin dondurucuya kaldırılmalıdır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Etleri saklarken hava almayan saklama kapları ya da uygun buzdolabı poşetleri kullanmak da oldukça önemlidir. Çünkü yanlış saklama koşulları yalnızca lezzet kaybına değil, aynı zamanda ciddi hijyen problemlerine de yol açabilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Burada dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri de çözündürme yöntemidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Donmuş etler oda sıcaklığında ya da sıcak su içerisinde bekletilerek çözdürülmemelidir. En doğru yöntem, etin bir gece önceden buzdolabının alt rafına alınarak kontrollü şekilde çözülmesini sağlamaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Çünkü yanlış çözündürme yöntemleri </span><span class="s5">bakteriyel üreme riskini ciddi şekilde artırabilir.</span><span class="s6"> Ayrıca çözünen et tekrar dondurulmamalıdır. Bu durum hem besin kalitesini düşürür hem de sağlık açısından risk oluşturabilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Hijyen konusu da bayram sürecinde oldukça önemli.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Çiğ etle temas eden bıçaklar, kesme tahtaları, tezgahlar ve diğer ekipmanlar iyi temizlenmeden tekrar kullanılmamalıdır. Özellikle </span><span class="s6">sakatatlarla</span><span class="s6"> temas etmiş yüzeylerin ayrı tutulması gerekir. Çünkü sakatatlar bakteriyel yük açısından daha riskli olabilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Ayrıca çiğ etin yıkandığında temizleneceği düşünülür; ancak bu oldukça yaygın bir yanlış bilgidir. Çiğ eti yıkamak bakterileri yok etmez, aksine mutfak yüzeylerine ve çevreye yayılmasına neden olabilir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Bir diğer önemli konu ise pişirme yöntemi…</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Kurban Bayramı denince çoğu kişinin aklına ilk olarak mangal geliyor.</span><span class="s6"><br />
</span><span class="s6">Ve inanın, ben de bayramın en keyifli anlarından birinin ailecek mangal başında geçirilen o saatler olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Elbette mangal bayram kültürünün güzel bir parçası. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, etin çok yüksek ateşte ve kömürleşecek şekilde pişirilmemesi.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Çünkü kömürleşmiş etlerde sağlık açısından risk oluşturabilecek bazı zararlı bileşikler ortaya çıkabiliyor. Özellikle etin ateşle doğrudan temas etmesi sonucu oluşan yoğun yanık yüzeyler uzun vadede sağlık açısından risk taşıyabiliyor.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Ayrıca etin ateşe çok yakın pişirilmesi; özellikle </span><span class="s5">B1, B6, B12 ve folik asit gibi bazı vitaminlerde kayba</span><span class="s6"> neden olabiliyor.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Bu nedenle etleri yüksek ateşte yakmak yerine daha kontrollü, orta sıcaklıkta ve yavaş pişirmek çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Kavurma yapılırken ekstra kuyruk yağı ya da iç yağ eklemek yerine etin kendi yağıyla pişirilmesi de daha dengeli bir tercih olabilir. Çünkü kırmızı et zaten doğal olarak doymuş yağ içerir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalığı, diyabet ya da yüksek kolesterol problemi olan kişilerin porsiyon kontrolüne biraz daha dikkat etmesi gerekir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Et tüketiminin arttığı bu dönemde sofralarda sebzelere yer vermek de oldukça önemli. Salata, zeytinyağlı sebzeler, yoğurt, ayran ve tam tahıllı besinlerle oluşturulan dengeli tabaklar hem sindirimi destekler hem de mideyi rahatlatır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Ve her bayram olduğu gibi bu bayramda da en çok hatırlatmak istediğim şeylerden biri şu:</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Su tüketimini ihmal etmeyin.</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Sebze tüketimini azaltmayın.</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Uzun süre hareketsiz kalmayın.</span></p>
<p class="s3"><span class="s6">Çünkü bayram sofralarının keyfini çıkarırken bedenimizi korumak da mümkün.</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Hem geleneklerimizi yaşatabildiğimiz hem de sağlığımızı koruyabildiğimiz güzel sofralarda buluşmak dileğiyle…</span></p>
<p class="s3"><span class="s5">Herkese sağlıklı, huzurlu ve güzel bayramlar diliyorum</span><span class="s5">.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kurban-eti-nasil-tuketilmeli-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemleri-neden-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afiyet Olsun, Bal Şeker Olsun… İyi Bayramlar</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/afiyet-olsun-bal-seker-olsun-iyi-bayramlar/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/afiyet-olsun-bal-seker-olsun-iyi-bayramlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 17:12:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanbayramı]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=166868</guid>

					<description><![CDATA[Afiyet Olsun, Bal Şeker Olsun… İyi Bayramlar]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3">Kurban Bayramı yaklaşırken birçok kişinin aklında benzer cümleler dönmeye başlıyor…</p>
<p class="s6"><span class="s5">“Bu bayram biraz kaçacak ama sonrasında toparlarım.”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Bayramda diyet mi olur?”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Bugün serbest, pazartesi başlarım.”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Aslında çoğu zaman bayram sofralarında konuştuğumuz şey yemeklerden çok,</span><span class="s5"> </span><span class="s7">yemekle kurduğumuz ilişki</span><span class="s5"> </span><span class="s5">oluyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Çünkü Kurban Bayramı sadece etten, tatlıdan ya da kalabalık sofralardan ibaret değil. Aynı zamanda ikramların arttığı, “bir lokmadan bir şey olmaz” cümlesinin sık duyulduğu, bazen de kişinin kendi bedeninin sesini duymayı unuttuğu bir dönem…</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Ve açık konuşmak gerekirse ben hiçbir zaman danışanlarına korkuyla yaklaşan bir diyetisyen olmadım.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“Yeme.”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Bozarsın.”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Kaçamak yaptın.”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">diyen biri de olmadım.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Hatta çoğu zaman;</span></p>
<p class="s6"><span class="s7">“Afiyet olsun, bal şeker olsun… Hadi devam edelim.”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">diyen</span><span class="s5"> bir diyetisyen oldum.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Çünkü biliyorum ki bir öğün, bir tatlı ya da bir bayram sofrası tek başına hiçbir şeyi bozmaz. Ama kişinin suçluluk hissiyle hareket etmeye başlaması,</span><span class="s5"> </span><span class="s7">“nasıl olsa bozdum” düşüncesine kapılması</span><span class="s5">, bazen asıl dengeyi orada kaybettirebilir.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Bayramlarda en sık gördüğümüz şeylerden biri de “telafi” düşüncesi oluyor.</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Bir gün fazla yenildiğinde ertesi gün aç kalmaya çalışmak, sürekli tartılmak ya da kendini cezalandırmak…</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Oysa beden pazarlık sevmez.</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s7">Aşırı kısıtlama çoğu zaman yeni bir aşırı yeme döngüsünü beraberinde getirir.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Bir de bayramlarda sadece sofralar büyümüyor…</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Bazen yorumlar da büyüyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“Kilo mu aldın sen?”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Biraz yaramış bayram.”</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">“Hadi bugün de ye, zaten bozmuşsun.”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">gibi</span><span class="s5"> cümleler çoğu zaman söylenip geçiliyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Ama kişinin bedeniyle ilgili yapılan yorumlar, bazen düşünüldüğünden çok daha fazla iz bırakabiliyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Belki de tam bu yüzden bayramda birbirimize sadece yemek ikram etmeyi değil,</span><span class="s5"> </span><span class="s7">biraz daha nazik konuşmayı da hatırlamamız gerekiyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Çünkü hiç kimse bir bayram sofrasından mutsuz ayrılmayı hak etmiyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Bu yüzden bayram boyunca yapılabilecek en güzel şeylerden biri; sofraların keyfini çıkarırken bedenin verdiği sinyalleri de unutmamak…</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Gerçekten aç mıyım?</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Doydum mu?</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Sırf ayıp olmasın diye mi yemeye devam ediyorum?</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Yoksa sadece o anın tadını mı çıkarıyorum?</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Bazen kişinin kendine sorduğu küçük bir soru bile birçok şeyin fark edilmesini sağlayabilir.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Elbette Kurban Bayramı’nda et tüketimi artıyor. Bu nedenle güne sadece kavurmayla başlamak yerine yanında sebzeler, salatalar, yoğurt ve yeterli su tüketimiyle daha dengeli sofralar oluşturmak hem sindirim sistemi hem de gün içindeki enerji açısından oldukça önemli.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Özellikle hızlı yemek </span><span class="s5">yemek</span><span class="s5">, uzun süre hareketsiz kalmak ve gün boyunca sürekli atıştırmak; bayram sonrasında birçok kişide şişkinlik, hazımsızlık ve yorgunluk hissine sebep olabiliyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Ama yine de bayramı sadece “ne kadar yedim?” üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Çünkü bazı sofralar kalori hesabından çok daha fazlasını taşır.</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Bir araya gelmeyi, paylaşmayı, özlem gidermeyi…</span><span class="s5"><br />
</span><span class="s5">Belki de uzun zamandır aynı masada oturamayan insanların yeniden yan yana gelişini.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Bu bayram kendinizi suçlamadan, bedeninizi dinleyerek, dengeyi unutmadan ilerleyin.</span></p>
<p class="s6"><span class="s7">Afiyet olsun.</span><span class="s7"><br />
</span><span class="s7">Bal şeker olsun.</span><span class="s7"><br />
</span><span class="s7">Sonra yine devam ederiz.</span><span class="s7"> Sağlıklı, mutlu, iyi bayramlar!</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/afiyet-olsun-bal-seker-olsun-iyi-bayramlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akşam Yemeğini Erken Yemek Gerçekten Zayıflatır mı?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/aksam-yemegini-erken-yemek-gercekten-zayiflatir-mi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/aksam-yemegini-erken-yemek-gercekten-zayiflatir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 13:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[akşamyemeği]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=163988</guid>

					<description><![CDATA[Akşam Yemeğini Erken Yemek Gerçekten Zayıflatır mı?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ara ara bana yöneltilen sorulardan biri şu:<br />
<strong>&#8220;Akşam yemeğini erken yemek gerçekten zayıflatır mı?&#8221;</strong></p>
<p>Bu soru genellikle şöyle devam ediyor:<br />
&#8220;Akşam 6&#8217;dan sonra yemek yemiyorum.&#8221;<br />
&#8220;Akşam yemeğini erken yedim ama yine de kilo veremedim.&#8221;<br />
&#8220;Geç yediğim için mi kilo alıyorum?&#8221;</p>
<p>Son yıllarda akşam yemeği saatleri oldukça konuşulur hale geldi. Özellikle sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan &#8220;akşam 6&#8217;dan sonra yemek yemeyin&#8221; önerisi birçok kişinin kafasını karıştırıyor.</p>
<p>Peki gerçekten akşam yemeğini erken yemek zayıflatır mı?</p>
<p>Öncelikle şunu söylemek gerekiyor:<br />
<strong>Tek başına akşam yemeğini erken yemek, zayıflamak için yeterli değildir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/su-iciyorum-ama-yine-de-odemim-var/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/04/diyetisyen-yaren-ozer-su.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">&#8220;Su İçiyorum Ama Yine de Ödemim Var&#8221;</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Zayıflama sürecinde önemli olan günün tamamındaki beslenme düzenidir. Yani sadece akşam yemeğinin saati değil, gün içinde ne yediğimiz, ne kadar hareket ettiğimiz ve uyku düzenimiz de bu süreci etkiler.</p>
<p>Peki akşam yemeğini erken yemenin hiç mi önemi yok?<br />
Aslında var. Ama düşündüğümüz şekilde değil.</p>
<p>Akşam saatlerinde vücudumuzun metabolik hızı günün erken saatlerine göre biraz daha düşer. Ayrıca akşam saatlerinde hareketimiz de genellikle azalır. <strong>Eve geliriz, günün yorgunluğunu atmaya çalışırız, koltuğa otururuz, elimizde telefonla zaman geçirmeye başlarız.</strong></p>
<p>İşte tam da bu noktada hareketimiz azalır. <strong>Bu da akşam saatlerinde tüketilen besinlerin harcanmasını zorlaştırabilir.</strong></p>
<p>Ancak burada asıl önemli olan sadece saat değil, <strong>akşam yemeğinin içeriğidir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mevsim-degisti-istah-neden-degisti/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/04/Mevsim-degisimi-ve-istah-iliskisi.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mevsim Değişti, İştah Neden Değişti?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Örneğin akşam 18:00&#8217;de yüksek kalorili bir öğün tüketmek ile 20:00&#8217;de daha dengeli bir öğün tüketmek arasında fark olabilir. Bu yüzden sadece saate odaklanmak yerine <strong>öğünün içeriğine dikkat etmek daha önemlidir.</strong></p>
<p>Bir diğer önemli konu ise akşam yemeğini çok erken yiyip sonrasında uzun süre aç kalmak.<br />
Bu durumda birçok kişi gece saatlerinde tekrar acıkabiliyor. Bu da genellikle kontrolsüz atıştırmalara yol açabiliyor.</p>
<p>Özellikle şu cümleyi sık duyuyorum:<br />
&#8220;Akşam yemeğini erken yiyorum ama gece acıkıyorum.&#8221;</p>
<p>Aslında bu oldukça normal bir durum. Çünkü akşam yemeğini çok erken saatte yiyip uzun süre aç kalmak, vücudun yeniden acıkmasına neden olabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli olan akşam yemeğini çok erken yemek değil, <strong>uyku saatine yakın ağır yemeklerden kaçınmak</strong>olabilir.</p>
<p>Genellikle akşam yemeğini <strong>uyumadan 2-3 saat önce</strong> tüketmek daha dengeli bir yaklaşım olabilir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/@harikasite.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bir diğer önemli konu ise akşam saatlerinde oluşan açlık hissi.<br />
Bazen bu açlık gerçek bir açlık olmayabilir. Yorgunluk, alışkanlık veya can sıkıntısı da akşam saatlerinde yemek isteğini artırabilir.</p>
<p>Bu yüzden akşam saatlerinde oluşan açlık hissini doğru değerlendirmek önemlidir.</p>
<p>Peki akşam yemeği için ideal saat var mı?<br />
Aslında herkes için geçerli tek bir saat yoktur. Çünkü herkesin günlük düzeni farklıdır.</p>
<p>Erken uyuyan biri için akşam yemeği erken olabilir.<br />
Geç uyuyan biri için ise daha geç saatler uygun olabilir.</p>
<p>Bu yüzden <strong>akşam yemeği saatinden çok, genel beslenme düzenine odaklanmak daha doğru olacaktır.</strong></p>
<p>Unutmamak gerekir ki <strong>zayıflamak için tek bir doğru saat yoktur.</strong><br />
Önemli olan dengeli beslenmek, porsiyon kontrolü yapmak ve düzenli bir beslenme planı oluşturmaktır.</p>
<p>Akşam yemeğini erken yemek bazı kişiler için faydalı olabilir. Ancak tek başına mucizevi bir çözüm değildir.</p>
<p>Bazen önemli olan saat değil, <strong>günün tamamındaki alışkanlıklardır.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/aksam-yemegini-erken-yemek-gercekten-zayiflatir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbin en eski hatırası: ANNE!</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kalbin-en-eski-hatirasi-anne/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kalbin-en-eski-hatirasi-anne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevval Rana Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 21:29:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[annelergünü]]></category>
		<category><![CDATA[şevvalranaşahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=163381</guid>

					<description><![CDATA[Kalbin en eski hatırası: ANNE!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan büyüdüğünün farkına vardığı ilk o gece çok üşür.</p>
<p>Hani bir zamanlar dünyan senin için sadece evinin odalarından ibaretti ve o duvarların arasında dünyanın en güçlü insanı vardı. “Annen”, o varken gök gürültüsünden daha az korkardın,karanlık sadece onun olmadığı odalarda seni korkuturdu&#8230; çünkü bilirdin ki korkuyla sıçradığında yan odadan gelecek o terlik sesi,dünyanın en güvenli hissiydi. O ses yaklaştıkça canavarlar kaçar,kabuslar biter,odanın içinde ince bir ışık süzülmeye başlardı.</p>
<p>Şimdi ise o oda çok uzaklarda ya da ses artık sadece hafızanın bir köşesinden yankılanıyor. Artık canavarlar yatağın altında değil,bitmek bilmeyen mesafelerde,sahte gülümsemelerde ve sırtındaki o görünmez yüklerde saklı. Ve ne kadar garip değil mi? Yaşın kaç olursa olsun,canın gerçekten yandığında ağzından dökülen o ilk kelime hala aynı “ANNE”.</p>
<p>Bir düşün kaç kez kalabalıkların içinde yapayalnız hissettin kendini? Kaç kez “iyiyim” derken aslında içinin paramparça olduğunu bir tek senin bildiğin o anlarda, sadece bir bakışından her şeyi anlayacak o tek insanı aradın? Herkes seni başarılarınla, dış görünüşünle ya da faydanla ölçerken; seni sadece nefes aldığın için, sadece “sen” olduğun için, hiçbir şart koşmadan seven o devasa kalbi kiminle doldurabildin?<br />
Diyor ya şarkı da “Annem burda olsa bana bir şey olmaz.” Diye, bu cümle aslında bir çaresizlik değil,insan ruhunun ulaştığı en yüksek makamdır. Çünkü aslında “bana bir şey olmaz” derken, dünyanın seni bütün kötülüklerden uzak tutacağını kastetmezsin. Ama şunu bilirsin; eğer o yanındaysa, başına ne gelirse gelsin, düştüğün yerden kalkacak bir sebebin var. O buradaysa,yenilsen bile sığınacak bir toprağın var. O buradaysa, en büyük yangınlar bile seni küle çeviremez; çünkü o bir gülümsemesi ile ruhunu serinletir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/neden-roman-okuyamiyorum/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/05/rana.jpeg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Neden Roman Okuyamıyorum?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Ben bugün annemi anladığım yaşta, annemin anne olduğu yaştayım.</p>
<p>Ben bugün annemin yedi yaşındaki o küçük prensesiyim&#8230;</p>
<p>Ve bugün anladım ki; annemin “geçer” dediği yaralar dizlerimde ki o ufak sıyrıklar değil ve o nefesiyle ruhumdaki kırıkları da onarıyormuş.<br />
Bizim evde annem hep ilk uyanan olurdu. Sabah kahvaltımız hazır,kıyafetlerimiz ütülü bir şekilde hazır. Kapıdan öpüp gönderirdi bizi o gün o ufacık öpücük sayesinde attığım her adımda benimle olduğunu bilirdim. Ben hiç kapıda annesini bekleyen bir çocuk olmadım, çünkü annem her zaman o kapıyı ilk çalışımda açardı. Gözlerime baktığı an ona söylemediklerimi anlar sessizce bir şeyler söylerdi bana. Acımı kimse fark etmez sandığımda dahi annem gülümsememe rağmen “neyin var” sorusu ile içimdeki tüm kara bulutları dağıtmayı başarırdı. Akşam eve geç geldiğimiz zamanlarda uyumaz gelmemizi beklerdi.</p>
<p>Ben anneme hep hayrandım çünkü bizim yaralarımızı sarmak için kendinde oluşan kaç yarayı görmezden geldiğini, biz gülelim diye kaç gülümsemesini feda ettiğini o söylemese de ben farkederdim.</p>
<p>Bugün annemden ayrı geçirdiğim kaçıncı anneler günü, annemi özleyerek gözümü açtığım kaçıncı sabah&#8230; bu yazı senin için anne&#8230;</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/kirik-hayatlar-romanindaki-ev-sembolu/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/04/sevval-rana-sahin.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">&#8220;Kırık Hayatlar&#8221; Romanındaki &#8220;Ev&#8221; Sembolü</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bu yazı doğurmasa bile anne olanlar için, evladını toprağa vermiş ya da cennette bizi izleyen sizler için “ANNE”</p>
<p>Bugün kaç yaşındasınız? Ben annemi anladığım, annemin anne olduğu ve onu çok sevdiğim o yaşımdayım.</p>
<p>Ve canım annem ben bu yazıyı yazarken aramızda kilometreler olsa bile sen bana o ışıldayan gurur dolu bakışlarınla bakıyorsundur. İyi ki varsın anne seni çok seviyorum.</p>
<p>Tüm annelerimizin, anne adaylarımızın, evladını kaybetmiş ve cennette ki tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kalbin-en-eski-hatirasi-anne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Roman Okuyamıyorum?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/neden-roman-okuyamiyorum/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/neden-roman-okuyamiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevval Rana Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 18:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şevvalranaşahin]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=162367</guid>

					<description><![CDATA[Neden Roman Okuyamıyorum?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sizce roman okuyamamak bir <em><strong>“eksiklik mi?”</strong></em> aslında değil;</p>
<p>Çoğu zaman hayatın ritmine ayak uyduruyoruz ve okumayı hep erteliyoruz. Okuma, alışkanlıkların dönüşümüyle ilgili bir durum. Ama bu meseleyi sadece <em><strong>“zamanım yok”</strong> </em>diye geçiştirerek meseleyi hafife almış oluyoruz. Çünkü roman; sabır, dikkat ve zihinsel derinlik isteyen bir türdür ve bugün tam da bu konuya değineceğiz.</p>
<p>Öncelikle en dürüst yerden başlayalım: roman okuyamıyorsanız muhtemelen sorun siz değilsiniz, alıştığınız rutin zihinsel tempo. Gün içinde maruz kaldığınız içeriklerin çoğu kısa, hızlı ve parçalı, sosyal medya akışları, kısa videolar, bildirimler&#8230; zihin sürekli o yana doğru meyletmeye alışıyor. Okumak ise bunun tam tersini ister; yavaşlamayı,aynı dünyada kalmayı, zaman geçirmeyi. Bu yüzden okumaya bailadığımızda bir romanın ilk sayfalarında sıkılmak aslında beynin <em><strong>“hızlı tüketim”</strong></em> modundan çıkamamasıdır.</p>
<p>İkinci konumuz ise dikkatimizin zayıflaması. Dikkat, doğuştan sabit bir şey değil aslında beynimizin kullandığı bir kas gibi. Uzun süre odaklanma gerektiren aktiviteler azaldıkça,bu kas da zayıflar. Roman okurken bir kaç sayfa sonrasında elimizin telefona uzanması, can sıkıntısı ya da <em><strong>“aklım başka yerde”</strong> </em>hissi tam olarak bunun belirtisi. Yani sorun okuduğumuz romanın sıkıcı olması değil, zihnimizin bir türlü romana odaklanamayıp kendine kaçış yolları aramasıdır.</p>
<p>Üçüncü meselemiz ise yanlış kitap seçimi. Her roman herkes için değildir. Popüler diye alınan ya da klasik roman okunmalı dayatılmalı kitaplar okuma zevkini baştan yok edebilir. Bir okur,kendi ritmine ve ilgi alanına uygun metni bulmadan okuduğu romanla arasında bir bağ kuramaz.</p>
<p>Bir de psikolojimizin etkisi var: <strong><em>“Roman okuyamıyorum”</em> </strong>düşüncesi zamanla kimliğimiz haline gelir. kişi denemeden vazgeçer, denemeye başladığında ise en küçük zorlamada bunu okuyamamasının kanıtı sayar. Oysa okuma,özellikle roman okumak bir tür yeniden öğrenme süreci gerektirir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/kirik-hayatlar-romanindaki-ev-sembolu/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/04/sevval-rana-sahin.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">&#8220;Kırık Hayatlar&#8221; Romanındaki &#8220;Ev&#8221; Sembolü</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p><em>Peki biz bu sorunu çözmek için ne yapabiliriz?</em></p>
<p>Öncelikle beklentilerimizi düşürmek gerekir. Günde 10 sayfa yerine 5 sayfa okumak bile büyük bir başlangıçtır. Önemli olan günde sayfalarca okumak değil bunu süreklilik haline getirebilmek. Zihnin yeniden uzun metinlere alışabilmesi zaman alır. İkinci olarak, dikkat dağıtan her şeyden bilinçli şekilde uzak durmak. Telefonsuz, sessiz bir ortamda sadece bir kaç dakikamızı ayırmak dahi parçalara ayrılmış birkaç saatlik okumalardan daha verimlidir.</p>
<p>Üçünücü ve en kritik adım, doğru kitap seçimi. Akıcı,merak duygusu yaratan,dili ağır ve sanatlı olmasından çok sade olan romanlarla başlamak çoğu kişi için daha sağlıklıdır. <em><strong>“Okunmalı”</strong> </em>listesilerinden ziyade <em><strong>“okumak isteyeceğiniz”</strong> </em>romanlara yönelmek gerekir. Kitap okumaya başlamak bir görev değil, deneyimdir. Kitap okumak zorunluluk değil, bir gelişimdir.</p>
<p>Son olarak şunu kabul etmek gerekir: roman okumak bir beceridir ve her beceri gibi zamanla körelebilir. Ama aynı şekilde yeniden gelişir. Şu an okuyamıyor olmanız hiçbir zaman okuyamaycağınız anlamına gelmiyor. Sadece zihnimizin alışkanlıklarını yönlendirmesi gerekiyor.</p>
<p>Özetle bakacak olursak, sorun romanlar ya da onların sıkıcı olmasıyla ilgili değil, bizim alışılmış dünyaya fazla uyum sağlamış olmamız.</p>
<p>Roman ise hala eski bir düzeni savunuyor. Yavaşlığı ve belki de bu yüzden, bugün her zamankinden daha zor ama daha değerli.</p>
<p>Kitapları okumaya başlamadan önce kendimize ait olanı bulmalıyız. Her roman bir dünyadır, siz hangi dünyaya aitsiniz? Ait olmadığınız dünyanın akışında kaybolmamak adına önce sizi aydınlığa çıkarabilecek romanlara ellerinizi uzatın. Birilerinin tavsiyesi üzerine başladığınız bir roman yerine dikkatinizi çeken bir romana uzanın ve o dünyanın etkisi yavaşça vücudunuzu sardığı zaman roman okumaktan kaçmak yerine okumak için kaçmaya başladığınız bir sabaha uyanın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/neden-roman-okuyamiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benden Bana</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/benden-bana/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/benden-bana/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 10:52:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[doğumgünü]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=162244</guid>

					<description><![CDATA[Benden Bana]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum günlerini hep çok sevenlerdenim ben. Hatta çocukluğumdan beri… 2 yaşındaki doğum günü pastası futbol sahası şeklinde olan, coşkulu kutlamalarla büyüyen birisiyim. Öyle düşünelim lütfen. Çünkü benim için doğum günleri <strong>hep biraz heyecan, biraz telaş, biraz da mutluluk</strong> demek oldu.</p>
<p>Mum üflemeyi de severim, mum üfletmeyi de. Hatta aramızda kalsın… Doğum günlerimde o kadar heyecanlı oluyorum ki mum üflerken çoğu zaman dilek tutamıyorum bile. O anın heyecanına kapılıp sadece gülümsüyorum.</p>
<p>Her yıl “Bu yıl beklentisiz olacağım” desem de bunu pek başarabildiğimi düşünmüyorum. Çünkü doğum günleri benim için sadece bir yaş daha almak değil, <strong>durup kendime bakmak</strong> gibi. Geçen yıl nasıldım, şimdi neredeyim…</p>
<p>Ve bu yazı…<br />
<strong>Biraz da benim için.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>27…</strong><br />
Benim için kolay bir yaş hiç değildi. Ama bir o kadar da öğreticiydi.</p>
<p>Bu yıl en çok <strong>dengeyi kurmakta zorlandım.</strong> İş, ailem, arkadaşlarım, kendim… Hepsine yetişmeye çalışırken bazen <strong>kendimi arada bıraktım.</strong> Kendimi çok fazla işe verdiğim zamanlar oldu. Yoruldum. Ama yine de durmadım.</p>
<p><strong>Yaklaşık 2000 danışan…</strong><br />
Bu sayıyı düşündüğümde bile içimde bir gurur oluşuyor. Bu kadar insanın hayatına dokunmak, hikayelerine tanıklık etmek… <strong>Sanırım 27 yaşımda en çok büyüdüğüm yer de burası oldu.</strong></p>
<p>Bambaşka masalarda oturdum. <strong>Meğerse o boş sandalyede oturacakmışım.</strong><br />
Bambaşka konular dinledim, bambaşka hayatlara tanıklık ettim. Çok şey tecrübe ettim ama bütün bunların içinde <strong>yine kendim kalmayı başardım.</strong></p>
<p><strong>Sınırlarımı daha net çizmeyi öğrendim.</strong></p>
<p>Evet, daha çok kariyer odaklı bir yıldı. Ama o kariyerin içinde sadece iş değil, <strong>hayata dair çok fazla ş</strong><strong>ey </strong><strong>öğrendim.</strong></p>
<p><strong>En büyük başarımın sadece kariyerim olması gerektiği düşüncesinden biraz uzaklaşmayı başardım.</strong><br />
Hala tam anlamıyla başarabildiğimi söyleyemem ama… en azından artık bunun farkındayım.</p>
<p>27 yaşındaki kendime bir şey söylemem gerekse şöyle derdim:<br />
<strong>“İyi ki </strong><strong>‘</strong><strong>ne gerek var</strong><strong>’ </strong><strong>demekten çok uzak yaşadın. Elinden gelenin çok daha fazlasını yaptın.”</strong></p>
<p>Bir de kendime teşekkür etmek istiyorum. 27 yaşımda spor rutinim inanılmazdı. Yorulduğum günlerde bile vazgeçmedim. <strong>Kendime ayırdığım o zamanlar bana çok iyi geldi.</strong></p>
<p>Bu yıl hayatıma yepyeni insanlar girdi. Bazıları kaldı, bazıları ise hiç olmaması gerektiğini fark ettiğim insanlar olarak çıktı. Ama galiba <strong>büyümek biraz da bu.</strong></p>
<p>Bu yıl lezzetli yemekler yedim, uzun sohbetler ettim. Gün doğumlarını ve gün batımlarını izlemeyi hep çok sevdim ama bu yıl gerçekten inanılmaz görüntülere şahit oldum. Bazen sadece durup izledim. <strong>O anlarda hayatın ne kadar güzel olduğunu düşündüm.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve şimdi <strong>28…</strong></p>
<p>Yeni yaşım için çok heyecanlıyım. Kendimi bildim bileli enerjik, pozitif ve neşeli birisi olduğum söylenir. Açıkçası herkesin böyle olduğunu sanırdım. Yaş aldıkça bunun aslında <strong>ne kadar büyük bir şans olduğunu</strong> fark ettim. Mutlu olmayı da seviyorum, mutlu etmeyi de. Bu yüzden <strong>enerjimi düşüren ortamlarda bulunmamayı tercih ediyorum.</strong></p>
<p>Bir diyetisyenim ama evet, boğa burcuyum. Belki de bu yüzden daha sakin, daha rutin ve daha dengeli bir hayat fikri bana iyi geliyor. <strong>28 yaşımda daha enerjik ama daha sakin, daha üretken ama daha huzurlu bir yıl istiyorum.</strong></p>
<p>27 bana çok şey öğretti. Yorulmayı da, büyümeyi de, vazgeçmemeyi de…<br />
28’den ise <strong>daha çok denge, daha çok huzur ve daha çok üretkenlik</strong> bekliyorum. Ve bu yılın sonunda geriye dönüp baktığımda,<br />
<strong>“İyi ki 28” diyebilmek istiyorum.</strong></p>
<p><strong>Hoş geldin 28.</strong><br />
<strong>Ben hazırım. </strong><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f388.png" alt="🎈" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2728.png" alt="✨" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/benden-bana/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kırık Hayatlar&#8221; Romanındaki &#8220;Ev&#8221; Sembolü</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kirik-hayatlar-romanindaki-ev-sembolu/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kirik-hayatlar-romanindaki-ev-sembolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevval Rana Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 17:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[şevvalranaşahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=161474</guid>

					<description><![CDATA["Kırık Hayatlar" Romanındaki "Ev" Sembolü]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“Ev”</strong> </em>sadece dört duvarı, kapısı, penceresi olan bir mekan değil aynı zamanda insanların iç dünyasını yansıtan güçlü bir sembol olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Ev, görünüş ve gerçek arasındaki çatışmayı temsil eder. Dışarıdan bakıldığında birbirleri ile benzer ve düzenli gibi görünen bu evler aslında içerisinde çözülmekte olan bir ailenin sahnesidir. Bu yüzden ev,bir anlamda toplumsal maskeyi simgeler, içeride yaşanan duygusal kopuşlar dışarıdan bakıldığında fark edilemez.</p>
<p>Kendimizi en güvende hissettiğimiz ve kaçtığımızda sığındığımız ilk limandır. Kapıyı kapattığımız andan itibaren dışarıda ki olumsuzluklar bizi bulamaz sanarız orada kimse bize zarar veremez diye düşünürüz. Ama bazen kaçtığımız her şey tam da o kapattığımız kapının arkasından buz gibi suratımıza çarpar.</p>
<p>Romanda da tam olarak böyle olmuyor muydu zaten? En güvendiği yerden gelmiyor muydu başına her şey? Ama yine de dışarıdan ışıkları yanan sıcak görünümlü evler değil miydi?</p>
<p>Evde yaşanan ihanet ve ölüm dönüşü olmayan iki uç nokta geri dönüşü olmayan kayıplar&#8230;</p>
<p>Aslında Halit Ziya’nın <em><strong>“Kırık Hayatlar”</strong></em> romanında anlattığı ev sembolü tam olarak bu değil miydi?</p>
<p>Romanda dikkat çeken en güzel cümlelerden bir tanesi “Bir yuvanın yıkılması,dışarıdan görüldüğü kadar basit değildir.”</p>
<p>Bu cümle aslında aile temelinin içten içe çöküşünü anlatan en can alıcı cümlelerden bir tanesidir.</p>
<p><em><strong>“Kalp,çoğu zaman aklın sustuğu yerde konuşur.”</strong></em></p>
<p>Hepimiz için mantık,duygularımızın her zaman bir adım önünde yer alıyor peki beynimizi susturmayı başardığımız zaman kalbimiz bize sessizce neyi fısıldıyor?</p>
<p>Romanda başarılı bir doktor olan Ömer Behiç’in önce eşi Vedide’ye olan ihaneti daha sonra kızı Leyla’nın acı kaybı. Aslında bir ailenin aile olabilmesini sağlayan, evi ev yapan güven değil miydi? Ömer Behiç önce ailesinin güvenini daha sonra kızını kaybetmişti, dönüşü olmayan iki büyük kayıp.</p>
<p>Peki tüm bunlardan sonra ev hala liman mıydı?</p>
<p>Yoksa sadece dört duvardan ibaret bir mekan mıydı?</p>
<p>Dışarıdan bakıldığı zaman en gösterişli olan evlerin dahi içinde kaç fırtınayı geride bıraktığını bilmeden sadece bakıyoruz o evlerde ki yaşanmışlığı, acıyı veya asla yaşanmayacaklardan hiç bir zaman haberimiz olmadan&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kirik-hayatlar-romanindaki-ev-sembolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Su İçiyorum Ama Yine de Ödemim Var&#8221;</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/su-iciyorum-ama-yine-de-odemim-var/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/su-iciyorum-ama-yine-de-odemim-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[besni]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=161359</guid>

					<description><![CDATA["Su İçiyorum Ama Yine de Ödemim Var"]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınmasıyla birlikte birçok kişi aynı durumu fark etmeye başlıyor:<br />
<strong>&#8220;Su içiyorum ama yine de ödemim var.&#8221;</strong></p>
<p>Üstelik kişi su tüketimine dikkat ettiğini söylüyor, tuzu azalttığını ifade ediyor. Ancak tartıya baktığımızda belirgin bir kilo artışı da görmüyoruz. Buna rağmen kendini daha şişkin hissediyor.</p>
<p>Peki bu durum neden oluyor?</p>
<p>Aslında mevsim geçişlerinde bu durum oldukça sık görülüyor. <strong>Mevsim ge</strong><strong>çişleri hakkında bir önceki yazımda da bu konuya kısaca değinmiştim.</strong> Çünkü mevsim değiştiğinde sadece iştahımız değil, vücudumuzun sıvı dengesi de değişiyor.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mevsim-degisti-istah-neden-degisti/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/04/Mevsim-degisimi-ve-istah-iliskisi.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mevsim Değişti, İştah Neden Değişti?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Öncelikle şunu bilmek gerekiyor:<br />
<strong>Her </strong><strong>şişkinlik kilo artışı değildir.</strong></p>
<p>Özellikle bahar aylarında vücut yeni hava koşullarına uyum sağlamaya çalışır. Hava sıcaklıklarının artması, gün ışığının uzaması, hareket düzeyinin değişmesi… Bunların hepsi vücudun sıvı dengesini etkileyebilir. Bu süreçte vücut geçici olarak su tutabilir ve bu durum ödem hissi olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Bu konuyla ilgili gelen sorular da aslında oldukça benzer:</p>
<p>&#8220;Yemek sırasında su içmek doğru mu?&#8221;<br />
&#8220;Yürüyüş sırasında su içilmeli mi?&#8221;<br />
&#8220;Günde ne kadar su içmeliyiz?&#8221;<br />
&#8220;Çok su içmenin zararı var mı?&#8221;<br />
&#8220;Akşam saatlerinde neden daha fazla şişkin hissediyorum?&#8221;<br />
&#8220;Çok su içiyorum ama tuvaletten çıkamıyorum.&#8221;</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/@harikasite.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Aslında tüm bu soruların temelinde aynı konu var:<br />
<strong>Vücudun sıvı dengesi.</strong></p>
<p>Bu konuyla ilgili en çok sorulan sorulardan biri de şu:<br />
<strong>&#8220;Ana ve ara öğünlerle beraber su tü</strong><strong>ketilmeli mi?&#8221;</strong></p>
<p>Bu konu oldukça sık soruluyor. Ben genellikle danışanlarıma su tüketimini <strong>yemeklerden yaklaşık yarım saat önce veya yarım saat sonra olacak şekilde planlamalarını öneriyorum.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren-ozer-gebelik.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Gebelikte Şeker Çıktı Diye Panik Yok: Gestasyonel Diyabeti Anlayalım</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Çünkü yemek sırasında fazla su tüketmek bazı kişilerde şişkinlik hissini artırabiliyor. Özellikle ödem ve sindirim hassasiyeti olan kişilerde bu durum daha belirgin olabiliyor. Bu yüzden su tüketimini gün içine yaymak ve <strong>öğünlerle çakıştırmamaya çalış</strong><strong>mak</strong> daha konforlu bir sindirim süreci sağlayabiliyor.</p>
<p>Bir diğer sık sorulan soru ise:<br />
<strong>&#8220;Y</strong><strong>ürüyüş sırasında su iç</strong><strong>ilmeli mi?&#8221;</strong></p>
<p>Özellikle havaların ısınmasıyla birlikte bu konu daha da önem kazanıyor. Yürüyüş sırasında terleme artar ve vücut su kaybeder. Bu yüzden <strong>yürüyüş öncesinde ve sonrasında su tüketmek oldukça önemlidir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/DYT.-Yaren-OZER-troid.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Tiroidi Olanlar Yalnız Değil: “Ben Neden Böyleyim?” Diye Düşünmeyin</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Uzun süreli yürüyüşlerde ise küçük yudumlar halinde su tüketmek uygun olabilir.</p>
<p>Bir diğer merak edilen konu ise günlük su tüketimi:<br />
<strong>&#8220;G</strong><strong>ünde ne kadar su içmeliyiz?&#8221;</strong></p>
<p>Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü su ihtiyacı kişiye göre değişir. Yaş, kilo, fiziksel aktivite, hava sıcaklığı gibi birçok faktör su ihtiyacını etkiler. Ancak genel olarak <strong>kilonun her 1 kilogramı için ortalama 30-35 ml su tüketimi </strong>önerilebilir.</p>
<p>Bir diğer soru ise:<br />
<strong>&#8220;</strong><strong>Çok su içmenin zararı </strong><strong>var m</strong><strong>ı</strong><strong>?&#8221;</strong></p>
<p>Evet, her şeyde olduğu gibi su tüketiminde de denge önemlidir. Çok kısa sürede aşırı miktarda su tüketmek vücudun mineral dengesini etkileyebilir. Bu yüzden su tüketimini gün içine yaymak en doğru yaklaşım olacaktır.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/cilt-bakimimi-yiyorum-gercek-mi-trend-mi/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/01/Cilt-Bakimimi-Yiyorum.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Cilt Bakımımı Yiyorum: Gerçek mi, Trend mi?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bazı kişiler ise şu durumdan şikayet ediyor:<br />
<strong>&#8220;</strong><strong>Çok su içiyorum ama tuvaletten çıkamıyorum.&#8221;</strong></p>
<p>Aslında bu durum oldukça normaldir. Su tüketimi arttığında vücut bu yeni düzene uyum sağlar. Bir süre sonra bu denge oturur ve tuvalete çıkma sıklığı da normale döner.</p>
<p>Özellikle havaların ısınmasıyla birlikte damarların genişlemesi de ödem hissini artırabilir. Bu yüzden birçok kişi akşam saatlerinde kendini daha şişkin hisseder. Sabah daha hafif hissedip, gün ilerledikçe bu hissin artması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur.</p>
<p>Bu dönemde dikkat edilmesi gereken bazı küçük ama etkili öneriler:</p>
<ul>
<li>Su tüketimini gün içine yaymak<br />
• Tuz tüketimini dengelemek<br />
• Gün içinde hareketi artırmak<br />
• Sebze tüketimini artırmak<br />
• Yeterli protein almak</li>
</ul>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/pancari-sadece-rengiyle-taniyoruz/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2025/12/Dyt.-Yaren-OZER-pancar.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Pancarı Sadece Rengiyle Tanıyoruz</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Çünkü <strong>ö</strong><strong>dem </strong><strong>çoğu zaman vücudun verdiği geçici bir tepkidir.</strong></p>
<p>Özellikle mevsim geçişlerinde bu durum daha sık görülebilir. Eğer tartıda belirgin bir artış yoksa ama kendinizi daha şişkin hissediyorsanız, bunun geçici bir durum olabileceğini bilmelisiniz.</p>
<p><strong>Vücudunuz sadece yeni mevsime uyum sağlamaya çalışıyor olabilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/su-iciyorum-ama-yine-de-odemim-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Nisan: Bir Bayramdan Fazlası</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/23-nisan-bir-bayramdan-fazlasi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/23-nisan-bir-bayramdan-fazlasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:51:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[23nisan]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=160053</guid>

					<description><![CDATA[23 Nisan: Bir Bayramdan Fazlası]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben 98 çocuğuyum.</p>
<p>Sanırım 23 Nisan’ı en güzel haliyle yaşayan şanslı nesillerden biriyim.</p>
<p>Hatırlıyorum; 23 Nisan gösterisi için saçımı kuaförde yaptırdığım gün kendimi dünyanın en mutlu ve en güzel kızı gibi hissederdim. Her 23 Nisan sabahı büyük bir heyecanla uyanırdım. Hatta çoğu zaman yağmur yağardı ama bu bile mutluluğumu azaltmazdı. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, gösteriler için provalar yapılır, öğretmenlerimizle birlikte o büyük güne hazırlanırdık.</p>
<p>Evde tatlı bir telaş olurdu. Ama o sabahların değişmeyen bir tarafı vardı.</p>
<p>Kahvaltı.</p>
<p><strong>Annemin beni kahvaltı yaptırmadan okula gönderdiğini hiç hatırlamam.</strong><br />
Gösteri günü olsa bile… Evde bir koşuşturma olurdu ama masa mutlaka kurulurdu. Belki hızlı olurdu ama mutlaka yapılırdı.</p>
<p>Şimdi geriye dönüp baktığımda, o sabahların sadece bir bayram heyecanı olmadığını daha iyi anlıyorum. O sabahlar aynı zamanda bir alışkanlığın da parçasıydı. <strong>Düzenli öğünler, evde kurulan sofralar ve küçük ama önemli alışkanlıklar…</strong> Belki o zaman farkında değildik ama bunlar sağlıklı büyümenin en doğal parçalarıydı.</p>
<p>Bugün ise 23 Nisan hala çok özel bir gün. Ama çocukların yaşam alışkanlıkları biraz daha farklı. Birçok çocuk güne kahvaltı yapmadan başlıyor. Gün içinde öğün düzeni kaybolabiliyor. Atıştırmalıklar ana öğünlerin yerini alabiliyor. Özellikle okul çağındaki çocuklarda kahvaltı alışkanlığının azalması dikkat çekiyor. Oysa kahvaltı, çocuklar için yalnızca bir öğün değildir; <strong>güne başlarken ihtiyaç duydukları enerjinin en önemli kaynaklarından biridir.</strong></p>
<p>Bir diğer önemli konu ise okul kantinleri. Çocukların günün büyük bir bölümünü geçirdiği okul ortamında ulaşabildikleri besinler, tercihlerini doğrudan etkiliyor. Renkli ambalajlar, şekerli içecekler, hızlı tüketilen atıştırmalıklar çocuklar için cazip olabilir. Ama gelişim çağındaki çocukların ihtiyacı olan şeyler aslında çok daha sade:<br />
<strong>Dengeli öğünler, gerçek gıdalar ve düzenli beslenme.</strong></p>
<p>Bir başka dikkat çeken konu ise <strong>su</strong> tüketimi. Birçok çocuk gün içinde yeterince su içmiyor. Bunun yerine şekerli içecekler tercih edilebiliyor. Oysa su tüketimi; dikkat, enerji ve genel sağlık açısından oldukça önemli. Bazen çocukların yorgunluk ya da dikkat dağınıklığı gibi durumlarının arkasında bile yetersiz su tüketimi olabiliyor.</p>
<p>Eskiden 23 Nisan gösterileri için günlerce prova yapardık. Koşardık, oynardık, yorulurduk. Bugün ise çocukların hareket alanı giderek azalıyor. Ekran süreleri artıyor. Hareket azaldıkça iştah dengesi de değişebiliyor. Ve bu durum, çocukların genel sağlığını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan’ı çocuklara armağan ederken aslında çok güçlü bir mesaj veriyordu. Çocukları yalnızca bugünün neşesi olarak değil, <strong>yarının teminatı</strong> olarak görüyordu. Ve bir toplumun geleceğini konuşurken çocukların sağlığını konuşmadan ilerlemek mümkün değil.</p>
<p>Belki de bu yüzden 23 Nisan’a sadece bir bayram olarak değil, bir hatırlatma olarak bakmak gerekiyor. Çocukların sağlığı, alışkanlıkları ve yaşam biçimi… Bunların hepsi geleceğin bir parçası.</p>
<p>23 Nisan’da çocukların elinde bayraklar olacak.<br />
Ama o bayrağı taşıyacak olan yalnızca bugünün heyecanı değil; <strong>yarının sağlığı olacak.</strong></p>
<p>Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu anlamlı günde, sadece törenleri değil, çocukların sağlığını da hatırlayalım. Sofralarımızı biraz daha özenle kuralım. Kahvaltıları atlamayalım. Çocukların tabağına biraz daha dikkatle bakalım. Çünkü <strong>geleceği büyütmek bazen küçük bir sofrayla başlar.</strong></p>
<p>Çocukların neşesiyle, bayrakların gururuyla, geleceğe duyduğumuz umutla…<br />
<strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/23-nisan-bir-bayramdan-fazlasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim Değişti, İştah Neden Değişti?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mevsim-degisti-istah-neden-degisti/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mevsim-degisti-istah-neden-degisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:36:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[iştah]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=156784</guid>

					<description><![CDATA[Mevsim Değişti, İştah Neden Değişti?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Havalar ısınmaya başladı. Kalın kıyafetler yavaş yavaş dolaplara kaldırılıyor, günler uzuyor, güneş yüzünü daha fazla gösteriyor. Ama tam da bu dönemlerde birçok kişi aynı şeyi söylüyor:<br />
&#8220;Son zamanlarda iştahım çok değişti.&#8221;<br />
&#8220;Bir gün hiç acıkmıyorum, bir gün sürekli bir şeyler yemek istiyorum.&#8221;<br />
&#8220;Canım durduk yere tatlı çekiyor.&#8221;</p>
<p>Aslında bu durum oldukça tanıdık. Çünkü <strong>mevsim değişimleri sadece doğayı değil, vücudumuzu da etkiliyor.</strong></p>
<p>Ben de son günlerde bunu kendimde fark ediyorum. Günler uzadı, sabah güneşin doğuş zamanı değişti. Gün doğumlarını izlemeyi çok seven biri olarak artık <strong>gün doğumlarını daha zor yakaladığımı fark ediyorum.</strong> Sabah kalktığımda hava çoktan aydınlanmış oluyor. Ama itiraf etmeliyim ki <strong>güneşin gözümü almasından hiç şikayetçi değilim.</strong><br />
Çünkü bahar ve yaz benim mevsimim.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/@harikasite.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Güneşin daha erken doğması, günlerin uzaması, sabahları aydınlık bir havaya uyanmak… Bunların hepsi ruh halimizi etkiliyor. Ve aslında bu değişim sadece ruh halimizde değil, <strong>iştahımızda da kendini gösteriyor.</strong></p>
<p>Vücudumuz düşündüğümüzden çok daha hassas bir dengeye sahip. Gün ışığı süresi, hava sıcaklığı, uyku düzeni, fiziksel aktivite… <strong>Hepsi iştahımızı doğrudan etkileyen faktörler.</strong> Özellikle ilkbahar aylarında bu değişimlerin hepsi bir anda yaşandığı için vücut da bu yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyor.</p>
<p>Örneğin günlerin uzamasıyla birlikte hormonlarımızda bazı değişiklikler olur. Serotonin ve melatonin gibi hormonlar hem ruh halimizi hem de iştahımızı etkiler. <strong>Gün ışığı arttıkça uyku düzenimiz değişebilir, bu da gün içindeki açlık hissini etkileyebilir.</strong></p>
<p>Bir diğer önemli konu ise bahar yorgunluğu.<br />
Mevsim geçişlerinde birçok kişi kendini halsiz, yorgun ve isteksiz hisseder. Bu durum bazen daha fazla yemek yeme isteğiyle sonuçlanabilir. Çünkü vücut enerjisini artırmak için hızlı enerji kaynaklarına yönelmek ister. <strong>Bu da genellikle tatlı isteği olarak karşımıza çıkar.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren-ozer-gebelik.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Gebelikte Şeker Çıktı Diye Panik Yok: Gestasyonel Diyabeti Anlayalım</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Danışanlarımdan bu dönemde sıkça şu cümleleri duyuyorum:<br />
&#8220;Normalde tatlı çok tüketmem ama son zamanlarda sürekli canım istiyor.&#8221;<br />
&#8220;Öğünlerim düzensizleşti.&#8221;<br />
&#8220;Akşamları daha çok acıkıyorum.&#8221;</p>
<p>Aslında bu durumların çoğu <strong>vücudun yeni mevsime uyum sağlamaya çalışmasının bir parçası.</strong></p>
<p>Bir diğer önemli faktör ise su tüketimi. Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vücudumuzun su ihtiyacı da artar. Ancak çoğu kişi bu artışı fark etmeden gün içinde yetersiz su tüketmeye devam eder. <strong>Bu da bazen açlık hissiyle karışabilir.</strong> Yani aslında susamışken kendimizi aç zannedebiliriz.</p>
<p>Ayrıca havaların ısınmasıyla birlikte fiziksel aktivitemiz de değişir. Daha fazla hareket etmeye başlarız, dışarıda daha çok vakit geçiririz. <strong>Bu durum bazı kişilerde iştah artışına neden olabilir.</strong> Tam tersine, bazı kişilerde ise sıcak havalar iştahı baskılayabilir.</p>
<p>Tüm bu değişimlerin yaşandığı bir dönemde vücudumuzu biraz daha dikkatli dinlemek gerekiyor. Çünkü <strong>mevsim geçişlerinde yapılan en büyük hatalardan biri öğün atlamak veya düzensiz beslenmek oluyor.</strong> Özellikle iştahın azaldığı günlerde öğün atlamak, sonraki günlerde daha fazla yeme isteğine neden olabilir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/DYT.-Yaren-OZER-troid.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Tiroidi Olanlar Yalnız Değil: “Ben Neden Böyleyim?” Diye Düşünmeyin</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bu dönemde dikkat edilmesi gereken bazı küçük ama önemli noktalar var:</p>
<p>• Öğün düzenini korumak<br />
• Su tüketimini artırmak<br />
• Mevsim sebze ve meyvelerine yer vermek<br />
• Yeterli protein tüketmek<br />
• Uyku düzenine dikkat etmek</p>
<p>Çünkü <strong>iştah değişimi çoğu zaman vücudun bize verdiği bir sinyal olabilir.</strong></p>
<p>Unutmamak gerekir ki <strong>mevsim değişince sadece doğa değil, vücudumuz da değişir.</strong> Sabahları gün doğumunu kaçırdığımız gibi, vücudumuz da bu değişime uyum sağlamaya çalışır. Bu süreç oldukça normaldir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/cilt-bakimimi-yiyorum-gercek-mi-trend-mi/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/01/Cilt-Bakimimi-Yiyorum.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Cilt Bakımımı Yiyorum: Gerçek mi, Trend mi?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Eğer bu günlerde iştahınızda değişiklik fark ediyorsanız, bunun oldukça normal olduğunu bilmelisiniz. <strong>Vücudunuz yeni mevsime uyum sağlamaya çalışıyor olabilir.</strong> Biraz daha dengeli beslenmek, su tüketimini artırmak ve vücudunuzu dinlemek bu süreci daha kolay geçirmenize yardımcı olacaktır.</p>
<p>Baharın gelişiyle birlikte enerjimizin de tazelenmesi dileğiyle…<br />
Çünkü bazen sadece mevsim değişmez, <strong>alışkanlıklarımız da değişir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mevsim-degisti-istah-neden-degisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda Asıl Kaçırdığımız Şey Tatlı Değil</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bayramda-asil-kacirdigimiz-sey-tatli-degil/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bayramda-asil-kacirdigimiz-sey-tatli-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 07:43:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[besni]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=153009</guid>

					<description><![CDATA[Bayramda Asıl Kaçırdığımız Şey Tatlı Değil]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının son günlerine yaklaşırken etrafımızda benzer konuşmalar başlar. Bayram için hazırlık yapılır, tatlılar planlanır, sofralar konuşulur. Ama dikkat ederseniz bayramdan birkaç gün önce en çok konuşulan şey genelde şu olur: “Bayramda tatlıyı abartmayalım”, “Bayramda kilo almayalım”, “Bayramda dikkat etmek lazım.”</p>
<p>Bir diyetisyen olarak yıllardır bayram öncesi ve bayram sonrası danışanlarımla yaptığım görüşmelerde de benzer cümleleri sık sık duyarım.<br />
“Hocam bayramda kesin kilo alacağım.”<br />
“Tatlıdan uzak durmam lazım.”<br />
“Bayramdan sonra toparlarız.”</p>
<p>Oysa çoğu zaman küçük ama önemli bir gerçeği gözden kaçırıyoruz: <strong>Bayramda bizi değiştiren şey birkaç dilim tatlı değildir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/iftarda-neden-gozumuz-doymuyor/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-16-at-11.20.08.jpeg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">İftarda Neden Gözümüz Doymuyor?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bayram sofraları aslında yılın en kısa ama en anlamlı sofralarından biridir. Çünkü o sofralarda yalnızca yemek olmaz; sohbet vardır, yıllardır anlatılan aynı aile hikayeleri vardır, büyüklerin “Biraz daha ye.” diye ısrarı vardır. Ve çoğu zaman fark etmeden iyi gelen bir şey daha vardır: <strong>birlikte olma hali.</strong></p>
<p>Benim için bayram sabahlarının en tanıdık kokularından biri de annemin mutfakta hazırladığı yuvalamadır. Yıllardır bayram sabahı erkenden mutfağa girer. Biz daha tam uyanmadan mutfaktan gelen o telaşı, tencerenin kaynama sesini duyarız. <strong>Annemin bayram sabahı mutfakta olması sanki her şeyin yolunda olduğunu hissettirir. </strong>Yuvalama bizim evde sadece bir yemek değil, annemin bayrama verdiği emeğin ve özenin bir parçası gibi. Belki de bu yüzden o sofraya oturmak her yıl aynı huzuru verir.</p>
<p>Biz çekirdek aile olarak neredeyse her bayram yine aynı sofrada buluşuruz. Yıllar geçse de bazı şeylerin değişmemesi insana iyi geliyor. Geniş aile ziyaretlerinde ise hala çocukluğumdan kalan bir alışkanlık devam ediyor: <strong>harçlık sırasına girmek.</strong> Yaş büyüse de o sıraya girmeyi hala seviyorum. Hatta bazen arkamdaki kişilerin sayısı arttıkça biraz garipsediğim bile oluyor ama olsun… Bayramın küçük gelenekleri belki de tam olarak bu yüzden güzel.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/@harikasite.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bir de bizim ailede bayramlarda küçük bir gelenek daha vardır. Telefonu bir yere koyup süre ayarlayarak hep birlikte fotoğraf çekinmek. O an herkes biraz telaşlı olur; biri kadraja girmeye çalışır, biri gülmeye başlar, biri “bir tane daha çekelim” der… Ama yıllar sonra dönüp o fotoğraflara baktığınızda aslında bayramın en güzel hatıraları da tam olarak o karelerde saklıdır. Bu görevin çoğu zaman bana düştüğünü de söylemeden geçemem. Telefonu bir yere yerleştirip süreyi ayarlamak, herkesi kadraja sığdırmaya çalışmak ve “<strong>hazır mıyız?”</strong> diye seslenmek genelde benim işim olur.</p>
<p>Bugünlerde sık sık “Nerede o eski bayramlar?” cümlesini duyuyoruz. Aslında bazen düşünüyorum; belki de o eski bayramları aratan şey zamanın değişmesi değil, bizim hayatın telaşına fazla kapılmamızdır. Açıkçası ben bile zaman zaman kendimi o hengamenin içinde buluyorum. Ama yine de umarım herkesin “nerede o eski bayramlar” dediği bayramları aratmadığımız zamanlar olur. Çünkü bayram dediğimiz şey biraz da o küçük gelenekleri yaşatmakla anlam kazanıyor.</p>
<p>Aslında bayramın anlamı biraz da bu küçük anlarda saklı. Aynı sofrada oturmak, kapıları çalmak, büyüklerin ellerini öpmek, kahve eşliğinde uzayan sohbetler yapmak…</p>
<p>Bu yüzden bayramı yalnızca yediklerimizle ölçmek belki de haksızlık olur. Yıllar sonra kimse “O gün kaç dilim tatlı yemiştim” diye hatırlamaz. Ama bir bayram sabahını, aile sofrasını ya da birlikte edilen bir sohbeti hatırlar.</p>
<p>Elbette bayramda tatlılar olacak. Belki bir dilim baklava, belki bir parça şeker… Ama bazen hatırlamak gerekir ki <strong>bir dilim tatlı kimseyi hasta etmez.</strong> Asıl kıymetli olan, o tatlının paylaşıldığı sofradır.</p>
<p>Küçük bir hatırlatma yapmak isterim: Bayram günlerinde güne güzel bir kahvaltıyla başlamak, gün içinde su içmeyi ihmal etmemek ve tatlıları küçük porsiyonlarda tüketmek çoğu zaman yeterlidir. Çünkü sağlıklı beslenme çoğu zaman yasaklarla değil, <strong>dengeyle</strong> ilgilidir.</p>
<p>Bu bayram sofralarınızda tatlı da olsun, sohbet de. Ama en çok da birlikte geçirilen zaman olsun.</p>
<p>Herkese sevdikleriyle birlikte, huzurlu ve sağlıklı bir bayram diliyorum.</p>
<p><strong>Bayram sonrası ben yine burada olacağım.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bayramda-asil-kacirdigimiz-sey-tatli-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İftarda Neden Gözümüz Doymuyor?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/iftarda-neden-gozumuz-doymuyor/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/iftarda-neden-gozumuz-doymuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 08:17:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=152353</guid>

					<description><![CDATA[İftarda Neden Gözümüz Doymuyor?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzun saatler süren açlığın ardından iftar sofralarında hızlı yemek ve porsiyon kontrolünü kaybetmek oldukça yaygın bir durumdur. Bunun nedeni yalnızca açlık değil, vücudumuzun verdiği doğal fizyolojik tepkilerdir.</strong></p>
<p>Ramazan ayında iftar sofralarında sıkça karşılaşılan bir durum vardır: Sofraya oturulduktan sonra yemeklerin oldukça hızlı tüketilmesi ve çoğu zaman normalden daha fazla yemek yenmesi. Birçok kişi bunun yalnızca açlıktan kaynaklandığını düşünür. Oysa bu davranışın arkasında vücudun verdiği oldukça doğal fizyolojik tepkiler bulunur.</p>
<p>Gün boyunca süren açlıkla birlikte vücut enerji tasarrufu moduna geçer ve iştahı düzenleyen bazı hormonların dengesi değişir. <strong>Açlık hormonu olarak bilinen ghrelin gün içinde yükselir ve beynimize güçlü bir “yemek yeme” sinyali gönderir.</strong> Bu durum özellikle iftar saatinde yoğun bir açlık hissi oluşmasına neden olabilir.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Ramazan’da İftara Yakın Neden Daha Çabuk Sinirleniriz?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Ancak burada önemli bir nokta vardır. <strong>Midede oluşan doygunluk hissi ile beynin bunu algılaması arasında yaklaşık 15–20 dakikalık bir süre bulunur.</strong> Yani çok hızlı yemek yendiğinde, vücut aslında doymaya başlamış olsa bile beyin henüz bu mesajı almamış olabilir. Bu nedenle iftar sırasında hızlı yemek, farkında olmadan ihtiyaçtan daha fazla besin tüketilmesine yol açabilir.</p>
<p>İftar sofralarının kendine özgü bir psikolojisi de vardır. Gün boyunca kurulan yemek hayalleri, sofradaki çeşitlilik ve çoğu zaman kalabalık ortamlar yemek hızını farkında olmadan artırabilir. <strong>Uzun süreli açlığın ardından yemeklerin hızlı tüketilmesi, vücudun verdiği doğal bir tepki olarak ortaya çıkar.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/sahur-yapilmali-mi-vucudumuz-gun-icinde-nasil-farkli-calisiyor-metabolik-baslangic-neden-onemli/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/03/diyetisyen-yaren-ozer-e1772620010190-1024x576.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Sahur Yapılmalı mı? Vücudumuz Gün İçinde Nasıl Farklı Çalışıyor? Metabolik Başlangıç Neden Önemli?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bu noktada hızlı yemek, porsiyon kontrolünü zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. <strong>Çünkü hızlı yendiğinde doygunluk sinyalleri gecikir ve kişi ihtiyacından daha fazla besin tüketebilir.</strong></p>
<p>Aslında iftar sırasında yapılacak küçük bir yavaşlama büyük fark yaratabilir. Yemeğe çorba gibi daha hafif bir başlangıç yapmak, birkaç dakika ara vermek ve yemek hızını bilinçli olarak azaltmak vücudun doygunluk sinyallerini daha sağlıklı algılamasına yardımcı olur. Lokmaları daha iyi çiğnemek ve yemek sırasında kısa molalar vermek de hem sindirim sürecini destekler hem de porsiyon kontrolünü kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Unutmamak gerekir ki iftarda hızlı yemek yalnızca açlıkla ilgili değildir.</strong> Vücudumuz uzun süren açlığa karşı doğal bir tepki verir ve bizi hızlı yemek yemeye yönlendirebilir. Bu nedenle iftar sofralarında biraz daha yavaşlamak, bedenimizin verdiği sinyalleri dinlemek ve yeme sürecini daha bilinçli geçirmek oldukça önemlidir.</p>
<p>Ramazan ayı aslında sadece aç kalmayı değil, aynı zamanda yeme davranışımızı fark etmeyi de öğretir. <strong>Bazen sofrada yapılacak küçük bir tempo değişikliği, hem sindirimimizi hem de yeme dengesini tamamen değiştirebilir.</strong></p>
<p>Sağlıklı, dengeli ve huzurlu bir Ramazan diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/iftarda-neden-gozumuz-doymuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 Mart’ta Bir Hatırlatma</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/8-martta-bir-hatirlatma/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/8-martta-bir-hatirlatma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 09:05:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[8mart]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlargünü]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=150900</guid>

					<description><![CDATA[8 Mart’ta Bir Hatırlatma]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>8 Mart Dünya Kadınlar Günü, her yıl kadınların emeğini, gücünü ve hayatın her alanındaki yerini yeniden hatırladığımız bir gün. Bu gün yaklaşırken televizyonlarda, sosyal medyada ve vitrinlerde kadınlara özel mesajlar, reklamlar ve kampanyalar sıkça karşımıza çıkar. Markalar kadınların gücünü anlatan videolar yayınlar, kurumlar kutlama mesajları paylaşır, çiçekler verilir, etkinlikler düzenlenir. Kısacası kadınların hayatın her alanındaki emeği ve katkısı bir kez daha görünür hale gelir.</p>
<p>Ancak bir diyetisyen olarak yıllardır danışanlarımla yaptığım görüşmelerde fark ettiğim başka bir gerçek daha var. Mesleğim gereği çok sayıda kadınla birebir konuşma fırsatı buluyorum ve çoğu zaman farklı hayatların içinde aynı hikâyeye rastlıyorum: <strong>Kadınlar çoğu zaman herkesle ilgilenirken kendilerini en sona bırakıyor.</strong></p>
<p>Görüşmelerimde kadın danışanlarımla konuşurken sık duyduğum bir cümle vardır:</p>
<p>“Hocam aslında kendime pek dikkat edemiyorum.”</p>
<p>Bu cümlenin devamı da çoğu zaman birbirine benzer.</p>
<p>“Çocukların düzeni var.”<br />
“Evle ilgileniyorum.”<br />
“İş çok yoğun.”<br />
“Gün nasıl geçiyor anlamıyorum.”</p>
<p>Aslında bu sözler yalnızca bir beslenme alışkanlığını değil, birçok kadının günlük hayatını anlatır. Çünkü çoğu zaman kadınlar önce evini, ailesini, işini, çocuklarını düşünür; kendi ihtiyaçları ise fark edilmeden listenin en sonuna kalır.</p>
<p>Bu durum beslenme alışkanlıklarında da çok net görülür. Birçok kadın sabah önce evdeki herkesin kahvaltısını hazırlar ama kendi kahvaltısı çoğu zaman ayaküstü geçişir. Gün içinde herkesin ihtiyacı düşünülür ama kendi öğünü bazen bir kahveyle geçer. Akşam ise günün yorgunluğu içinde “artık ne varsa” ile sofraya oturulur.</p>
<p>Oysa aynı kadınlara baktığınızda, söz konusu sevdikleri olduğunda inanılmaz bir özen görürsünüz. Çocuklarının beslenmesini düşünür, eşinin ne yediğini önemser, ailesinin sağlığı için uğraşır. <strong>Kısacası birçok kadın başkalarının tabağını büyük bir özenle doldururken kendi tabağını çoğu zaman ikinci plana bırakır.</strong></p>
<p>Yıllar içinde bu küçük ihmaller büyür. Sürekli yorgunluk hissi, demir eksikliği, halsizlik, baş ağrıları, kilo dalgalanmaları… Birçok kadın bunları hayatın doğal bir parçası gibi kabul eder. Oysa çoğu zaman beden yalnızca uzun süredir ihmal edildiğini anlatmaya çalışıyordur.</p>
<p>Beslenme yalnızca kilo ile ilgili bir konu değildir. Beslenme; enerji, dayanıklılık, odaklanma ve ruh haliyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle kadınlarda demir eksikliği ve tiroit problemlerinin oldukça yaygın olduğunu düşündüğümüzde düzenli ve dengeli beslenmenin önemi çok daha net ortaya çıkar.</p>
<p>Bunu yalnızca mesleki gözlemlerimle değil, zaman zaman kendi hayatımda da fark ediyorum. Gün yoğunlaştığında öğünü ertelemek gerçekten çok kolaydır. Ama yıllar içinde şunu anlıyorsunuz: Kendine iyi bakmak için büyük boşluklara değil, küçük farkındalıklara ihtiyaç vardır. Bazen gerçekten oturup bir öğün yemek, su içmeyi hatırlamak ya da birkaç dakika durmak bile beden için sandığımızdan çok daha kıymetlidir.</p>
<p>Kadınların toplumdaki yeri ve değeri konusunda <strong>Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün</strong> şu sözü ise hep anlamını koruyacaktır:</p>
<p>“Dünyada her şey kadının eseridir.”</p>
<p>Bu söz yalnızca bir övgü değildir. Aynı zamanda toplumun temelinde kadınların emeğinin ne kadar büyük olduğunu hatırlatan güçlü bir gerçektir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınlara verilen haklar da bu bakışın en önemli göstergelerinden biridir.</p>
<p>Ancak güçlü olmak her şeyi tek başına taşımak anlamına gelmez. Uzun yıllar boyunca ben de güçlü olmak kavramını biraz böyle düşündüm. Her şeye yetişmek, yorulduğunu belli etmemek, her sorumluluğu tek başına üstlenebilmek… Sanki güçlü olmak biraz da bunları başarabilmekti.</p>
<p>Oysa zamanla şunu fark ediyorsunuz: <strong>Gerçek güç bazen durabilmekte, kendine de aynı özeni gösterebilmekte ve sağlığını ertelememekte saklıdır.</strong></p>
<p>Bu yüzden 8 Mart’ta kadınların emeğini konuşurken küçük ama önemli bir hatırlatma yapmak isterim:</p>
<p>Başkalarının tabağını doldururken kendi tabağınızı da ihmal etmeyin.</p>
<p>Çünkü kadınlara gösterdiğimiz özen ve saygı sadece bir gün hatırlanacak bir konu değildir. Kadınların emeğini, sağlığını ve hayatın içindeki görünmeyen yükünü yalnızca bugün değil, her gün hatırlamak gerekir.</p>
<p><strong>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/8-martta-bir-hatirlatma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşilay Haftasında Bir Hatırlatma</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/yesilay-haftasinda-bir-hatirlatma/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/yesilay-haftasinda-bir-hatirlatma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 10:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=150616</guid>

					<description><![CDATA[Yeşilay Haftasında Bir Hatırlatma]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bağımlılık…</strong></p>
<p>Bu kelimeyi duyduğumuzda çoğumuzun zihninde aynı görüntüler belirir: sigara, alkol, madde kullanımı. Oysa bağımlılık bazen çok daha sessiz, çok daha gündelik ve fark edilmesi zor bir biçimde hayatımıza yerleşir. Günümüz dünyasında yalnızca zararlı maddelere değil; <strong>şekerli gıdalara, işlenmiş ürünlere, hızlı tüketime ve kontrolsüz alışkanlıklara</strong> da bağımlı hale gelebiliyoruz.</p>
<p><strong>1–7 Mart Yeşilay Haftası</strong>, tam da bu noktada bize yeniden düşünmeyi hatırlatır:</p>
<p>	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/sahur-yapilmali-mi-vucudumuz-gun-icinde-nasil-farkli-calisiyor-metabolik-baslangic-neden-onemli/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/03/diyetisyen-yaren-ozer-e1772620010190-1024x576.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Sahur Yapılmalı mı? Vücudumuz Gün İçinde Nasıl Farklı Çalışıyor? Metabolik Başlangıç Neden Önemli?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	<br />
<strong>Gerçek bağımsızlık nedir?</strong></p>
<p>Yeşilay, yıllardır toplum sağlığını koruma amacıyla bağımlılıkla mücadelede güçlü çalışmalar yürüten kıymetli bir sivil toplum kuruluşudur. Sadece madde bağımlılığı değil; tütün, teknoloji, alkol, kumar ve davranışsal bağımlılıklar konusunda da farkındalık oluşturmakta, koruyucu ve önleyici yaklaşımlar geliştirmektedir. Yeşilay sadece koruyucu önleyici değil aynı zamanda rehabilite edici hizmetler de sunmaktadır. “Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) Adıyaman’da bağımlılara ve ailelerine ücretsiz psikolojik ve sosyal hizmet desteği vermektedir. Alkol, madde, kumar, tütün ve teknoloji ilgili sorunlar yaşayan kişiler, destek almak için 115’i arayabilirsiniz.&#8221;</p>
<p><strong>Bu haftanın önemini hem kendime hem de sizlere bir kez daha hatırlatmaktan onur duyuyorum.</strong></p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadele yalnızca “zararlı olanı bırakmak” değildir.</strong><br />
Aynı zamanda bedeni ve zihni güçlendirecek sağlıklı alışkanlıklar inşa etmektir. İşte burada beslenme devreye girer.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar, özellikle rafine şeker ve ultra işlenmiş gıdaların <strong>beyindeki ödül sistemini uyardığını</strong> göstermektedir. Dopamin salınımı kısa süreli haz sağlarken, sık tekrarlandığında alışkanlık döngüsünü pekiştirir. Bu durum kontrolsüz yeme davranışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede metabolik sorunlara zemin hazırlayabilir.<br />
Yani bazen “canım çok çekti” dediğimiz şey, <strong>fizyolojik bir alışkanlık döngüsünün sonucudur.</strong></p>
<p>Bu noktada soframızdaki tercihler önem kazanır.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Ramazan’da İftara Yakın Neden Daha Çabuk Sinirleniriz?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p><strong>Yeşil sebzeler yalnızca bir garnitür değildir; sağlıklı yaşamın temel taşlarından biridir.</strong><br />
Ispanak, roka, pazı, semizotu, brokoli, maydanoz ve benzeri yeşil yapraklı sebzeler; yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak sağlığını destekler. <strong>Bağırsak mikrobiyotası ile ruh hali, bağışıklık sistemi ve metabolizma arasında güçlü bir ilişki olduğu</strong> artık bilimsel olarak bilinmektedir. Dengeli bir bağırsak yapısı, kan şekeri kontrolünü iyileştirir ve ani tatlı isteğinin azalmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Ayrıca bu sebzeler; folat, C vitamini, K vitamini, magnezyum ve antioksidan bileşikler açısından zengindir. Hücreleri oksidatif stresten koruyarak uzun vadede kronik hastalık riskinin azaltılmasına destek olurlar. <strong>Sağlıklı bir metabolizma ise zararlı alışkanlıklara karşı daha güçlü bir bedensel zemin oluşturur.</strong></p>
<p>Burada amaç bir yasak listesi oluşturmak değildir.<br />
<strong>Amaç, bağımsız bir beden ve bilinçli bir zihin inşa etmektir.</strong><br />
Sağlıklı beslenme; irade savaşından çok sistem kurma meselesidir. Evde bulunan yiyecekler, alışveriş alışkanlıklarımız, çocuklarımıza sunduğumuz örnekler… Hepsi uzun vadeli sağlığın belirleyicisidir.</p>
<p>Bir diyetisyen olarak sahada en çok gördüğüm şey şudur: İnsanlar çoğu zaman neyin zararlı olduğunu biliyor, fakat sistem kuramadığı için sürdüremiyor. İşte bu yüzden 1- 7 Mart Yeşilay Haftası’nda <strong>#sendeyeşilaycısın</strong> diyerek yalnızca bağımlılıktan uzak durmayı değil, <strong>güçlü bir yaşam temeli oluşturmayı</strong> da hatırlatmalıdır.</p>
<p>Ben, Besni’de görev yapan bir diyetisyen olarak her danışanımda şunu hedefliyorum:<br />
<strong>Sadece kilo vermek değil, bağımsız bir beden ve bilinçli bir zihin inşa etmek.</strong><br />
Çünkü sağlıklı bir toplum; güçlü bireylerle mümkündür. Yeşilay’ın yıllardır verdiği mücadeleyi kıymetli buluyor, bu anlamlı haftanın önemini hem kendim hem de sizlerle paylaşmaktan gerçekten onur duyuyorum.</p>
<p><strong>Unutmayalım; özgürlük yalnızca zararlıdan uzak durmak değil, sağlıklı olanı seçebilme gücüdür.</strong></p>
<p>Sağlıkla kalın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/yesilay-haftasinda-bir-hatirlatma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahur Yapılmalı mı? Vücudumuz Gün İçinde Nasıl Farklı Çalışıyor? Metabolik Başlangıç Neden Önemli?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sahur-yapilmali-mi-vucudumuz-gun-icinde-nasil-farkli-calisiyor-metabolik-baslangic-neden-onemli/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sahur-yapilmali-mi-vucudumuz-gun-icinde-nasil-farkli-calisiyor-metabolik-baslangic-neden-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=150297</guid>

					<description><![CDATA[Sahur Yapılmalı mı? Vücudumuz Gün İçinde Nasıl Farklı Çalışıyor? Metabolik Başlangıç Neden Önemli?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında danışanlarımdan sıkça şu cümleyi duyuyorum: “Hocam sahura kalkmasam daha rahat ediyorum.” İlk bakışta mantıklı gibi görünebilir. Uyku bölünmez, sabah daha dinç kalkılır diye düşünülür. <strong>Ancak sahur, yalnızca açlık süresini kısaltan bir öğün değildir; aslında vücudun gün boyunca nasıl çalışacağını belirleyen önemli bir biyolojik başlangıçtır.</strong></p>
<p>Gece boyunca süren açlık, metabolizmayı doğal olarak enerji tasarrufu moduna yaklaştırır. Sahur yapıldığında vücuda yeniden enerji girişi olur ve kan glikoz seviyesi daha dengeli bir başlangıç yapar. Bu denge, gün içinde ani enerji düşüşlerini azaltır. <strong>Sahur yapılmadığında ise açlık süresi uzadığı için özellikle öğleden sonra saatlerinde daha belirgin bir halsizlik ve zihinsel yorgunluk görülebilir.</strong></p>
<p>Beyin enerji ihtiyacının büyük bölümünü glikozdan karşılar. Açlık süresi uzadığında vücut alternatif enerji yollarını devreye soksa da bu geçiş süreci zihinsel performansı etkileyebilir. <strong>Bu nedenle sahur yapmayan kişilerde günün ilerleyen saatlerinde odaklanma güçlüğü ve motivasyon düşüşü daha sık hissedilebilir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hormonlar ve Davranış Üzerindeki Etkisi</strong></p>
<p>İşin bir de hormonal boyutu vardır. Uzun süreli açlık durumunda kortizol gibi stres hormonlarının düzeyi artabilir. Bu artış bazı kişilerde daha hassas bir duygu durumuna ve yorgunluk hissine yol açabilir. Aynı zamanda açlık hormonu ghrelinin yükselmesi, iftar saatinde daha yoğun ve kontrol edilmesi zor bir açlık hissi oluşturabilir. <strong>Sahur yapan bireylerde bu hormonal dalgalanmalar daha dengeli seyrederken, sahur yapmayanlarda iftar sırasında porsiyon kontrolü daha zor hale gelebilir.</strong></p>
<p>Sıvı dengesi de göz ardı edilmemelidir. Sahurda yeterli sıvı alımı gün içinde dehidrasyon riskini azaltır. <strong>Sahur yapılmadığında özellikle günün ikinci yarısında baş ağrısı ve performans düşüklüğü daha belirgin hale gelebilir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Ramazan’da İftara Yakın Neden Daha Çabuk Sinirleniriz?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<h2>Sahurdan Hemen Sonra Uyumak Doğru mu?</h2>
<p>Sahurla ilgili bir diğer önemli nokta ise öğünün hemen ardından yeniden uyumaktır. Çoğu kişi sahuru yapar yapmaz yatağa döner; ancak sindirim sistemi bu süreçte aktif olarak çalışmaya başlar. Yemek sonrası mide asidi salgısı artar ve sindirim için kan akışı mide-bağırsak sistemine yönelir.</p>
<p><strong>Sahurdan hemen sonra yatmak, özellikle reflü ve mide hassasiyeti olan kişilerde şikayetleri artırabilir.</strong> Yatay pozisyon, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçma riskini yükseltebilir. Bunun yanında ağır ve yağlı bir sahur sonrası uykuya geçmek, sindirim sürecini zorlaştırabilir ve uyku kalitesini düşürebilir.</p>
<p>Metabolik açıdan değerlendirildiğinde yemek sonrası kısa bir süre dik pozisyonda kalmak ve sindirime zaman tanımak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. <strong>En az 20–30 dakika beklemek, hem mide konforu hem de uyku kalitesi açısından daha dengeli bir geçiş sağlar.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm bu fizyolojik süreçler bize şunu gösterir:<br />
<strong>Sahur yalnızca “tok tutan” bir öğün değildir.</strong></p>
<p>Elbette herkesin yaşam koşulları farklıdır. Ancak mümkün olduğunca sahuru atlamamak, hem fiziksel hem zihinsel açıdan daha stabil bir gün geçirilmesine katkı sağlar. <strong>Bu dönemde sahur, yalnızca bir öğün değil; günün dengesini belirleyen önemli bir adımdır.</strong></p>
<p>Sağlıklı, dengeli ve huzurlu bir Ramazan diliyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sahur-yapilmali-mi-vucudumuz-gun-icinde-nasil-farkli-calisiyor-metabolik-baslangic-neden-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BESNİLİ GÖZÜYLE BAKIŞ VE SERZENİŞ</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/besnili-gozuyle-bakis-ve-serzenis/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/besnili-gozuyle-bakis-ve-serzenis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Misafir Köşe Yazarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 08:19:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[besni]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[nurseldemirbağ]]></category>
		<category><![CDATA[serzeniş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=149308</guid>

					<description><![CDATA[BESNİLİ GÖZÜYLE BAKIŞ VE SERZENİŞ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="39" data-end="584"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-149315" src="https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/besni-misafir-kose-yazari.jpg" alt="" width="1280" height="853" srcset="https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/besni-misafir-kose-yazari.jpg 1280w, https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/besni-misafir-kose-yazari-540x360.jpg 540w, https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/besni-misafir-kose-yazari-272x182.jpg 272w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p data-start="39" data-end="584">İstanbul&#8217;da uzun yıllardır yaşamaktayım, şu an ev hanımıyım. Besni derneklerimiz bilindiği üzere Erdemoğlu ailesinden “Allah razı olsun” Sefaköy’e taziye evi, vakıf ve derneği aynı çatı altına topladı. Küçükköy ve ilk ve tek Besni Aşağı Çöplü Köy Derneği, Güngören’de hepsinin kendi lokallerinde önemli olan neler yapılıyor? Besni Eğitim Vakfı’nı bilmeyen yok; hemşehrilerimizin fakülte kazanmış, ufku açık evlatlarına burs vererek geleceğe hazırlıyorlar. Besnimizin güzelliklerini tanıtıp kültürünü anlatıp yaşatmak da lazım diye düşünüyorum.</p>
<p data-start="586" data-end="1403">Vakfı tenzih ederim. Besni derneklerinde kahvehane kültürü hakim. Bu kanıyı tespit çok da zor değildir; Besni tabiriyle “körler sağırlar, birbirlerini ağırlar” denilir. Derneklerimizde neden bayanlara yer verilmez? Yönetimde, faaliyetlerde! Mesela haftada, ayda veya yılda bir gün neden olmasın? Vakfın önceki başkanı Andan Hanım döneminde Anneler Günü ve 8 Mart kutlaması olmuştu. Aşağı Çöplü Dernek yönetiminde bir bayan mevcut, başka yok. Neden? Cevabını vereyim: Çünkü bayanlar daha güzel şeyler yapabilirler; yemeklerimizden tutun da vesaire, eş dost arkadaşları toplayıp neden Besnimizin güzelliklerine ortaklaşa katkı yapmıyoruz? Komşularımız, arkadaşlarımız memleketi neresi olursa olsun. Besni derneklerimiz aracılığıyla maalesef böyle. Bunu bildirmek istedim, değerlendirilmesi sayın yetkililere ricamdır.</p>
<p data-start="1405" data-end="2013">Besniliyim, Besnilileri çok seviyorum; lakin bizimkiler, hepsini demiyorum, birbirlerinin yükselmesini, ilerlemesini istemiyorlar maalesef. Biri yükselmişse önüne kimsenin geçmesini istemiyor; onun da elini tut, o da bir yerlere gelsin. Yani bu kadar zor mu? Çok üzülüyorum. Geçtiğimiz günlerde İstanbul&#8217;da Adıyamanlılar Tanıtım Günleri’ne katıldım. Besni Belediye Başkanı’nı takdirle karşılıyorum. Besni Ekspres gazetesi dijital mecrasında yazdığı gibi gelenleri 4 gün boyunca karşıladı ve giderlerken stant dışına dek yolcu etti. Ulusal ses sanatçılarımız sahne aldılar; programları bitince herkes gitti.</p>
<p data-start="2015" data-end="2464">Adıyamanlı, Besnili, Kahtalı her neyse birçok değerli mahalli sanatçılarımız var. O kadar uzak yoldan gelmişler; onları da dinleyelim. İnanın ismini zikretmiyorum, adam çıktı sahneye yirmi kişi kalmış, kalmamış; böyle olur mu? Besnililere, hemşehrilerimize yakışmadı diye düşünüyorum. Sanatçımız dedi ki: “O kadar yolu geldik, şurada binlerce seyirci olsaydı sesimizi duyursaydık” diyerek kalanlara teşekkür etti. Organize hazırlayanlara serzeniş.</p>
<p data-start="2466" data-end="2673">O zaman madem öyleyse bu saatte sanatçı çıkacak demeyin, “Bugün sanatçılarımız sahne alacak” diye bildirim yapmayın. Ben şahsen kendi adıma üzüldüm ve o kadar yolu gelip de çok az kalabalığa söylemelerine!</p>
<p data-start="2675" data-end="2807">Ne olur düşünerek yaşayalım sevgili, canım Besnimizin güzel, değerli insanları. Besni’yi, hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız.</p>
<p data-start="2809" data-end="2960" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Lütfen kimse üstüne alınmasın. Sadece BESNİLİ GÖZÜYLE BAKIŞ yaparak oldukça üzüldüğümü ve olmaması gerekenleri dile getirmek istedim. Sağlıcakla kalın.</p>
<p data-start="2809" data-end="2960" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><em><strong>Misafir Köşe Yazarı Nursel DEMİRBAĞ</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/besnili-gozuyle-bakis-ve-serzenis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan’da İftara Yakın Neden Daha Çabuk Sinirleniriz?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 13:59:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=148801</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan’da İftara Yakın Neden Daha Çabuk Sinirleniriz?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının en çok fark edilen ama çoğu zaman üzerinde pek durulmayan durumlarından biri, günün özellikle son saatlerinde sabrın azalması ve duygusal hassasiyetin artmasıdır. Birçok kişi iftara doğru kendisini daha gergin, daha sabırsız ya da küçük uyaranlara karşı daha tepkisel hissedebilir. <strong>Bu durum çoğu zaman yalnızca “aç olmakla” açıklansa da aslında arkasında oldukça anlaşılır fizyolojik ve psikolojik mekanizmalar bulunur.</strong></p>
<p>Gün boyunca besin alınmamasıyla birlikte kan glikoz düzeyinde doğal bir düşüş meydana gelir. Beyin enerji ihtiyacını büyük ölçüde glikozdan karşıladığı için bu değişime oldukça duyarlıdır. <strong>Kan şekeri seviyesindeki düşüş; dikkat, odaklanma ve duygu düzenleme süreçlerini etkileyebilir.</strong> Yapılan çalışmalar, düşük glikoz düzeylerinin sabır eşiğini azaltabileceğini ve bireylerin stresli uyaranlara karşı daha hassas hale gelebileceğini göstermektedir.</p>
<p>Uzun süreli açlıkta devreye giren hormonal yanıtlar da bu sürece katkı sağlar. Enerji dengesini koruyabilmek amacıyla kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının salınımında artış görülebilir. <strong>Bu hormonlar fizyolojik olarak adaptif bir mekanizma olsa da bireyin kendini daha gergin ve huzursuz hissetmesine neden olabilir.</strong></p>
<p>Açlık hissinin düzenlenmesinde rol oynayan ghrelin hormonunun gün içinde yükselmesi de iştahın artmasına ve zihinsel odağın daha çok yemek üzerine yönelmesine yol açabilir. <strong>Bu durum özellikle iftara yakın saatlerde sabırsızlık hissinin artmasını açıklayan önemli faktörlerden biridir.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/@harikasite.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Fizyolojik süreçlerin yanı sıra davranışsal ve çevresel etkenler de göz ardı edilmemelidir. Günün sonuna doğru artan yorgunluk, susuzluk hissi ve zihinsel yük tolerans seviyesinin düşmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca Ramazan ayında uyku düzeninde yaşanan değişiklikler, sirkadiyen ritmin etkilenmesine bağlı olarak duygu durum dalgalanmalarını artırabilir.</p>
<p><strong>Ramazan ayı yalnızca beslenme düzenimizin değiştiği bir dönem değil, aynı zamanda bedenimizin verdiği sinyalleri daha dikkatli fark etmeyi öğrendiğimiz özel bir zaman dilimidir.</strong> İftara yakın saatlerde hissedilen sabırsızlık, vücudun enerji dengesini korumaya yönelik verdiği doğal bir yanıttır ve çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha anlaşılır bir sürecin parçasıdır.</p>
<p><strong>Belki de bu yüzden iftarın ilk anı yalnızca fiziksel bir rahatlama değil, aynı zamanda zihinsel bir gevşeme hissi de getirir.</strong> Gün boyunca yaşadığımız bu değişimleri fark etmek ve kendimize biraz daha anlayışla yaklaşmak, Ramazan’ın bize kazandırdığı en kıymetli farkındalıklardan biridir. Çünkü bedenimizi anlamaya başladığımızda, onu yönetmek de çok daha kolay hale gelir.</p>
<p>Bu vesileyle Ramazan ayının hepimize sağlık, denge ve huzur getirmesini diliyorum.</p>
<p><strong>Herkese hayırlı Ramazanlar.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazanda-iftara-yakin-neden-daha-cabuk-sinirleniriz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 13:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=147747</guid>

					<description><![CDATA[Mideyi İyileştiren Şey Sadece İlaç Değil: Beslenmenin Gücü (Gastrit, Reflü, Helicobacter)]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mideyle ilgili şikayetler son yıllarda o kadar arttı ki… Danışanlarımla konuşurken en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Hocam midem yanıyor.” Bazısı sabah aç uyanınca yanma hissediyor, bazısı yemek sonrası şişkinlikten rahatsız oluyor, bazısı da “ne yesem dokunuyor” diye anlatıyor. Kimi zaman gastrit deniyor, kimi zaman reflü, kimi zaman da Helicobacter pylori çıkıyor. Ama isimler değişse de çoğu kişinin ortak derdi aynı: Mide artık eskisi gibi rahat değil.</p>
<p>Önce şu gerçeği kabul edelim: Mide hastalıklarında beslenme, sadece “daha hafif yemek” demek değildir. Beslenme; mide asidinin dengesi, mide mukozasının korunması, şikayetlerin azalması ve tedavinin daha iyi sonuç vermesi açısından çok önemli bir parçadır. Özellikle gastrit gibi mide yüzeyinin hassaslaştığı durumlarda, yanlış besin seçimleri mideyi sürekli tetiklerken; doğru seçimler mideye gerçekten nefes aldırabilir. Bu yüzden mide şikaayeti yaşayan biri için mesele sadece “ilaç içtim geçti” değil, aynı zamanda “ben mideme nasıl davranıyorum?” sorusudur.</p>
<p>Gastrit dediğimiz şey aslında mide iç yüzeyinin iltihaplanması ya da tahriş olmasıdır. Yani mide kendini koruyan tabakasında bir hassasiyet oluşur. Bu hassasiyet olduğunda, normalde sorun yaratmayan bazı yiyecekler bile kişiyi rahatsız edebilir. Çok baharatlı yemekler, aşırı yağlı kızartmalar, asitli içecekler, aç karnına içilen sert kahveler, sigara, alkol… Hepsi mideyi daha da “savunmasız” hale getirebilir. Bu yüzden gastrit yaşayan birinin mideyi sakinleştiren bir düzene ihtiyacı olur.</p>
<p>Helicobacter pylori konusu ise ayrıca önemli. Çünkü Helicobacter, midede yaşayabilen bir bakteridir ve bazı kişilerde gastrit, ülser gibi sorunlara zemin hazırlayabilir. Burada kritik nokta şu: Helicobacter varsa çoğu zaman tedavi sadece beslenmeyle olmaz; doktorun planladığı antibiyotik ve mide koruyucu tedaviler gerekir. Ama beslenme yine devreye girer. Çünkü tedavi sürecinde mideyi daha az zorlamak, şikayetleri azaltmak ve iyileşme sürecini desteklemek mümkündür. Yani beslenme “tedavinin alternatifi” değil, <strong>tedavinin destekçisi</strong>dir.</p>
<p>Mide şikayetlerinde en çok yapılan hatalardan biri, uzun süre aç kalmaktır. Bazı insanlar “midem yanıyor, o zaman hiç yemeyeyim” diye düşünüyor. Oysa mide uzun süre boş kaldığında asit, mide duvarını daha fazla rahatsız edebilir. Bu yüzden özellikle gastrit ve reflüye eğilimi olan kişilerde öğün aralarını çok uzatmamak işe yarar. Az az ama düzenli beslenmek, mideyi bir anda yüklememek, mideye en iyi gelen alışkanlıklardan biridir.</p>
<p>Bir diğer önemli konu da yeme hızıdır. Çok hızlı yemek, yeterince çiğnemeden yutmak, üzerine hemen çay-kahve içmek… Bunlar mideyi daha fazla zorlar. Mideyi rahatlatmanın en basit yollarından biri bile bazen “yavaşlamak”tır. Çünkü mide sadece ne yediğimizle değil, nasıl yediğimizle de ilgilenir. Bu yüzden ben mide şikayeti olan kişilere hep şunu söylerim: Yemeği küçümsemeyin, lokmayı küçümsemeyin. Mide, aceleyi sevmez.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/yaren-ozer-gebelik.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Gebelikte Şeker Çıktı Diye Panik Yok: Gestasyonel Diyabeti Anlayalım</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Peki mideyi en çok neler tetikler? Herkesin hassasiyeti farklı olabilir ama genel olarak çok acı-baharatlı yiyecekler, kızartmalar, aşırı yağlı yemekler, çikolata, nane, domates sosları, soğan-sarımsak, turşu gibi çok ekşi ve tuzlu gıdalar bazı kişilerde yanmayı artırabilir. Kahve de özellikle aç karnına içildiğinde mideyi zorlayabilir. Asitli içecekler ve enerji içecekleri ise çoğu zaman şikayetleri belirginleştirir. Burada amaç “hayat boyu yasak” değil; mideyi sakinleştirene kadar bir süreliğine tetikleyicileri azaltmak ve sonra kontrollü şekilde değerlendirmektir.</p>
<p>Mideyi rahatlatan tarafta ise daha yumuşak, daha az yağlı, daha düzenli bir beslenme öne çıkar. Çorbalar, yoğurt, kefir (herkeste değil ama çoğu kişide), haşlama veya fırın yemekler, iyi pişmiş sebzeler, muz gibi mideye daha yumuşak gelen meyveler, yulaf gibi lifli ama mideyi çok zorlamayan seçenekler… Bunlar kişiye göre iyi bir başlangıç olabilir. Ama burada da şunu unutmamak gerekiyor: Mide hastalıklarında “tek doğru liste” yoktur. Kimi yoğurtla rahatlar, kimi yoğurtla daha çok yanar. O yüzden mideyi anlamak, kişiye özel ilerlemek gerekir.</p>
<p>Reflüden de bahsetmeden olmaz. Reflüde mide içeriği yemek borusuna doğru kaçtığı için yanma, ağza acı su gelmesi, boğazda tahriş gibi şikayetler olur. Reflüde beslenmenin yanında yaşam tarzı da çok önemlidir. Geç saatte yemek, yemekten hemen sonra uzanmak, yatmadan önce atıştırmak, çok büyük porsiyonlar… Bunlar reflüyü artırır. Bazen sadece akşam yemeğini biraz erkene çekmek ve porsiyonu küçültmek bile büyük fark yaratır. Aynı şekilde gece yatarken başı biraz yükseltmek gibi küçük önlemler de rahatlatıcı olabilir.</p>
<p>Son olarak şunu söylemek istiyorum: Mide, stresle de çok bağlantılıdır. Bazı dönemlerde kişi aynı şeyi yer ama bir gün hiçbir şey olmazken, başka bir gün mide hemen yanar. Çünkü mide sadece yediğimizden değil, yaşadığımızdan da etkilenir. Stres arttığında mide daha hassas hale gelebilir. Bu yüzden mide şikayeti olan kişilerin kendine “biraz daha yavaşlama” izni vermesi bazen en iyi ilaçtır.</p>
<p>Gastrit, reflü ya da Helicobacter… İsimler farklı olabilir ama temel yaklaşım aynı: Mideyi yormayan bir düzen kurmak, tedaviyi aksatmamak ve beslenmeyi destekleyici bir araç olarak görmek. Çünkü mideyi sakinleştirdiğimizde, sadece yanma değil; uyku, enerji ve günlük yaşam kalitesi de toparlanır.</p>
<p>Umarım bu yazı, mide şikayeti yaşayanların kafasındaki soru işaretlerini biraz olsun azaltmıştır. Herkese sağlıklı ve güzel günler diliyorum. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f33f.png" alt="🌿" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/mideyi-iyilestiren-sey-sadece-ilac-degil-beslenmenin-gucu-gastrit-reflu-helicobacter/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RAMAZAN’A GİRERKEN</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazana-girerken/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazana-girerken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Besni İlçe Müftüsü Sabri Erçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 12:19:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[müftü]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sabrierçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=147749</guid>

					<description><![CDATA[RAMAZAN’A GİRERKEN]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Huzur ve bereketin müjdecisi, sonsuz ikramların habercisi, merhamet ve mağfiret ayı Ramazan Ayı’na giriyoruz. Bizleri bu müstesna iklime kavuşturan rabbime hamdolsun. Kur-anı Kerim’in bu ayda kendisine nazil olmaya başlayan Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.</p>
<p>Ramazan, yaz aylarının sonunda ve güz mevsiminin başında yağan ve yerdeki tozları temizleyen yağmur anlamındadır. Bu yağmur nasıl yer yüzündeki tozları silip, yeryüzünü yıkıyorsa, Ramazan Ayı’da müminleri günahlardan öylece temizler. Diğer bir anlamı da yanmaktır. Buna göre Ramazan Ayı orucuyla, teravihiyle, mukabelesiyle, zekat, fitre ve sadakalarıyla günahların yakılıp yok edilmesi demektir.</p>
<p>Ramazan, oruç tutarak takvaya ulaşmaktır. “Ey iman edenler oruç tutarak takvaya ulaşırsınız diye sizlerden öncekilere farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı.” (Bakara/185)</p>
<p><strong>Ramazan, bağışlanma vesilesidir</strong></p>
<p>“Kim inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman, 28.)</p>
<p><strong>Ramazan Kur-an Ayı’dır</strong></p>
<p>“O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur-an’ın indirildiği Ramazan Ayı’dır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçla geçirsin.” (Bakara/185.)</p>
<p><strong>Ramazan infak ayıdır</strong></p>
<p>Abdullah Bin Abbas şöyle rivayet ediyor: “Resulullah insanların en cömert olanı idi. Onun bu cömertliği Ramazan Ayı’na giripte kendisiyle Cebrail karşılaşınca daha da artardı.” (Buhari, Savm, 7)</p>
<p>Hz. Peygamber’e: “Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulduğunda; “Ramazan Ayı’nda verilen sadakadır.” Cevabını vermiştir. (Tirmizi, Zekat, 28)</p>
<p>Ramazan Ayı, bin aydan daha hayırlı olan bir geceyi, Kadir Gece’sini barındıran bir aydır.</p>
<p>“Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir,3)</p>
<p>Ramazan’da ibadetlerimizi samimiyet ve ihlasla yapalım. Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurur: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz.” (İbni Mace, Siyam, 21)</p>
<p>Öyleyse oruç sadece aç ve susuz kalmak değildir. Oruç kişinin büsbütün haramlardan sakınmasıdır. Allah Rasulü (s.a.v); “Kim yalan konuşmayı ve yalan dolanla iş yapmayı terketmezse, Allah’ın, o kimsenin yemesini içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8)</p>
<p><strong>Orucun hikmetlerinden bazıları;</strong></p>
<ol>
<li>Ahlakı güzelleştirir,</li>
<li>Nefsi terbiye eder, ruhu olgunlaştırır,</li>
<li>Sabır ve irade gücü kazandırır,</li>
<li>Kötülüklerden korur,</li>
<li>Şükre yöneltir,</li>
<li>Sağlığı korur, sıhhat kazandırır.</li>
</ol>
<p>Gelin geçmişimizin muhasebesini yaparak hayatımızı gözden geçirelim. Rabbimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı hatırlamak için Ramazan’ı fırsat bilelim. Başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş olan Ramazan’ı kendimizden razı ederek, Cenabı Hakkın rızasına nail olalım.</p>
<p>Gelin oruçlarımızı ihlasla tutalım, teravih namazlarımızı camilerde cemaatle kılalım. İftarlarımıza fakirleri ortak edinelim. Kur-anı Tilaveti ve anlamıyla hayatımıza rehber edinelim. Fitre, zekat ve sadakalarımızla kardeşliğimizi pekiştirelim, dayanışma ruhunu canlı tutalım.</p>
<p>Ramazan Ayı’mızın hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Hayırlı Ramazanlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/ramazana-girerken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Şeker Çıktı Diye Panik Yok: Gestasyonel Diyabeti Anlayalım</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 11:51:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=146714</guid>

					<description><![CDATA[Gebelikte Şeker Çıktı Diye Panik Yok: Gestasyonel Diyabeti Anlayalım]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik başlı başına bambaşka bir dönem. Hem bedenen hem duygusal olarak insanın dengesi değişiyor. Bir de bunun üzerine “şekerin biraz yüksek çıkmış” cümlesini duyunca, çoğu anne adayı bir anda panikliyor. Danışanlarımda da bunu çok görüyorum: İlk anda korku, sonra internetten okunan karışık bilgiler, ardından “ben artık hiçbir şey yiyemeyecek miyim?” endişesi… Oysa gestasyonel diyabet dediğimiz şey, doğru yönetildiğinde hem anne hem bebek için gayet güzel kontrol altına alınabilen bir durum.</p>
<p>Önce şu kısmı netleştirelim: Gestasyonel diyabet, gebelikte ortaya çıkan kan şekeri yüksekliğidir. Her hamilelikte olacak diye bir şey yok ama bazı kadınlarda gebeliğin ilerleyen haftalarında hormonların etkisiyle vücut insülini daha zor kullanmaya başlar. Yani aslında bu durum çoğu zaman “anne bir şeyleri yanlış yaptığı için” değil, gebeliğin getirdiği doğal değişimlerle ilgilidir. Bu yüzden en başta suçluluk duygusunu bir kenara bırakalım. Burada mesele suçlu aramak değil; şekeri dengelemeyi öğrenmek.</p>
<p>Tam bu noktada aklıma hiç unutamadığım bir anım geliyor. Bir gün bir danışanım panik olmuş bir şekilde kapıdan içeri girdi. Sadece kendisi değil, eşi de oldukça tedirgindi. Gestasyonel diyabet çıkmıştı ve üstelik ikiz gebeliği vardı. Hani bazen öyle anlar olur ya… İnsan bildiğini bile bir an unutabilir. Ben de o gün tam olarak öyle hissettim. Çünkü karşımda iki kat endişe, iki kat sorumluluk ve “ne olacak şimdi?” korkusu vardı. Ama sonra derin bir nefes aldık. Adım adım plan yaptık. Düzeni kurduk. Kan şekerini takip ettik. Tahlillerimizi toparladık. Ve en güzeli şu: Bunu yaparken “hiçbir şey yemeden” değil, doğru şekilde beslenerek yaptık. Evet, meyve yiyerek bile… Süreci o kadar güzel yönettik ki doğumdan sonra hem annenin hem de bebeklerin sağlıklı olduğunu öğrendiğim an, telefonu kapattıktan sonra mutluluktan ağladığımı hala çok net hatırlıyorum. Sanırım mesleğimde “iyi ki” dediğim anların başında geliyor.</p>
<p>Peki neden önemli? Çünkü gebelikte kontrolsüz yüksek kan şekeri, bebeğin gereğinden fazla kilo almasına, doğumun zorlaşmasına ve doğumdan sonra bebekte kan şekeri düşüklüğü gibi bazı risklere yol açabilir. Ama şunu da aynı netlikte söyleyeyim: Düzenli takip, doğru beslenme ve gerekiyorsa doktorun önerdiği tedavi ile bu riskler büyük ölçüde azaltılabilir. Yani gestasyonel diyabet “korkulacak bir son” değil, “yönetilecek bir süreçtir.”</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2026/02/DYT.-Yaren-OZER-troid.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Tiroidi Olanlar Yalnız Değil: “Ben Neden Böyleyim?” Diye Düşünmeyin</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Bu konuda şunu çok net görüyorum: Gestasyonel diyabeti olan annelerin en büyük hatası, bir anda her şeyi kesmeye çalışmak. “Ekmek yemeyeyim, meyve yemeyeyim, hiç karbonhidrat almayayım” gibi sert kararlar hem sürdürülemez oluyor hem de annenin enerjisini düşürüyor. Burada hedef, karbonhidratı tamamen silmek değil; <strong>doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru şekilde</strong> tüketmek. Çünkü bebeğin gelişimi için de annenin dengeli beslenmesi gerekiyor.</p>
<p>Gestasyonel diyabette işin kilit noktası şu: Kan şekerini en çok yükselten şey, hızlı emilen karbonhidratlardır. Yani beyaz ekmek, hamur işleri, tatlılar, şekerli içecekler… Bunlar kan şekerini hızlı yükseltir, ardından hızlı düşürür ve kişiyi daha çabuk acıktırır. Bu yüzden daha çok “dengeli tabak” yaklaşımı işe yarar. Protein (yumurta, yoğurt, et, tavuk, balık), lif (sebze, salata) ve kontrollü karbonhidrat (tam tahıllar, bulgur gibi) bir araya geldiğinde kan şekeri daha dengeli seyreder. Yani tek başına meyve yemek yerine yanına yoğurt eklemek bile bazen ciddi fark yaratır.</p>
<p>Bir diğer önemli konu öğün düzenidir. Uzun süre aç kalıp sonra bir anda çok yemek, kan şekerini daha fazla dalgalandırır. Bu yüzden gebelikte zaten hassaslaşan vücut için daha düzenli aralıklarla beslenmek genelde daha rahat ettirir. Burada herkesin planı farklı olabilir ama “az az, sık sık ve dengeli” yaklaşımı birçok anne adayında işe yarıyor.</p>
<p>Ve tabii hareket… Hamilelikte doktorun izin verdiği ölçüde yapılan yürüyüşler, kan şekerini dengelemede gerçekten destekleyicidir. Herkes spor yapacak diye bir şart yok; bazen yemeklerden sonra 15-20 dakikalık hafif bir yürüyüş bile kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Küçük bir alışkanlık gibi görünür ama etkisi büyüktür.</p>
<p>Şunu da eklemek istiyorum: Gestasyonel diyabet tanısı alan anne adaylarının çoğu “Ben artık hiç tatlı yemeyecek miyim?” diye soruyor. Gerçekçi olalım; bu süreçte tatlı tüketimi sınırlandırılır, evet. Ama burada önemli olan “yasak” kelimesiyle korkmak değil; yerine ne koyacağını bilmek. Bazen tatlı isteğini bastırmak için daha dengeli ara öğünler planlamak, bazen tarçınlı yoğurt gibi seçeneklerle şekeri daha kontrollü tutmak mümkün olabiliyor. Yani mesele sadece kısıtlama değil, <strong>alternatif üretmek</strong>.</p>
<p>Gestasyonel diyabetin güzel bir tarafı da var: Çoğu kadında doğumdan sonra kan şekeri normale döner. Ama bu süreç, annenin kendi sağlığını daha yakından tanımasına da vesile olur. Çünkü gestasyonel diyabet geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda tip 2 diyabet riski bir miktar artabilir. Bu yüzden doğum sonrası takip de önemlidir. Bu süreçte öğrenilen dengeli beslenme alışkanlıkları, aslında uzun vadede büyük bir kazanıma dönüşebilir.</p>
<p>Benim bu konuda en sevdiğim cümle şu:<br />
Gebelik şekeri, “korkulacak bir etiket” değil; “daha bilinçli ilerleme fırsatıdır.”<br />
Doğru bilgi, düzenli takip ve sakin bir planla bu süreç çok güzel yönetilir.</p>
<p>Umarım bu yazı biraz olsun içinizi rahatlatmış ve kafanızdaki soru işaretlerini azaltmıştır. Herkese sağlıklı günler diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gebelikte-seker-cikti-diye-panik-yok-gestasyonel-diyabeti-anlayalim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroidi Olanlar Yalnız Değil: “Ben Neden Böyleyim?” Diye Düşünmeyin</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 09:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=145675</guid>

					<description><![CDATA[Tiroidi Olanlar Yalnız Değil: “Ben Neden Böyleyim?” Diye Düşünmeyin]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tiroidle ilgili bir şey yazacağım zaman hep aynı cümle aklıma geliyor:<br />
“Hocam ben çok az yiyorum ama kilo veremiyorum.”</p>
<p>Bu cümleyi o kadar çok duydum ki… Bazen insanlar kendilerini suçlayarak geliyor. Sanki iradesizmiş gibi, sanki yanlış yapıyormuş gibi. Oysa tiroid dediğimiz şey, gerçekten vücudun genel düzenini etkileyen önemli bir sistem. Üstelik tiroidi olan kişi sadece kilo meselesi yaşamıyor; yorgunluk, halsizlik, üşüme, saç dökülmesi, kabızlık, odaklanma zorlanması gibi birçok şikayet de tabloya eklenebiliyor.</p>
<p>Önce şunu netleştirelim:<br />
Tiroid hastalığı olan herkes aynı şeyi yaşamaz. Çünkü “tiroid” tek bir hastalık değil; hipotiroidi var, hipertiroidi var, Hashimoto var… Yani aynı kelimenin altında farklı tablolar var. Bu yüzden komşunun iyi geldiği şey size iyi gelmeyebilir. Birinin “ben gluteni kestim düzeldim” demesi, herkese aynı şekilde uyacak diye bir kural yok. Bu noktada en önemli şey: <strong>kendi durumunu doğru bilmek ve doktor takibini aksatmamak.</strong></p>
<p>Peki beslenme bu işin neresinde?<br />
Beslenme, tiroidi “mucize şekilde iyileştiren” bir şey değil. Ama doğru beslenme; ilacın etkisini destekler, şikayetleri azaltır, kilo kontrolünü kolaylaştırır ve kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olur. Yani tiroidi olan biri için hedef sadece zayıflamak değil; <strong>vücudu daha dengeli çalışır hale getirmek</strong> olmalı.</p>
<p>Tiroid hastalarında en sık gördüğüm sorunlardan biri, gün içinde çok az yemek yiyip akşam bir anda çok acıkmak. Bazen de “nasıl olsa kilo veremiyorum” düşüncesiyle gün boyu düzensiz beslenmek. Oysa vücut düzensizliği sevmez. Özellikle hipotiroidi eğiliminde metabolizma zaten daha yavaş çalışıyorsa, uzun açlıklar ve dengesiz tabaklar işi daha da zorlaştırır. Bu yüzden tiroidi olan kişilerde ben en çok şuna dikkat ederim: <strong>öğün düzeni ve dengeli tabak.</strong></p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/yemekten-sonra-cay-aliskanlik-mi-saglik-riski-mi/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2025/05/YAREN-OZER-DIYETISYEN.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Yemekten Sonra Çay: Alışkanlık mı, Sağlık Riski mi?</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p>Dengeli tabak derken kastım şu:<br />
Yeterli protein, yeterli lif ve doğru karbonhidrat. Yumurta, yoğurt, et–tavuk–balık, baklagiller gibi protein kaynakları; sebzeler ve salatalar; yanında da porsiyonu ayarlanmış bir karbonhidrat… Bu kombinasyon hem kan şekerini dengeler hem de gün içindeki enerji dalgalanmalarını azaltır. Çünkü tiroid hastalarının bir kısmı “enerjim çok düşüyor” derken aslında gün boyu kan şekeri iniş çıkışları yaşıyor olabiliyor.</p>
<p>Bir de bağırsak konusu var. Tiroidi yavaş çalışan kişilerde kabızlık daha sık görülebiliyor. Bu durumda lif tüketimi, su içmek ve hareket gerçekten önemli. Her şey çok karmaşık olmak zorunda değil. Gün içinde suyu artırmak, sebze tüketimini artırmak, yürüyüşü ihmal etmemek… Bazen en etkili dokunuşlar bunlar oluyor.</p>
<p>“Peki hangi vitaminler önemli?” sorusu da çok geliyor.<br />
Demir, B12, D vitamini gibi değerler tiroidle birlikte sık takip ediliyor. Ama burada kritik bir nokta var: Takviyeyi herkes kafasına göre kullanmamalı. Çünkü eksiklik varsa yerine koymak başka bir şey, “ben alayım iyi gelir” diye rastgele kullanmak başka bir şey. Bu yüzden tiroid hastalarında düzenli kan tahlili ve doktor–diyetisyen iş birliği gerçekten kıymetli.</p>
<p>Tiroid ilacı kullananlar için küçük ama önemli bir hatırlatma da eklemek istiyorum. İlacın emilimini etkileyen bazı durumlar olabiliyor. Bu yüzden ilacın kullanım şekli konusunda mutlaka doktorunuzun önerisine uymak önemli. “Ben şöyle içiyorum” diye kulaktan dolma yöntemlerle ilerlemek bazen ilacın etkisini azaltabiliyor.</p>
<p>Şunu da söylemeden geçemem:<br />
Tiroid hastaları bazen çok hızlı sonuç bekliyor. Oysa tiroidle birlikte kilo vermek, çoğu zaman daha sabır isteyen bir süreç. Burada amaç “1 haftada 5 kilo” değil; daha sürdürülebilir bir şekilde ilerlemek. Çünkü hızlı verilen kilo hızlı geri gelebiliyor ve bu da kişinin motivasyonunu daha çok kırıyor.</p>
<p>Benim tiroidi olan danışanlarıma en çok söylediğim şey şu:<br />
Kendinizi suçlamayın. Vücudunuzla kavga etmeyin.<br />
Sadece onu anlamaya çalışın.</p>
<p>Düzenli öğün, dengeli tabak, yeterli su, küçük yürüyüşler… Bunlar basit görünebilir ama tiroidle yaşayan biri için gerçekten büyük fark yaratır. Ve unutmayın: Tiroidiniz var diye sağlıklı olamayacak değilsiniz. Sadece yolunuz biraz daha “rutin” istiyor.</p>
<p>Bu konu uzun zamandır birçok kişiden gelen bir istekti. Umarım okurken kendinizden bir parça bulmuşsunuzdur. Herkese sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tiroidi-olanlar-yalniz-degil-ben-neden-boyleyim-diye-dusunmeyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilt Bakımımı Yiyorum: Gerçek mi, Trend mi?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cilt-bakimimi-yiyorum-gercek-mi-trend-mi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cilt-bakimimi-yiyorum-gercek-mi-trend-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 10:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ciltbakımı]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=144127</guid>

					<description><![CDATA[Cilt Bakımımı Yiyorum: Gerçek mi, Trend mi?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda her yerde aynı cümleyi görüyorum:<br />
“Cilt bakımımı yiyorum.”</p>
<p>Bir yandan kulağa çok hoş geliyor. Çünkü kim istemez ki… Daha canlı bir cilt, daha az sivilce, daha parlak bir görüntü. Üstelik bunu sadece krem sürerek değil de “içeriden” çözmek fikri daha mantıklı geliyor insana.</p>
<p>Ama gelin dürüst olalım: Cilt bakımını gerçekten yiyebilir miyiz?<br />
Yani bir şeyler yediğimizde cildimiz doğrudan güzelleşir mi?</p>
<p>Cevap şu: <strong>Evet… ama sandığımız gibi değil.</strong></p>
<p>Cilt, vücudun en büyük organı. Ve aslında cilt dediğimiz şey sadece “dışarıdan görünen” bir yüzey değil; içeride olan biteni çok hızlı belli eden bir ekran gibi. Uykusuzluk, stres, su tüketimi, bağırsak düzeni, hormonlar… Hepsi ciltte iz bırakabiliyor. Bu yüzden cilt bakımını sadece krem–serum meselesi gibi görmek eksik kalıyor.</p>
<p>Ben danışanlarımla konuşurken de bunu çok yaşıyorum. Kimi “tatlı yediğim gün yüzüm hemen bozuluyor” diyor, kimi “ekmek yiyince sanki daha çok şişiyorum” diyor. Bu yorumların çoğu tesadüf değil. Çünkü bazı besinler gerçekten vücudun iç dengesini etkiliyor ve bu denge cilde yansıyor.</p>
<p>Önce şunu netleştirelim:<br />
Cildin iyi görünmesi için tek bir mucize besin yok. Yani “bunu ye, cildin cam gibi olsun” diye bir şey yok. Ama <strong>cildi destekleyen bir beslenme düzeni</strong> var.</p>
<p>Mesela cildin en sevdiği şeylerden biri <strong>dengeli kan şekeri</strong>. Sürekli tatlı atıştırmak, gün içinde sık sık hamur işi yemek, aç kalıp sonra bir anda çok yemek… Bunlar kan şekerini dalgalandırır. Kan şekeri dalgalandıkça insülin artar, bu da bazı kişilerde yağlanmayı ve sivilce eğilimini artırabilir. O yüzden “cildim bozuluyor” diyen kişilerin çoğunda mesele sadece çikolata değil; günün genel düzeni oluyor.</p>
<p>İkinci önemli konu <strong>bağırsaklar</strong>. Evet, kulağa garip geliyor ama bağırsak düzeni bozulduğunda cilt bunu çok çabuk anlatıyor. Şişkinlik, kabızlık, düzensiz beslenme… Vücudun genel inflamasyonunu artırabiliyor. Bu da bazı kişilerde ciltte kızarıklık, matlık, sivilce gibi sorunları tetikleyebiliyor. Bu yüzden “daha parlak bir cilt” hedefliyorsak sadece dışarıdan değil, içeriden de destek vermek gerekiyor.</p>
	<div class="bk-iclink-wrapper">
		<div class="bk-iclink-header">
			<span class="bk-iclink-icon"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/26a1.png" alt="⚡" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></span>
			<span class="bk-iclink-header-text">Gözden Kaçmasın</span>
		</div>

		<a class="bk-iclink-box" href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/bazen-ac-olan-midemiz-degil/">
							<div class="bk-iclink-image" style="background-image:url('https://besniekspres.com/wp-content/uploads/2025/12/YAREN-OZER.jpg');"></div>
			
			<div class="bk-iclink-content">
				<h3 class="bk-iclink-title">Bazen Aç Olan Midemiz Değil</h3>
				<span class="bk-iclink-button">Haberi görüntüle</span>
			</div>
		</a>
	</div>
	
<p><strong>Peki bu destek nasıl olur?</strong></p>
<p>En basitinden başlayalım: <strong>Su.</strong><br />
Cildin en temel ihtiyacı bu. Çok pahalı ürünler kullanıp suyu unutmak, saksıya su vermeden çiçek beklemek gibi. Gün içinde suyu artırmak, özellikle kışın bile cildin daha “dolgun” görünmesine yardımcı oluyor.</p>
<p>Bu arada son dönemde “cilt bakımımı yiyorum” içeriklerinde en çok karşıma çıkan örneklerden biri de <strong>havuç</strong>. “Doğal retinol” diye çok konuşuluyor ve havuçlu pek çok tarif paylaşılıyor. Burada küçük ama önemli bir ayrımı bilmek gerekiyor: Havuç direkt “retinol” içermez, daha çok beta-karoten içerir. <strong>Beta-karoten</strong> vücutta ihtiyaç oldukça A<strong> vitaminine dönüşebilen </strong>bir öncül gibidir. A vitamini ise cildin yenilenme sürecinde önemli bir rol oynar. Yani havuç yemek elbette cildi destekleyen bir alışkanlık olabilir; ancak bunu “retinol sürmüş gibi” bir etkiyle düşünmek doğru olmaz. En güzel tarafı şu: Havuç gibi turuncu-kırmızı sebzeler (havuç, bal kabağı gibi) aynı zamanda antioksidan yönü güçlü besinlerdir ve düzenli tüketildiğinde cilt sağlığını içeriden destekleyen bir parçaya dönüşebilir. Yine de burada sihirli bir tarif değil, <strong>genel düzen</strong> belirleyici oluyor.</p>
<p>Sonra <strong>protein</strong> geliyor. Çünkü cilt kendini yenilerken proteine ihtiyaç duyuyor. Yumurta, yoğurt, et, balık, baklagiller… Cildi toparlamak isteyen kişinin “gün boyu sadece salata yedim” demesi aslında cilde pek yardımcı olmuyor. Çünkü cildin yapı taşları proteinden geliyor.</p>
<p>Bir de <strong>sağlıklı yağlar</strong> var. Zeytinyağı, ceviz, badem, avokado… Bunlar cildin bariyerini destekliyor. Cildin kuruması, pul pul olması, sürekli “geriliyor” gibi hissettirmesi bazen sadece krem eksikliği değil; yağ dengesinin bozulmasıyla da ilgili olabiliyor.</p>
<p>Gelelim en çok sorulan soruya:<br />
“Kolajen içsem cildim düzelir mi?”</p>
<p>Kolajen konusu biraz karışık anlatılıyor. Kolajen vücutta bir protein. Takviye olarak alındığında vücutta parçalanıp aminoasitlere dönüşüyor. Yani mucize değil. Ama düzenli protein alan, C vitamini eksik olmayan, genel beslenmesi iyi olan kişilerde destek olarak anlamlı olabilir. Yine de tek başına “kolajen içtim, her şey düzeldi” gibi bir tablo beklemek gerçekçi değil.</p>
<p>Ve tabii işin bir de <strong>stres</strong> tarafı var. Stres arttığında kortizol yükseliyor, bu da bazı kişilerde ciltte yağlanmayı ve hassasiyeti artırabiliyor. O yüzden bazen en iyi cilt bakımı, güzel bir uyku ve sakin bir gün olabiliyor.</p>
<p>Özetle…<br />
Evet, cilt bakımımızı bir noktada “yiyoruz.”<br />
Ama bu; mucize bir içecekle, tek bir tozla değil.<br />
Dengeli tabakla, düzenli suyla, iyi uyku ve stres yönetimiyle.</p>
<p>Herkese sağlıklı, ışıl ışıl ve iyi hissettiren günler diliyorum</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cilt-bakimimi-yiyorum-gercek-mi-trend-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes Tamamsa… 2026’ya Rutinle Başlayalım</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2026ya-rutinle-baslayalim/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2026ya-rutinle-baslayalim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 07:19:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[2026yılı]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=140924</guid>

					<description><![CDATA[Herkes Tamamsa… 2026’ya Rutinle Başlayalım]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yılbaşı bitti. Şehir dışına gidenler döndü, misafirler ağırlandı, sofralar kuruldu, kutlamalar yapıldı. Birkaç gün boyunca hayat sanki “tatil moduna” geçti. Masalar biraz daha doldu, porsiyonlar biraz büyüdü, gece uykuları değişti, su içmek aksadı… Ve bugünlerde çoğumuz aynı hissi paylaşıyoruz: “Sanki şiştim, midem rahat değil, tartıda da bir hareket var.” İşin güzel yanı şu — bu his çoğu zaman <strong>kilo almakla</strong> değil, <strong>vücudun geçici tepkisiyle</strong> ilgili.</p>
<p>Vücudumuz, normal düzenin dışına çıktığımızda hemen tepki verir. Daha tuzlu yiyecekler, geç saatlerde yapılan atıştırmalar, şekerli tatlılar, daha az su tüketmek… Tüm bunlar vücutta <strong>su tutulmasına (ödem)</strong> yol açar. Tartıda gördüğümüz 1–2 kiloluk artışın büyük kısmı bu yüzden olur. Bu kilo değildir; hücrelerin su tutmasıdır. Özellikle tuzlu yemekler sonrasında böbrekler dengeyi sağlamak için sodyumu içeride tutar, su da onun peşinden gelir. Sonuç: Yüzde şişlik, parmaklarda sıkışma hissi, karında doluluk… Kısacası, “ödem” dediğimiz tablo.</p>
<p>Burada yapılacak en doğru şey, paniğe kapılıp sert diyetler başlamak değil; <strong>rutinlere geri dönmektir</strong>. Çünkü vücut dengeyi sever. Düzenli saatlerde yemek yemek, bol su içmek, lifli ve sebze ağırlıklı tabaklara yönelmek, bir de hafif hareket eklemek — birkaç gün içinde ödemin büyük bölümünü zaten çözer. Yani “bu hafta aç kalayım, iki gün sadece salata yiyeyim” yaklaşımı aslında metabolizmayı yorar, hatta bazen daha çok su tutmaya sebep olur.</p>
<p>Biraz bilim konuşalım. Enerji dengesinde <strong>kalori fazlası</strong> uzun süre devam ederse yağlanma olur. Ama bir–iki günlük kaçamaklar çoğunlukla yağ değil, <strong>glikojen</strong> dediğimiz depo karbonhidratların dolmasına yol açar. Glikojen her gram başına yaklaşık <strong>3 gram su</strong> tutar. Yani birkaç gün bol karbonhidrat, az hareket… tartıda +2 kilo. Fakat düzen geri geldiğinde, bu depolar yavaş yavaş çözülür ve suyla birlikte atılır. O yüzden yılbaşından sonra görünen artışı “kalıcı kilo” gibi düşünmek gereksizdir. Vücudu sakinleştirip sisteme geri döndürmek yeterli.</p>
<p>Peki nereden başlayalım? Önce uyku saatlerini toparlamakla. Çünkü uykusuz kaldığımızda açlık hormonumuz <strong>ghrelin </strong>artar, tokluk hormonu <strong>leptin</strong> azalır. Yani normalden fazla acıkır, doymakta zorlanırız. İkinci adım, su. Gün içine yayılan 1,5–2 litre su, hem böbreklerin çalışmasını destekler hem de ödemin çözülmesine yardım eder. Üçüncü adım, sebzeyi artırmak. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler, sindirimi rahatlatır, ayrıca kan şekeri dalgalanmalarını azaltır. Yılbaşından sonra şişkinlik yaşayanların çoğu, yalnızca bu üç adımla bile ciddi rahatlama yaşar.</p>
<p>Bu dönemde bitki çayları da güzel destek olabilir; ama “mucize beklemeden”. Rezene, papatya, ıhlamur gibi sakinleştirici çaylar sindirimi rahatlatır. Maydanoz suyu, kiraz sapı gibi seçenekler ödemde yardımcı olabilir; fakat kronik hastalığı olanların ve ilaç kullananların mutlaka dikkatli olması gerekir. Asıl önemli olan, çayın değil <strong>düzenin</strong> şifa vermesidir. “Bir bardak içtim, her şey düzeldi” diye bir gerçek yok.</p>
<p>Beslenmede ise “sıfırdan başlıyormuş” gibi davranmaya hiç gerek yok. Tabağı yarı yarıya sebze–salata ile doldurmak, proteini ihmal etmemek (yumurta, yoğurt, kuru baklagiller, et–balık–tavuk), beyaz ekmek yerine tam tahıllara yönelmek, akşamları çok geç yememek… Bunlar aslında hep bildiğimiz ama tatil günlerinde biraz uzaklaştığımız şeyler. Geri dönmek yeterli. İnanın, üç–dört gün düzenli gittiğinizde hem tartıda hem aynada farkı hissedersiniz.</p>
<p>Bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: <strong>Suçluluk duymak</strong>, metabolizma için hiçbir fayda sağlamıyor. Yılbaşıydı, sevdiklerinizle sofraya oturdunuz, güzel yemekler yediniz, muhtemelen tatlı da oldu. Bu çok normal. Sağlıklı yaşam, bu keyifleri tamamen silmek değil; keyiften sonra <strong>dengeyi geri çağırmayı</strong> bilmek. Bazen bir yürüyüşle, bazen daha hafif bir akşam yemeğiyle, bazen de “bugün kendime iyi bakacağım” demekle.</p>
<p>Bugün, 2026 için kendimize dev listeler yazmak yerine, küçük ama gerçekçi bir başlangıç yapabiliriz: Saatli öğünler, su şişesini yanımızdan ayırmamak, bir tık daha hareket… Hepsi yapılabilir. Vücudumuz, bu sinyalleri çok hızlı anlar. Birkaç gün içinde şişkinlik azalır, enerji toparlanır, zihin bile daha berrak hisseder. Çünkü denge yalnızca tartıda değil, ruh halinde de kendini gösterir.</p>
<p>O zaman şöyle diyelim: Tatil bitti, şehir sakinleşti, biz de yavaş yavaş yerimize oturalım. Rutinlerimize dönelim. Ödem varsa sabırla çözülsün, telaş olmasın.</p>
<p>Herkes hazırsa… rutinimize başlıyoruz.<br />
Ve evet: <strong>Herkese sağlıklı, dengeli ve huzurlu günler.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2026ya-rutinle-baslayalim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes tamamsa… 2025’i kapatıyorum?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2025i-kapatiyorum/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2025i-kapatiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 07:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[YENİYIL]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=140423</guid>

					<description><![CDATA[Herkes tamamsa… 2025’i kapatıyorum?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün 31 Aralık.<br />
</strong>Herkesin kafasında aynı cümle dönüyor: “Bu yıl nasıl geçti?”</p>
<p>Sabah telefonumu elime aldım, fotoğrafları karıştırırken fark ettim: Yıl boyunca neler yaşamışım, nerelere gitmişim, kimlerle bir araya gelmişim… Hepsi oradaydı.</p>
<p>Beslenme tarafında çok şey değişmiş mesela.<br />
Daha çok plan yapmışım, daha dengeli tabaklar hazırlamışım, bazı akşamlar yürüyüşü ihmal etmemişim. Ama bir yandan da — itiraf — çok keyifli masalarda oturmuşum. (Ne yapayım, <strong>boğa burcuyum</strong>. Güzel yemek görünce mutlu oluyorum.) Güzel sohbetler, lezzetli yemekler hiç eksik olmamış. Bence hayatın güzelliği de tam burada: <strong>denge</strong>.</p>
<p>Şimdi dürüst bir soru soralım:<br />
Geçen yıl koyduğunuz hedeflere tikler atıldı mı?<br />
Kafanızdaki o sağlığa, o enerjiye, o “kendime daha iyi bakacağım” haline yaklaşabildiniz mi?</p>
<p>Bir kısmı olduysa, bir kısmı yarım kaldıysa — çok normal.<br />
Çünkü hedef yazmak kolay, onu yaşatacak sistemi kurmak zor. İnsan beyni alıştığı rutini korumayı sever. O yüzden tek başına “liste yapmak”, çoğu zaman yetmez.</p>
<p>Son yıllarda vision board’lar (hedef panoları) bu yüzden bu kadar konuşuluyor.<br />
Birçok kişi hedeflerini kartonlara yapıştırdı, kimisi kupalar boyadı, kimisi ajandalar hazırladı. Hepsi aslında aynı şeye hizmet ediyor: <strong>“Ne istediğimi hatırlayayım.”</strong></p>
<p>Ben vision board fikrini seviyorum açıkçası. Çünkü ya bir köşede duruyor ya da telefon ekranımda oluyor ve gün içinde gözüme çarpıyor. Sadece “sağlıklı besleneceğim” yazmıyor;<br />
bir yürüyüş fotoğrafı, renkli bir salata, sakin bir kahvaltı, belki kendinle baş başa kaldığın bir an… Beyin gördüğünü daha kolay hatırlıyor. Küçücük ayrıntılar, davranışı destekliyor. Yani “bunu istiyordun” diyen küçük notlar gibi.</p>
<p>Burada küçük bir bilgi paylaşayım:<br />
Davranış bilimi şunu söylüyor — <strong>büyük kararlar değil, tekrar eden küçük alışkanlıklar</strong> hayatı değiştiriyor.<br />
Her gün tabağa biraz daha sebze koymak, suyu biraz daha artırmak, günde 10 dakika bile hareket eklemek… Küçük görünüyor ama uzun vadede çok değerli.</p>
<p>Şimdi gelelim şu soruya:<br />
“Bu yıl sadece hedef yazacak mıyım, yoksa hedefimin etrafına bir düzen kuracak mıyım?”</p>
<p>Peki…<br />
Diyetisyeninizin bu yılki hedefleri neler?</p>
<p>Danışanlarım soruyor, ben de açık olayım:<br />
Benim de listem var — ama süslü değil, gerçekçi.</p>
<p>Sürdürülebilir beslenmeyle nelerin mümkün olduğunu hem kendimde hem danışanlarımda gördüm. Bu yıl, daha çok kişide <strong>kalıcı değişimler</strong> görmek istiyorum. İlk önce 2025 yılında görüştüğüm danışan sayısının üstüne çıkmayı hedefliyorum; ama amacım sadece sayı değil — daha derin başarı hikâyeleri.</p>
<p>Belediyede kamu çalışanıyım, köşe yazıları yazıyorum, ara sıra radyoda konuk oluyorum. Bunların yanına bana iyi gelecek bir şey daha eklemek istiyorum. Belki ertelediğim bir eğitim… Belki bambaşka, yaratıcı bir alan. Sporu hayatın doğal bir parçası olarak sürdürmek istiyorum. Ve içimden geçen bir şey daha var: <strong>hiç denemediğim yeni bir hobi</strong>.</p>
<p>Biraz yavaşlamak. Basit olana daha çok yer açmayı çok istiyorum.<br />
Tabii yeni yerler görmek, yeni tatlar denemek de var — onları ayrıca söylememe gerek yok, yerleri kalbimde zaten hazır.</p>
<p>Yeni yıl mucize yaratmaz.<br />
Ama doğru düşünceyle, küçük ama devamlı adımlarla, bizi daha iyi bir versiyonumuza yaklaştırır.</p>
<p>Bu yıl kendimize şu soruyu soralım:<br />
<strong>“Bugünkü küçük adımım ne?”</strong></p>
<p>Bazen bir yürüyüş.<br />
Bazen daha dengeli bir tabak.<br />
Bazen de sadece kendine ayırdığın on dakika…</p>
<p>Ve evet — yıl boyunca ne olursa olsun — masalarda keyif, sohbet ve lezzet de eksik olmasın. Çünkü sağlıklı yaşam; yasaklarla değil, <strong>dengeyle</strong> sürer.</p>
<p>Ben kendi adıma hazırım.<br />
Herkes tamamsa… <strong>2025’i kapatıyorum?</strong></p>
<p>Herkese sağlıklı, umutlu ve içi dolu dolu bir yıl diliyorum.<br />
Yeni yılda kendinize biraz daha iyi davranmayı unutmayın!!</p>
<p><strong>Herkese sağlıklı ve mutlu yıllar!</strong><br />
<strong>Sene’ye görüşürüz — heheh (bunu yazmasam olmazdı..)</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/herkes-tamamsa-2025i-kapatiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pancarı Sadece Rengiyle Tanıyoruz</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/pancari-sadece-rengiyle-taniyoruz/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/pancari-sadece-rengiyle-taniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2025 19:16:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[pancar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=140420</guid>

					<description><![CDATA[Pancarı Sadece Rengiyle Tanıyoruz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı pancar, özellikle kış aylarında sofralarımızda sık yer bulan bir sebze. Salatalarda, turşularda, bazen de yoğurtla birlikte tüketiliyor. Ben de günlük beslenmemde pancara yer veriyorum; kahvaltıda tabağımda olduğu da oluyor, öğle yemeğinde salataya eklediğim de.</p>
<p>Ama şunu fark ediyorum: Pancarı tüketiyoruz, seviyoruz ama <strong>hakkında pek az şey biliyoruz</strong>. Daha doğrusu, başımıza bir şey gelene kadar çok da sorgulamıyoruz.</p>
<p><strong>Pancar Neden Bu Kadar Yoğun Renklidir?</strong></p>
<p>Kırmızı pancarın rengi, içeriğinde bulunan <strong>betalain</strong> adlı doğal pigmentlerden gelir. Bu pigmentler pancara o koyu kırmızı rengini verirken aynı zamanda antioksidan özellik de taşır. Yani pancarın rengi sadece görüntü değil, içeriğinin de bir göstergesidir.</p>
<p>Ancak bu pigmentlerin vücutta nasıl davrandığı kişiden kişiye değişir.</p>
<p><strong>Pancar Yedikten Sonra İdrar Rengi Neden Değişebilir?</strong></p>
<p>Bazı kişiler pancar tükettikten sonra idrarında ya da dışkısında kırmızıya yakın bir renk fark edebilir. Bunun temel nedeni, pancardaki betalain pigmentlerinin sindirim sırasında <strong>tam olarak parçalanamadan</strong> vücuttan atılmasıdır.</p>
<p>Burada <strong>mide asidi</strong> önemli bir rol oynar.<br />
Mide asidi yeterli olan kişilerde bu pigmentler büyük oranda parçalanır. Ancak mide asidi daha düşük olan kişilerde pigmentler daha kolay emilebilir ve bu da idrar renginde değişikliğe yol açabilir.</p>
<p>Yani bu durum çoğu zaman:</p>
<ul>
<li>Mide asidi düzeyiyle</li>
<li>Bağırsak emilimiyle</li>
<li>Demir emilimiyle<br />
ilişkilidir.</li>
</ul>
<p><strong>Mide Asidi Düşük Olanlar Ne Yapabilir?</strong></p>
<p>Danışanlarımdan bu noktada sıkça gelen bir soru var:<br />
“Hocam mide asidim düşükse bunu desteklemek için bir şey yapabilir miyim?”</p>
<p>Bazı kişilerde, <strong>öğünlerden hemen önce</strong> çok küçük miktarlarda elma sirkesi kullanımı mide asidinin uyarılmasına yardımcı olabilir. Örneğin bir bardak suya <strong>1 tatlı kaşığı kadar elma sirkesi</strong> eklenmesi bazı bireylerde sindirimi destekleyebilir.</p>
<p>Ancak bu herkese uygun bir yöntem değildir.<br />
Mide yanması, gastrit, reflü gibi şikâyetleri olan kişilerde elma sirkesi ters etki yapabilir. Bu nedenle bu tür uygulamalar <strong>kişiye özel</strong> değerlendirilmelidir ve mutlaka bilinçli yapılmalıdır.</p>
<p>Yani amaç mideyi zorlamak değil, sindirimi desteklemektir.</p>
<p><strong>Bu Durum Tehlikeli midir?</strong></p>
<p>Pancar tüketimiyle ilişkili, kısa süreli renk değişimleri genellikle <strong>zararsızdır</strong> ve kendiliğinden düzelir. Çoğu zaman kişiyi korkutan şey, durumun kendisi değil, nedenini bilmemektir.</p>
<p>Ancak pancar tüketimi olmadan sık tekrar eden ya da ağrı, yanma gibi şikâyetlerle birlikte görülen renk değişimleri mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>Peki Pancar Neden Bu Kadar Öneriliyor?</strong></p>
<p>Kırmızı pancar, içerdiği doğal <strong>nitratlar</strong> sayesinde vücutta <strong>nitrik oksit</strong> üretimini destekler. Bu da damarların gevşemesine yardımcı olur. Bu özelliği sayesinde:</p>
<ul>
<li>Kan dolaşımını destekler</li>
<li>Tansiyon kontrolüne katkı sağlayabilir</li>
<li>Fiziksel performansı artırabilir</li>
</ul>
<p>Ayrıca lif içeriğiyle sindirim sistemine de destek olur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kırmızı pancarla ilgili yaşanan endişelerin büyük kısmı bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Ne yediğimizi ve vücudumuzda ne olduğunu bildiğimizde, besinlerle kurduğumuz ilişki de daha sağlıklı hâle gelir.</p>
<p>Pancarı sadece rengiyle değil, <strong>vücuttaki etkileriyle</strong> tanıdığımızda, korkulacak değil; doğru tüketildiğinde fayda sağlayan bir besin olduğunu görmek zor değildir.</p>
<p>Herkese sağlıklı, keyifli ve dengeli günler dilerim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/pancari-sadece-rengiyle-taniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazen Aç Olan Midemiz Değil</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bazen-ac-olan-midemiz-degil/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bazen-ac-olan-midemiz-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 09:34:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=138996</guid>

					<description><![CDATA[Bazen Aç Olan Midemiz Değil]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde pek çok kişiden şunu duyuyorum:<br />
“Hocam, tatlıyı bırakamıyorum.”<br />
Bir başkası ekliyor:<br />
“Ben tatlı sevmem ama ekmek olmasa doymuyorum.”</p>
<p>Aslında bu cümleler bize çok önemli bir şeyi söylüyor:<br />
Herkesin <strong>duygulara verdiği besinsel tepki farklı</strong>.</p>
<p>Beslenme sadece mideyle ilgili değildir. Beyin, hormonlar ve duygular bu işin tam merkezindedir. O yüzden duygusal yeme dediğimiz durum tek tip değildir; kişiye özeldir.</p>
<p><strong>Neden Bazımız Tatlıya, Bazımız Karbonhidrata Yönelir?</strong></p>
<p>Stres, üzüntü, yoğunluk gibi durumlarda vücutta <strong>kortizol</strong> adlı stres hormonu artar. Kortizol yükseldiğinde iştah artışı olur ve özellikle <strong>hızlı enerji veren besinlere</strong> yönelim başlar.</p>
<p>Tatlı sevenlerde bu genellikle şekerli gıdalar olurken, bazı kişilerde bu ihtiyaç ekmek, makarna, pilav gibi karbonhidratlarla karşılanır. Çünkü karbonhidrat tüketimi, beyinde <strong>serotonin</strong> adı verilen ve “iyi hissetme” ile ilişkili olan kimyasalın artmasına yardımcı olur.</p>
<p>Yani kişi tatlı yediğinde ya da karbonhidrat ağırlıklı beslendiğinde aslında şunu yaşamaya çalışır:<br />
<strong>Rahatlamak.</strong></p>
<p><strong>Bu Bir İrade Sorunu Değil</strong></p>
<p>Danışanlarımla konuşurken özellikle altını çizdiğim bir nokta var:<br />
Bu durum iradesizlik değildir.</p>
<p>Beyin stres altındayken kısa vadede rahatlatacak çözümler arar. Yemek, ulaşması en kolay ve en hızlı çözümlerden biridir. Bu yüzden “kendimi tutamadım” cümlesi, çoğu zaman bir davranış değil, bir <strong>biyolojik tepkiyi</strong> anlatır.</p>
<p>Ancak sorun şu noktada başlar:<br />
Her stres anında tek çözüm yemeğe bağlanırsa.</p>
<p><strong>Duygusal Açlık ile Fiziksel Açlık Nasıl Ayırt Edilir?</strong></p>
<p>Fiziksel açlık:</p>
<ul>
<li>Yavaş yavaş oluşur</li>
<li>Midede boşluk hissi vardır</li>
<li>Ne yeneceği çok fark etmez</li>
</ul>
<p>Duygusal açlık ise:</p>
<ul>
<li>Aniden başlar</li>
<li>Belli bir yiyeceğe yöneliktir</li>
<li>Yedikten sonra çoğu zaman pişmanlık bırakır</li>
</ul>
<p>Bu ayrımı fark edebilmek, beslenme düzenini değiştirmede en önemli adımdır.</p>
<p><strong>Yemek Yasaklanınca Sorun Çözülmüyor</strong></p>
<p>Sürekli yasaklarla ilerleyen diyetlerde genellikle iki sonuç görülür:<br />
Ya kişi diyeti tamamen bırakır ya da suçluluk duygusu artar.</p>
<p>Oysa sağlıklı beslenme, yemeği düşman ilan etmek değil; yemeğin hayatımızdaki yerini doğru konumlandırmaktır. Tatlıyı tamamen hayatından çıkaran biri, çoğu zaman daha büyük bir tatlı isteğiyle geri döner.</p>
<p><strong>Peki Ne Yapabiliriz?</strong></p>
<p>Danışanlarıma şu basit ama etkili soruyu soruyorum:<br />
“Şu an aç mısın, yoksa yorgun mu?”</p>
<p>Bu sorunun cevabı bazen gerçekten yemek olur.<br />
Bazen su içmek,<br />
Bazen kısa bir yürüyüş,<br />
Bazen de sadece dinlenmek.</p>
<p>Ama bu farkındalık oluştuğunda, yeme davranışı otomatik olmaktan çıkar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Duygularla beslenme arasındaki ilişkiyi yok sayamayız. Ama bu ilişkiyi yönetmeyi öğrenebiliriz. Tatlıyı ya da karbonhidratı suçlamak yerine, neden o an onlara ihtiyaç duyduğumuzu anlamak daha kalıcı bir çözüm sağlar.</p>
<p>Beslenme sadece “ne yediğimiz” değil, <strong>neden yediğimizdir</strong>.</p>
<p>Ve belki de asıl soru şudur:<br />
<strong>Bedenim mi istiyor, ruhum mu?</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bazen-ac-olan-midemiz-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turşular Hazırlandıysa, Şimdi Sıra Bende!</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tursular-hazirlandiysa-simdi-sira-bende/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tursular-hazirlandiysa-simdi-sira-bende/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:01:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[turşu]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=134870</guid>

					<description><![CDATA[Turşular Hazırlandıysa, Şimdi Sıra Bende!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış hazırlıkları bitti. Besni’de çoğu evde turşular çoktan kuruldu, kavanozlar raflarda yerini aldı. Lahana, biber, salatalık, pancar… Hepimizin evinde mutlaka bir çeşidi vardır. Bugün turşuyu kötülemek ya da abartmak için değil; gerçekten ne olduğunu ve nasıl tüketilmesi gerektiğini konuşmak istiyorum.</p>
<p>Önce en net bilgiyle başlayalım:<br />
<strong>Ev turşusu doğru kurulduğunda probiyotik içeren, sindirime destek veren bir gıdadır.</strong><br />
Fermentasyon sürecinde sebzeler, yararlı bakteriler tarafından dönüştürülür ve bu da özellikle bağırsak sağlığına olumlu etki sağlar. Bazı vitaminlerin artması, mide-sindirim sisteminin daha rahat çalışması bu sürecin doğal sonucudur.</p>
<p>Ancak turşunun bu olumlu taraflarının yanında çoğu kişinin göz ardı ettiği önemli bir nokta var:<br />
<strong>Turşu oldukça yüksek tuz içerir.</strong><br />
Bir tabak turşu, günlük alınması gereken tuzun yarısını bile geçebilir. Bu nedenle tansiyon problemi olanlar, ödem sorunu yaşayanlar veya böbrek hassasiyeti olanlar için dikkat edilmesi gereken bir besindir. Fazla tuz aynı zamanda şişkinliği artırabilir ve günün ilerleyen saatlerinde tatlı isteğini bile tetikleyebilir.</p>
<p>Bir diğer konu ise son yıllarda çok popüler olan <strong>turşu suyu</strong>.<br />
Evet, gerçek anlamda fermente edilmiş turşu suyunda faydalı bakteriler bulunabilir.<br />
Ama herkes için uygun değildir:</p>
<ul>
<li>Mide hassasiyetini artırabilir,</li>
<li>Reflüyü tetikleyebilir,</li>
<li>Yüksek tuzu nedeniyle böbreklere yük bindirebilir.</li>
</ul>
<p>Bu yüzden turşu suyunu “şifa” diye bardak bardak içmek doğru değildir.</p>
<p><strong>Hazır turşulara da değinmek gerekiyor.</strong><br />
Market raflarındaki turşular bizim evde anladığımız anlamda fermente olmaz.<br />
Genelde sebzeler haşlanır, sirkeli suya basılır ve raf ömrünü uzatmak için koruyucu eklenir. Bu nedenle <strong>ev turşusunun probiyotik etkisi ile hazır turşu arasında büyük bir fark vardır.</strong><br />
Evde yapılan turşu yaşayan bir gıda iken hazır olanlar çoğunlukla sadece lezzet verir.</p>
<p>“Sirke mi daha sağlıklı, yoksa limon-tuz-su ile yapılan mı?” sorusu da çok sık geliyor.<br />
Sirke ile kurulan turşu daha hızlı olur ama probiyotik etkisi daha düşüktür.<br />
Limon-tuz-su ile doğal fermantasyonla yapılan turşu ise daha yavaş kurulur fakat probiyotik açısından daha zengin olur.<br />
Gerçek fermantasyon için turşunun en az <strong>10–14 gün</strong> beklemesi gerektiğini de ekleyelim.</p>
<p>Turşunun iştah açıcı olduğunu da unutmamak gerekiyor.<br />
“Turşuyla daha çok ekmek yiyorum” diyenler kesinlikle haklı.<br />
Tuzlu yapısı nedeniyle tatlı isteğini artırması da çok yaygın bir durum.<br />
Bu yüzden turşuyu sofranın ana unsuru değil, <strong>küçük bir eşlikçi</strong> gibi düşünmek daha doğrudur.</p>
<p>Peki turşu tamamen tehlikeli mi? Hayır.<br />
Her gün yenebilir mi? Buna da hayır.</p>
<p>En doğrusu dengeli bir yaklaşım:</p>
<ul>
<li>Haftada <strong>2–3 kez</strong>,</li>
<li>Küçük bir porsiyon (<strong>2–3 kaşık</strong>) tüketmek idealdir.</li>
<li>Turşu yedikten sonra bir bardak su içmek, tuzun etkisini dengelemeye yardımcı olur.</li>
<li>Reflü, gastrit veya tansiyon sorunu olanların daha az tüketmesi gerekir.</li>
<li>Az tuzla doğal fermantasyonla kurulan ev turşusu en sağlıklı seçenektir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak…<br />
Turşu bizim kültürümüzde kışın vazgeçilmez bir parçasıdır. Sofrada lezzet katar, çoğu yemekle çok yakışır. Ama unutmamız gereken şey şu:<br />
<strong>Her <a href="https://besniekspres.com/kose-yazilari/kisin-bizi-tuketen-duygusal-yeme-aliskanliklari-ve-cozum-yollari/">sağlıklı</a> görünen gıda sınırsız değildir.</strong></p>
<p>Doğru miktarda tüketildiğinde turşu faydalı bir destek olabilir; abartıldığında ise tuz yükü nedeniyle bedenimize gereksiz bir yük getirebilir.<br />
Bu kış turşunun tadını çıkarın ama dengeyi de unutmayın.<br />
Çünkü sağlık, en çok ölçülü alışkanlıklarla korunur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tursular-hazirlandiysa-simdi-sira-bende/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Öğretmenler Günü Yazısı, Size Bir Hatırlatma Olsun</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bu-ogretmenler-gunu-yazisi-size-bir-hatirlatma-olsun/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bu-ogretmenler-gunu-yazisi-size-bir-hatirlatma-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 08:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[24kasım]]></category>
		<category><![CDATA[BaşöğretmenAtatürk]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlergünü]]></category>
		<category><![CDATA[ÖğretmenlerİçinBeslenme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklıyaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=132595</guid>

					<description><![CDATA[Bu Öğretmenler Günü Yazısı, Size Bir Hatırlatma Olsun]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24 Kasım… Hem öğretmenlerimizin emeklerini kutladığımız, hem de Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitime verdiği değeri hatırladığımız özel bir gün. Atatürk’ün “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir” sözü bugün hâlâ yolumuzu aydınlatırken, bu özel günde sizlere biraz daha farklı bir yerden seslenmek istedim.</p>
<p>Besni’de bir diyetisyen olarak görev yaparken yıl boyunca birçok öğretmen danışanımla bir araya geliyorum. Onların ne kadar yoğun bir tempoyla çalıştıklarını, ders aralarında nefes almaya bile zor zaman bulduklarını, çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını ikinci plana attıklarını birebir görüyorum. Sabahın erken saatlerinde okul yoluna düşmek, kahvaltıyı aceleyle yapmak ya da atlamak, öğle yemeğini gerçekten “yemek” yerine geçiştirmek… Bunlar artık günlük rutinin bir parçası olmuş durumda.</p>
<p>Bir de çay… Her teneffüsün en temel ritüeli. Çoğu öğretmenin söylediği aynı cümleyi o kadar sık duyuyorum ki:<br />
<strong>“Yemek yemeye fırsatım olmadı ama beş çay içtim.”</strong></p>
<p>Evet, çay molaları çoğu zaman bir dinlenme alanına dönüşüyor ama bir yandan da su içmenin yerini alan, açlığı erteleyen, gün sonunda daha büyük bir yorgunlukla geri dönen bir döngü oluşturuyor. Bu yüzden öğretmenler odasında çay içerken yanına küçük bir ara öğün eklemek, suyu eksik etmemek ve çayı susuzluğa bir çözüm gibi görmemek bile günün enerjisini belirgin şekilde değiştiriyor.</p>
<p>Biliyorum; tüm bu yoğunluğun içinde kendinize zaman ayırmak kolay değil. Ama kendinize iyi baktığınız her küçük adım, sadece sizin değil öğrencilerinizin de gününü güzelleştiriyor. Basit bir kahvaltı—bir yumurta, birkaç zeytin, peynir, bir dilim tam tahıllı ekmek—sabah derslerinde zihninizi açık tutuyor. Çantada taşınan bir avuç kuruyemiş, bir meyve ya da küçük bir yoğurt; teneffüsteki o hızlı çaylara eşlik ettiğinde çok daha dengeli bir gün sunuyor.</p>
<p>Öğle yemeğinde proteini, salatayı ve tahılı bir arada seçmek, günün ikinci yarısındaki yorgunluğu azaltıyor. Su içmek ise bazen bütün sistemi yeniden başlatan en basit ama en güçlü destek oluyor.</p>
<p>Sağlıklı beslenmenin öğretmenlikteki en güzel yanı ise sadece bireysel bir değişim yaratmıyor olması. Çünkü çocuklar, sizden duyduklarını değil, en çok <strong>sizden gördüklerini</strong> örnek alıyor. Sınıfında su içen, ara öğün yapan, kendine vakit ayırmayı ihmal etmeyen bir öğretmen… Farkında bile olmadan bir nesle “kendine değer vermek önemlidir” mesajını bırakıyor. Atatürk’ün hayal ettiği öğretmen modeli de zaten böyle: bilgisiyle değil davranışıyla da topluma örnek olan bir lider.</p>
<p>Öğretmenlik zor, yorucu ama bir o kadar da anlamlı bir yolculuk. Bugün 24 Kasım’da, ülkemizin geleceğini şekillendiren tüm çalışmanız için teşekkür ederken; aynı zamanda kendinize gösterdiğiniz özenin bu yolculuğun en kıymetli parçalarından biri olduğunu hatırlatmak istiyorum. Siz iyi olduğunuzda ışığınız her yere daha güçlü yayılıyor.</p>
<p>Başöğretmen Atatürk’ün “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözünün ağırlığını hepimiz biliyoruz. O eserin mimarı olan sizlerin sağlığı, mutluluğu ve yaşam enerjisi her şeyden değerli.</p>
<p>İyi ki varsınız.<br />
24 Kasım Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun.</p>
<p>Sevgiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/bu-ogretmenler-gunu-yazisi-size-bir-hatirlatma-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Kasım: Atatürk’ü Anarken, Yaşam Biçiminden İlham Almak</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/10-kasim-ataturku-anarken-yasam-biciminden-ilham-almak/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/10-kasim-ataturku-anarken-yasam-biciminden-ilham-almak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2025 21:29:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[10kasım]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=128038</guid>

					<description><![CDATA[10 Kasım: Atatürk’ü Anarken, Yaşam Biçiminden İlham Almak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, bir milletin kaderini değiştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve özlemle anıyoruz. Her 10 Kasım’da içimize çöken sessizlikte onun yokluğunu değil; bıraktığı değerlere, düşünceye ve yaşam biçimine duyduğumuz bağlılığı yeniden hatırlıyoruz.</p>
<p>Her 10 Kasım’da olduğu gibi, bu yıl da Atatürk’ü sevgiyle, saygıyla, özlemle anıyoruz. Onun sadece bir lider olarak değil, yaşam biçimiyle de bizlere örnek olduğunu yeniden hatırlamak istiyorum. Bu yazıyı da tam olarak bu düşünceyle yazdım. Her yıl aynı değeri yeniden dillendirmek gibi belki ama aslında her yıl, bu değeri yeniden diri tutmak için.</p>
<p><em>Geçtiğimiz yıl bu köşede, Atatürk’ün sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ele aldığım bir yazı yazmıştım. O yazıya gelen güzel geri dönüşler ve içten yorumlar bana şunu gösterdi: Bu hatırlatma değerliydi. O yüzden bu yıl da aynı inançla devam etmek istedim.</em></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca ileri görüşlü bir komutan ya da devlet adamı değildi; aynı zamanda sağlığına, disipline ve yaşam dengesine önem veren bir insandı. Onun sofrasında abartı yoktu. Sıklıkla sade yemekler tercih ederdi. Öğle yemeğinde kuru fasulye, pilav ve ayran gibi basit ama besleyici menüler olurdu. Kahvaltısı ise çoğu zaman hafifti; bir kase yoğurt ya da sadece ayran ve bir dilim ekmekle geçiştirirdi.</p>
<p>Ancak en dikkat çekici alışkanlıklarından biri, <strong>&#8220;sofradan doymadan kalkmak&#8221;</strong> prensibiydi. Yani yalnızca ne yediği değil, ne kadar yediği de ölçülüydü. Bu alışkanlık, bugün hâlâ sağlıklı beslenme ilkelerinin temelinde yer alıyor.</p>
<p>Bir diğer önemli nokta: <strong>Günlük yaşamında belli bir düzene sadıktı.</strong> Sabah erken saatlerde kalkar, kahvesini içer, gazetelerini okur; çalışmaları çoğu zaman akşam geç saatlere kadar sürerdi. Fiziksel olarak da oldukça aktiftir aslında, yürüyüşü sever, dans eder, yüzmeye giderdi. Yani o dönem için oldukça farkındalık içeren bir yaşam tarzıydı bu.</p>
<p>Bugün masa başında, telefon ve ekranlar arasında geçen bir hayatın içindeyiz. Atatürk’ün “ölçü, denge ve sadelik” üzerine kurulu yaşam tarzı, bize hâlâ çok şey söylüyor.<br />
Ne yediğimizi düşünmek, ne kadar hareket ettiğimizi gözden geçirmek, bedenimize kulak vermek… Aslında bütün bunlar, bize bir “saygı biçimi”.</p>
<p><em>Geçen yıl başlattığım bu yazı geleneğini, her 10 Kasım’da hem kendime hem okurlarıma bir hatırlatma olarak sürdürmek istiyorum. Çünkü bazı değerler, ancak hatırladıkça yaşatılıyor.</em></p>
<p>Bu yüzden ben her yıl bu yazıyı yazmaya devam edeceğim. Çünkü her yıl, bu hatırlatmayı yeniden yapmaya değer.</p>
<p>Bugün hem Atamıza duyduğumuz saygıyla doluyuz, hem de ondan aldığımız ilhamla kendi yaşamımıza daha dikkatle bakıyoruz.</p>
<p>Saygı, özlem ve minnetle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/10-kasim-ataturku-anarken-yasam-biciminden-ilham-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÖSTERİŞLİ ÇÜRÜME ÇAĞI!</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gosterisli-curume-cagi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gosterisli-curume-cagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 12:23:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[aliyılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=126892</guid>

					<description><![CDATA[GÖSTERİŞLİ ÇÜRÜME ÇAĞI !]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal hayatta olduğu gibi, siyasette de herkes NASIL GÖRÜNÜYORUM DERDİNDE! İç dizaynların önemsenmediği, donanım ve birikimin es geçildiği, bütünlük ve uyumun olmadığı GARİP BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ. Ve bunu HİÇ MESELE ETMİYORUZ!</p>
<p>İronik bir dönem bu! Aynanın karşısına geçip zihnimizde olanlarla zıt maskeler geliştirip, psikolojik olarak yetersizliğimizi bir başkasının beğenisine sunduğumuz varsayımlarımızın, bizi giderek toplumdan uzaklaştırdığını fark etmiyor oluşumuz, BİRİKEN BİR HASTALIĞIMIZ!</p>
<p>Siyasetçilerin giydirdiği kostümler içinde, kendimize ait olmayan edinilmiş tutumların bir düşünce aktarımı olarak sosyal hayattaki davranışlarımıza yansıdığını görmemiz gerekiyor! DİZAYN EDİLMİŞ ROBOTLARA DÖNÜŞTÜĞÜMÜZÜN DİSTOPİK RESMİDİR BU!<br />
Bireyin yaşam standardını yükseltecek kazanımların ilahi metaforlarla savuşturulduğu, kitle psikolojisinin algılarla manipüle edildiği şu süreçte, bireyin çağdaş dünyayla uyumunu sabote eden son dönem iktidarları sosyolojinin dönüşümünü YERLE BİR ETTİ!<br />
Kendini dizayn edemeyen, uzaktan kumandalara duyarlı nesillerin birbirini besleyen yönleri aşındırılınca, eğitim anlamında ivmelenemeyen kitleler donanım ve düşünceyi es geçip tamamen şekil olarak kendini kanıtlama dürtüsüne “ESİR” OLDU!</p>
<p>İktidarın milli duyguları yer ve zamana göre öne çıkarıp, paket programlarla zihinlere uyguladığı bariyer nedeniyle sorgulama yeteneğini kaybeden yığınlar, HİPNOTİZE EDİLMİŞ BİR ŞEKİLDE hayatlarını devam ettiriyorlar!<br />
Eğitim ve ekonomik kazanımların hayata katkılarından bihaber yaşayan sosyolojinin, toplum içinde sürü psikolojisine hapsolup iktidarların istediği maskelerle görünme hastalığı sorgulama yeteneklerini iyice KÖRELTMIŞ GÖZÜKÜYOR!<br />
Cumhuriyet devrimlerinin dimağlara yediriliş çabalarını sabote eden, niteliksiz seçimlerle rejimi aşındıran halk kümeleri arasında bütünlüğü bozan girişimlere güç veren siyasi anlayış, milli duygularla insanların düşünce biçimine maskeler geliştirmeye DEVAM EDİYOR!</p>
<p>Cumhuriyetin anayasal birikimlerini şirket gibi kendi ikballeri için kullanan iktidarın, medeni dünyanın ulaştığı refah seviyesini Türkiye için ÖCÜ GÖSTERMESİ, yığınların “oluşturulmuş yetinme dürtüsü”ne Hapsolması nedeniyledir!<br />
Konfor alanından ilahi korkutmalarla uzaklaşamayan, gönüllü taktığı maskelerle rol yapan sosyolojinin çaresiz yığınları gelecekte yaşamaya devam ettikçe, iktidarın yeni maskelerle “İKTİDAR OYUNLARINA” oyuncu bulması zor olmayacaktır !<br />
Kurucu liderin muasır medeniyet hedefiyle Türkiye için öngördüğü çağdaş medeni toplum hedefini tökezleten, feodal yapıdan süzülen iktidar bileşenleri son dönemde biriken sorunlar nedeniyle GERÇEK MASKELERİNİ ORTAYA ÇIKARMAYA BAŞLAMIŞLARDIR!<br />
Değişime ve yeniliğe kapalı kalarak, zihinlere dökülen betonların içinden bir yolunu bulup filizlenen çağdaş dünya savunucuları karanlığı, baskıyı, eşitliğin avantajlarını görünür hale getirmişlerdir!</p>
<p>Türkiye şu şartlarda bile yeni bir sayfa açmaya GEBE OLDUĞUNU BELLİ ETMEYE çabaladıkça, sancılara maskeler takanlar medeni dünya frenleri olmaya devam ediyor !</p>
<p>Türkiye türlü maskelere rağmen BİR KAÇIŞ RAMPASI arıyor!</p>
<p>Medeni toplum özlemi, her şeye rağmen insanları bir şekilde ESARETTEN KURTARMAYA TEŞVİK EDİYOR! İnsanlar kendisine ait olmayan maskeleri çıkardıkça, giydirilen kostümleri attıkça, özüne dönüş kazanımıyla GERÇEK YÜZLERİ GÖRECEKTİR! Perdeler, gerçek yüzlerin oyunlarına artık kapalı! Hayat bir tiyatro ve her oyun artık KURGU DEĞİL! Cumhuriyetin eşsiz motivasyonlarından biri de, oyuncuların gerçek yüzlerini eninde sonunda ortaya çıkarmasıdır! Gösterişli çürüme çağından çıkış yolu cumhuriyetin niteliklerinde gizli!<br />
Maskeli balolar vizyondan iniyor…</p>
<p><strong>DİPNOT:</strong></p>
<p>Bir siyasetçi halka sormuş:<br />
— Benim için ne düşünüyorsunuz?<br />
Bir yaşlı cevap vermiş:<br />
— Düşünemiyoruz efendim, siz zaten bizim yerimize düşünüyorsunuz!</p>
<p>Birey özgürlüğünü talep etmeli zihinsel ipoteklerden kurtulmalıdır!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/gosterisli-curume-cagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>102 Yıllık Cumhuriyetimizi Kutlarken Sadece Bayrak Asarak Yetinmemeliyiz</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/102-yillik-cumhuriyetimizi-kutlarken-sadece-bayrak-asarak-yetinmemeliyiz/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/102-yillik-cumhuriyetimizi-kutlarken-sadece-bayrak-asarak-yetinmemeliyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 17:42:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyenyarenözer]]></category>
		<category><![CDATA[yarenözer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=124250</guid>

					<description><![CDATA[102 Yıllık Cumhuriyetimizi Kutlarken Sadece Bayrak Asarak Yetinmemeliyiz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bir diyetisyenim, ama bugün diyetisyen olarak değil, bir vatandaş olarak yazıyorum. Bugün 29 Ekim ve Cumhuriyetimizin ilanının 102. yılı. 102 yıl önce Atatürk ve arkadaşları, halkın kendi iradesiyle yönetime katılabileceği bir sistemi kurarak bu günü bizlere emanet etti. O günden beri Cumhuriyet, hayatımızın her alanında var olan bir değerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumhuriyet sadece yönetim biçimi değil; herkesin eşit haklara sahip olması demektir. Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ederek yalnızca bir sistem bırakmadı; aynı zamanda özgür düşünceyi, eşitliği ve haklara saygıyı topluma kazandırdı. Bugün hâlâ bu değerleri hatırlamak ve korumak çok önemlidir. Hepimiz günlük yaşamımızda küçük adımlarla bu mirası yaşatabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün 102 yaşına basan Cumhuriyetimizi kutlarken, sadece bayrak asmakla yetinmemeliyiz. Onu her gün yaşamamız ve değerini bilmemiz de gerekiyor. Atatürk’ün vizyonu, özgür ve eşit bir toplum hayali, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır. Bizler de kendi hayatımızda bu vizyonu hatırlayarak, birlikte daha güçlü bir toplum için çaba gösterebiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumhuriyet, geçmişten geleceğe bir köprü olmaktadır. Bugün, küçük veya büyük fark etmez, herkesin katkısıyla daha sağlam olabilir. Hepimiz bu mirasa sahip çıkarak Atatürk’ün çizdiği yolda yürüyebiliriz. 102 yıl önce başlayan bu yolculuk, bugün bizlerin sorumluluğuyla devam ediyor.</p>
<p>Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum, bize Cumhuriyet’i armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/102-yillik-cumhuriyetimizi-kutlarken-sadece-bayrak-asarak-yetinmemeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabahları Neden 6’da Kalkıyorum? (Ve Bunun Beslenmeyle Ne İlgisi Var?)</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sabahlari-neden-6da-kalkiyorum-ve-bunun-beslenmeyle-ne-ilgisi-var/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sabahlari-neden-6da-kalkiyorum-ve-bunun-beslenmeyle-ne-ilgisi-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 12:06:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[besni]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=119822</guid>

					<description><![CDATA[Sabahları Neden 6’da Kalkıyorum? (Ve Bunun Beslenmeyle Ne İlgisi Var?)]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah saat 06.00’da gözlerimi açıyorum. Kimine göre delilik, kimine göre disiplin… Ama benim için artık bir yaşam biçimi oldu. Her sabah güne başlarken ilk yaptığım şey, gün doğumunda bir bardak su eşliğinde gökyüzünü fotoğraflamak. Mesleğim gereği danışanlarımdan sıkça bu düzeni nasıl sağladığımı, beslenmeyle bağlantısını ve gerçekten işe yarayıp yaramadığını soran çok oluyor. Bugün sizlere biraz da bu konudan bahsetmek istiyorum: Beslenme ile uykunun birbirinden ayrı düşünülemeyeceği gerçeğinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beslenme ve uyku&#8230; İlk bakışta ayrı iki başlık gibi dursa da, aslında biri diğerinin sessiz tamamlayıcısı. Vücudumuzun biyolojik ritmi (sirkadiyen ritim), hem ne zaman acıktığımızı hem de ne zaman uykumuzun geldiğini belirliyor. Bu ritim bozulduğunda ise domino taşı etkisiyle hem uyku düzenimiz hem de yeme alışkanlıklarımız alt üst olabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sabah Erken Kalkmak Herkese Uygun mu?</strong></p>
<p>Öncelikle şunu net söylemeliyim: Erken kalkmak bir yetenek değil, bir alışkanlıktır. Ben de bu düzene bir günde geçmedim. Önce akşam uyuma saatimi düzenledim. Ekran süremi sınırladım, kitap okuma ve zihnimi sakinleştirme ritüeli oluşturdum. Uyku kalitemi artırmak için bir uygulama  kullanıyorum. Bu uygulama sayesinde sadece ne kadar uyuduğumu değil, nasıl uyuduğumu da takip edebiliyorum. Çünkü uykunun süresi kadar kalitesi de önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu erken saatlerde güne başlamak sadece daha fazla iş yapabilmemi sağlamıyor; aynı zamanda beslenme tercihlerimi de olumlu etkiliyor. Sabah kahvaltımı erken ve kaliteli yapmak, gün boyunca kan şekeri dalgalanmalarını minimumda tutmamı sağlıyor. Uyanır uyanmaz ilk iş olarak su içmek ve 30 dakika içinde hafif ama dengeli bir kahvaltı yapmak, günümün genel ritmini belirliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> Uyku Eksikliği: Gizli Açlık Nedeni</strong></p>
<p>Yetersiz uyku, vücuttaki ghrelin ve leptin hormonlarını etkiliyor. Ghrelin, yani “açlık hormonu” artarken, tokluk hormonu olan leptin azalıyor. Sonuç? Gün boyu doymak bilmeyen bir iştah, özellikle karbonhidratlı yiyeceklere karşı aşırı istek… Bu yüzden bazı danışanlarım diyetlerine harfiyen uyduklarını söylese de kilo veremediklerinden yakınıyor. Oysa çözüm bazen sadece daha erken uyuyup daha kaliteli bir uyku çekmek olabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uyku ve Sindirim Arasındaki Denge</strong></p>
<p>Bir diğer önemli nokta da şu: Geç saatlerde yemek yemek hem sindirimi zorlaştırıyor hem de uyku kalitesini düşürüyor. Mide doluyken yatmak, vücudun dinlenmesini engelliyor çünkü sindirim sistemi hâlâ çalışıyor. Bu da sabah yorgun, hatta şiş hissederek uyanmamıza neden olabiliyor. Bu yüzden, akşam yemeklerimi mümkün olduğunca saat 19.00’a kadar yapmaya çalışıyorum. Mide boşken uyumak, bedenin gerçek anlamda dinlenmesini sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gün Doğumuyla Birlikte Güne Başlamak</strong></p>
<p>Her sabah su içerken gün doğumunu izlemek, sadece ruhsal bir tatmin değil; aynı zamanda biyolojik ritmimi de destekliyor. Doğal gün ışığı, vücudun sirkadiyen ritmini düzenliyor ve melatonin üretimini dengeliyor. Bu da uykuya geçişi kolaylaştırıyor ve sabahları zinde uyanmamı sağlıyor. Bu küçük ama etkili alışkanlık, danışanlarıma da önerdiğim rutinlerden biri haline geldi. Bazıları bu önerimi biraz romantik buluyor; ama deneyenler, etkisini fark ettikçe vazgeçemiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Eğer hem beslenmenizi düzene sokmak hem de kendinizi daha zinde hissetmek istiyorsanız, işe uyku düzeninizi gözden geçirerek başlayın. Kendinize gerçekçi bir uyku ve uyanma saati belirleyin. Elektronik cihazlardan uzak bir “uykuya geçiş rutini” oluşturun. Sabahları ise mutlaka su içerek başlayın ve mümkünse güneş ışığıyla buluşun. Unutmayın, sirkadiyen ritminiz sizi yönetmesin; siz onu yönetin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son olarak, kendi adıma şunu söyleyebilirim: Uyandığınız saat, yatma saatinizin bir sonucudur. Ve kaliteli bir uyku, kaliteli bir yaşamın en temel bileşenidir. Beslenme ve spor ne kadar önemliyse, uyku da en az onlar kadar hayati. Çünkü dinlenmeyen bir vücut, hiçbir zaman tam anlamıyla “sağlıklı” sayılmaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sabahlari-neden-6da-kalkiyorum-ve-bunun-beslenmeyle-ne-ilgisi-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzik Dinlerken Yediğimiz Yiyecekler Değişir mi?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/muzik-dinlerken-yedigimiz-yiyecekler-degisir-mi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/muzik-dinlerken-yedigimiz-yiyecekler-degisir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 14:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetsiyen]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=117740</guid>

					<description><![CDATA[Müzik Dinlerken Yediğimiz Yiyecekler Değişir mi?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yemek yerken fonda çalan müziğin sadece ortamı güzelleştirdiğini mi düşünüyorsunuz? Oysa işin aslı, kulağınıza gelen ritimlerin kaşığınıza kadar etkisi var. Bilim dünyası yıllardır bu sorunun peşinde: Müzik, ne yediğimizi, ne kadar yediğimizi, hatta yemeğin tadını nasıl algıladığımızı etkiler mi? Cevap: Evet. Hem de düşündüğümüzden çok daha fazla.</p>
<p><strong>Tat Sadece Damakta Değil, Kulakta da Başlar</strong></p>
<p>Yediğimiz yiyeceklerin tadını belirleyen en temel duyu elbette tat alma duyusudur. Ama tat, tek başına karar verici değil. Görme, koku alma, dokunma ve ses — yani işitme — de lezzet algısına etki eder. Bu bütünsel yaklaşımı inceleyen disiplin &#8220;nörogastronomi&#8221; olarak adlandırılıyor ve beynimizin tat algısını nasıl şekillendirdiğine dair bilgiler sunuyor.</p>
<p>Charles Spence adındaki Oxford Üniversitesi profesörü, yaptığı araştırmalarda yüksek tempolu, enerjik müziklerin insanların daha hızlı yemek yemesine sebep olduğunu; buna karşın klasik müzik gibi yavaş ve melodik tınıların yeme süresini uzattığını gösterdi. Üstelik bu sadece tempo ile ilgili değil; müzik türü, ses seviyesi ve duygusal ton bile önemli.</p>
<p><strong>Hızlı müzik, hızlı yemek</strong></p>
<p>Fast food restoranlarında neden hep enerjik, hızlı tempolu müzikler çalındığını düşündünüz mü? Çünkü bu müzikler, yeme süresini kısaltıyor. İnsanlar daha hızlı yiyor, dolayısıyla masa dönüşümü artıyor ve işletmenin kârı yükseliyor. Bunun farkında olmayan müşteri ise, aslında hem daha fazla hem de daha az farkında olarak yiyor.</p>
<p>Daha da ilginci: Hızlı müzik eşliğinde yemek yiyen bireyler, genellikle <strong>daha yağlı ve kalorili</strong> gıdalara yöneliyor. Bunun arkasında stres hormonlarının ve ani karar alma dürtüsünün devreye girmesi var. Beyin, hızla tüketilen yemek sırasında doyduğunu anlamakta zorlanıyor.</p>
<p><strong>Klasik müzik, daha az yemek ve daha az tatlı</strong></p>
<p>Klasik müzik, yavaş caz ya da akustik ezgiler eşliğinde yemek yiyen bireylerde daha uzun süreli çiğneme ve daha küçük lokmalar gözleniyor. Beyin, sindirim sürecine daha uyumlu bir şekilde giriyor. Ayrıca yapılan bir deneyde, yavaş tempolu müzik eşliğinde tatlı tüketiminin ciddi ölçüde azaldığı bulunmuş. Müzik, iştah yönetiminde gizli bir denetleyici gibi davranıyor.</p>
<p><strong>Ses, tatlıyı bile değiştiriyor</strong></p>
<p>2010’lu yıllarda yapılan bir başka araştırmada ise &#8220;yüksek frekanslı sesler&#8221; eşliğinde çikolata yiyen bireylerin, çikolatayı daha tatlı algıladıkları görülmüş. Aynı çikolata, &#8220;düşük frekanslı&#8221; bir fonla tüketildiğinde daha acı ve yoğun algılanmış. Yani müzik, yalnızca yeme davranışımızı değil, tadı algılayış biçimimizi bile değiştirebiliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Evde yemek yerken seçtiğimiz müzikler, yeme davranışımızı yeniden şekillendirebilir. Aşağıdaki öneriler, daha farkındalıklı ve sağlıklı bir yemek deneyimi için faydalı olabilir:</p>
<ul>
<li><strong>Yavaş tempolu, huzurlu müzikler seçin.</strong> Klasik müzik, akustik veya doğa sesleri tercih edilebilir.</li>
<li><strong>Yemek yerken müzik dinleyecekseniz, ses seviyesini düşük tutun.</strong> Gürültü, sindirimi zorlaştırır.</li>
<li><strong>Dışarıda yemek yerken çalan müziğe dikkat edin.</strong> Hızlı tempolu ortamlarda porsiyon kontrolü yapmaya çalışın.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müzik sadece bir arka plan değil; yemek masasında aktif bir oyuncudur. Bizi yönlendirir, iştahımızı şekillendirir, hızımızı ve seçimlerimizi etkiler. Sesin gücünü sadece kulaklarımızda değil, tabağımızda da hissetmeye başladığımızda, daha bilinçli ve sağlıklı bir beslenme mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/muzik-dinlerken-yedigimiz-yiyecekler-degisir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KENT KİMLİĞİ VE BESNİ EĞİTİM BAYRAMI</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kent-kimligi-ve-besni-egitim-bayrami/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kent-kimligi-ve-besni-egitim-bayrami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Ata]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 14:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[besni eğitim bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Yılmaz ATA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=116661</guid>

					<description><![CDATA[KENT KİMLİĞİ VE BESNİ EĞİTİM BAYRAMI]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kent kimliği; o bölge insanının özelliklerini, amaçlarını ve değerlerini temsil eder. Kent kimliğinin, şehrin değerlerine ve karakterine göre bir “<strong>şehir imajı</strong>” ile sonuçlanması ve neticede ortaya bir “<strong>marka şehir</strong>” çıkarması temel esastır. Bu markalaşma, o kentin ya da yörenin gerek ulusal gerekse uluslararası arenada daha iyi tanınmasına yol açacağı gibi aynı zamanda kentin içinde veya dışında yaşayan bireylerine “birlik-birliktelik” ve ait olma duyguları yaşatacaktır. Bir anlamda güçlü bir <strong>“hemşehrilik</strong>” bilincinin oluşmasının temelinde, güçlü bir kent kimliğinin varlığı söz konusu olmaktadır. Güçlü bir kent kimliğinin oluşabilmesi, o kentin var olan dinamiklerinin ortaya çıkarılması ve bunların koordineli bir şekilde sunulması ile gerçekleşmektedir. Bu dinamikler; ekonomik, politik, sportif, kültürel, sosyal alanlar gibi birçok platform da sunulabilmektedir. <em>Bu bağlamda o kentin iş insanları, politikacıları, bilim adamları, spor adamları, sanatçıları gibi o kenti temsil eden vakıf, dernek gibi sivil toplum örgütleri, kent kimliğinin oluşmasında ve yayılmasında önemli rollere sahip olabilmektedir.</em></p>
<p>Günümüz koşullarında Besni’nin ve Besni’linin özlediği çağdaş bir kent kimliğinin ortaya çıkarılarak güçlü bir “BESNİ MARKASI” yaratabilmek için, planlı ve uzun soluklu profesyonel çalışmalar yapılmalıdır. Nasıl ki geçmiş dönemlerde bu konularda yapılan çalışmalar kent kimliğinin oluşmasında ve güçlenmesinde katkı sağlamış ise günümüzde de bu tür faaliyetlerin aynı katkıyı sağlayacağı beklenebilir.</p>
<p>Kadim şehrimiz Besni, içinde bulunduğu bölgedeki diğer yerleşim yerlerine göre, bölgenin tarım, eğitim, sanayi, spor ve modernite üssü olabilecek potansiyele sahip bir yerleşim yeridir. Besni’nin ve Besnili’nin özlediği çağdaş bir kent kimliğinin ortaya çıkarılarak güçlü bir <strong>“BESNİ MARKASI</strong>” yaratabilmek için, planlı ve uzun soluklu profesyonel çalışmalar yapılmalıdır. Nasıl ki geçmiş dönemlerde bu konularda yapılan çalışmalar kent kimliğinin oluşmasında ve güçlenmesinde katkı sağlamış ise günümüzde de bu tür faaliyetlerin aynı katkıyı sağlayacağı beklenebilir.</p>
<p>Bu doğrultuda bundan tam 27 yıl önce tohumları atılan, bugün ise etki alanı ve kapsamı bağlamında Besni’mizin dışına taşan ve kocaman bir çınar ağacı haline dönüşmüş olan <strong>“Besni Eğitim Bayramı,</strong> belki de Besni Markası oluşması noktasında en etkin faktör olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Besni Eğitim Bayramı, bu yıl 27. olmak üzere, yine her zamanki gibi büyük bir çoşku, sevinç ve heyecanla gerçekleşti. Bu yılda da Eğitim bayramı,  geçmiş yıllarda olduğu gibi, Eğitim, kültürel, sanatsal, düşünsel ve eğlence boyutu kapsamında dolu dolu bir içerik ile hem Besni’de yaşayan vatandaşlarımıza hem de Besni’ye gelen farklı şehirlerde yaşayan vatandaşlarımıza/hemsehrilerimize dört gün boyunca hoş ve verimli vakitler geçirmesine vesile oldu.</p>
<p>Bu yıl 27. düzenlenen Besni eğitim bayramı, “<strong><em>Turizm ve Besni’nin Turizm potensiyelin ortaya çıkarılması”, </em></strong>tematik konusu ile düzenlendi. Bu kapsamda alanında uzman akademisyen, düşünür ve bürokratların iştirak ettiği konuşmalar ve çalıştaylar gerçekleştirildi. Turizm konulu bu yılki Eğitim bayramı, daha bayram bitmesinden çok fazla bir süre geçmemesine rağmen, Besni markası oluşması noktasında önemli gelişmelere vesile oldu. <em>Besni-Kızilin Kalyonları, Turizm bölgesi olması yolunda resmi görüşmeler başladı ve önemli aşamalar elde edildi ki bu durum şehrin tanınabilmesi, kent kimliği ve şehir markasının oluşmasında önemli bir işleve sahip olacaktır.</em></p>
<p>Yine her eğitim bayramında olduğu gibi, bu bayramda da Besni’li İş insanlarımızın ve hayırseverlerimizin yaptırdıkları birçok okul, bina, taziye evi gibi yapıtların açılışı yapıldı. Ayrıca köy okullarımız başta olmak üzere birçok okulda, kütüphaneler, müzik derslikleri gibi yeni bölümlerin kurulumu ve açılışı yapıldı. Hatta daha bu bayram bitmeden gelecek yıl yapılacak bu gibi destek faaliyetlerinin planlanması ve yerleri saptandı. <em>Bu yönü ile Besni Eğitim bayramları bir anlamda Besni’li Hemşehrilerimizin hayırda ve iyilikte yarıştı bir organizasyona dönüştü dememiz çok da yanlış bir ifade olmaz gibi geliyor.</em>  Ayrıca bu yönü ile bundan önceki birçok eğitim bayramında olduğu gibi bu bayramda da Sn Milli Eğitim Bakanımız, yoğun iş trafiğine rağmen, gerek bayram açılış ve kortej yürüyüşü gerekse yeni bina açılışları kapsamında ilçemizi ziyaret etti. Hatta Bakanımızın bu ziyaretleri gerek ulusal basında gerekse bakanlık resmi web sayfasında birkaç defa haber olarak verilerek, Besni’mizin, ulusal çapta tanınmasına ciddi katkıları oldu. (<a href="https://www.meb.gov.tr/bakan-tekin-adiyaman-besnide-egitim-bayrami-acilis-torenine-katildi/haber/38448/tr" target="_blank" rel="noopener">https://www.meb.gov.tr/bakan-tekin-adiyaman-besnide-egitim-bayrami-acilis-torenine-katildi/haber/38448/tr</a>; <a href="https://www.meb.gov.tr/bakan-tekinden-adiyamanda-surpriz-okul-ziyareti/haber/38439/tr" target="_blank" rel="noopener">https://www.meb.gov.tr/bakan-tekinden-adiyamanda-surpriz-okul-ziyareti/haber/38439/tr</a>; <a href="https://www.meb.gov.tr/bakan-tekin-adiyamanda-okul-acilisina-katildi/haber/38445/tr" target="_blank" rel="noopener">https://www.meb.gov.tr/bakan-tekin-adiyamanda-okul-acilisina-katildi/haber/38445/tr</a>).</p>
<p>Yine bu bayram vesilesi ile Besni dışında yaşayan binlerce Besnili Hemsehrilerimiz, Besni’yi ziyaret etmek ve eski dostlarını, arkadaşlarını, komşularını, akrabalarını görme fırsatını yakaladı. Bu yönü ile bu bayram biz Besni’lilerin içindeki Besnili olma ateşini ve sevgisini hatırlatarak, hemsehrilik bilincimizin de canlanmasına yol açmıştır.</p>
<p>Kısacası bu yılda 4 gün boyunca dopdolu geçen 27. Besni Eğitim Bayramı, <strong>“BESNİ MARKASININ</strong>” oluşumunda önemli bir görevi ve misyonu yerine getirmiş ve getirmeye de devam edecektir. Bu yönü ile Bu bayramın geçmişten günümüze her yıl daha da geliştirilerek ulaşmasına, daha kurumsal ve ulusal bir kimliğe bürünmesine katkıları olan başta Erdemoğlu ailesi olmak üzere <em>Erdemoğlu Vakfına, Besni Eğitim Vakfına (BEV), Besni Belediyemiz ve Kaymakamlığımıza, İlçe Milli eğitim müdürlüğümüze ve tabi ki bu Kadim Şehir Besni’nin çok kıymetli vatandaşlarımıza gösterdikleri çaba, gayret ve destekten dolayı şahsım adına şükranlarımı sunarım.</em></p>
<p>Daha nice Besni Eğitim Bayramlarına hep birlikte coşku, sevinç ve azimle çıkma dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/kent-kimligi-ve-besni-egitim-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Instagram Tabakları vs. Gerçek Hayat: Gözümüzün Doyduğu Yalan</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/instagram-tabaklari-vs-gercek-hayat-gozumuzun-doydugu-yalan/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/instagram-tabaklari-vs-gercek-hayat-gozumuzun-doydugu-yalan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 11:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[tabak]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=114580</guid>

					<description><![CDATA[Instagram Tabakları vs. Gerçek Hayat: Gözümüzün Doyduğu Yalan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde bir yemeğin “iyi” sayılması için artık sadece lezzetli olması yetmiyor. Renk uyumu, ışık açısı, tabak dizaynı ve hatta arka plandaki masa örtüsü bile önemli. Çünkü o tabak çoğu zaman önce göze, sonra mideye hitap ediyor. Instagram’da “#healthyfood” etiketiyle dolaşan o göz alıcı tabaklar gerçekten sağlıklı mı? Ya da daha önemlisi: <strong>Biz gözümüzle mi doyuyoruz, yoksa gerçek açlığımızla mı?</strong></p>
<p><strong>Tabağın Gözü: Lezzetten Önce Estetik</strong></p>
<p>Sosyal medya çağında yeme içme alışkanlıklarımızın görselliğe göre şekillenmeye başladığı bir gerçek. Özellikle Instagram, yemeğin sadece bir ihtiyaç değil, bir gösteri nesnesine dönüştüğü bir mecra haline geldi. Yapılan araştırmalar, görsel olarak daha estetik görünen tabakların, aynı içerikle hazırlanmış daha sade tabaklara kıyasla <strong>daha lezzetli algılandığını</strong> ortaya koyuyor. Yani beyin, önce görüntüyle doyuyor ve damak o beklentiye göre şekilleniyor.</p>
<p>Ama sorun şu ki: Estetik her zaman sağlık demek değil.</p>
<p><strong>Sağlıklı Görünüp Sağlıksız Olanlar</strong></p>
<p>Instagram’da sıkça gördüğümüz bazı tabaklar — örneğin üst üste dizilmiş meyvelerle süslenmiş smoothie bowl’lar, avokadolu tostlar, chia pudding’ler — elbette besleyici olabilir. Ama birçoğu <strong>kalori, şeker veya porsiyon</strong> açısından abartılı. Örneğin, 4 farklı meyveyle süslenmiş bir smoothie kasesi, neredeyse 3 meyve porsiyonu içeriyor olabilir. Bu da özellikle insülin direnci, hipoglisemi veya kilo yönetimi olan bireyler için riskli hale gelir.</p>
<p>Yani gözümüz &#8220;renkli ve sağlıklı&#8221; diye onay verirken, bedenimiz “şeker bombası”yla baş başa kalabilir.</p>
<p><strong>Gerçek Tabağın Sosyal Baskısı</strong></p>
<p>Birçok kişi evde yemek hazırlarken bile &#8220;Acaba bu tabak paylaşılır mı?&#8221; diye düşünmeye başladı. Bu sosyal medya baskısı, yemeği gösterişe dönüştürürken doğallığı, sadeliği ve kişisel ihtiyaçları ikinci plana itiyor. Oysa herkesin metabolizması, günlük ihtiyaçları, duyusal tercihleri farklı. Bu yüzden başkalarının tabağına özenmek, kişinin kendi bedenini ihmal etmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Beyin Gözle Doyar mı?</strong></p>
<p>İnsan beyni, yemeğe başlamadan önce tabağı inceler. Gözlerimiz, yemeğin renginden, dokusundan, parlaklığından bir anlam çıkarmaya çalışır. Özellikle <strong>renkli ve simetrik dizilmiş tabaklar</strong>, beyne &#8220;Bu yemek hem sağlıklı hem kaliteli&#8221; mesajı verir. Fakat bu algı gerçeği her zaman yansıtmaz.</p>
<p>Ayrıca, bir çalışmada gösterildi ki, yemeğin Instagram’a fotoğrafının çekilmesi, <strong>tüketim öncesi beklentiyi artırıyor</strong> ve bu beklenti karşılanmadığında yetersizlik hissi oluşturuyor. Yani sadece tabağımızı değil, duygularımızı da şekillendiren bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>Ne Yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li><strong>Paylaşmak için değil, beslenmek için yiyin.</strong> Tabağınızı önce bedeninize, sonra gözünüze göre oluşturun.</li>
<li><strong>Görsellik için değil; denge için tabak kurun.</strong> Renkli sebzeler elbette cazip görünür ama karbonhidrat-protein-yağ dengesini unutmayın.</li>
<li><strong>Her sağlıklı görünen tabak, size uygun olmayabilir.</strong> Smoothie’ler, yulaf kaseleri, granolalar&#8230; Evet güzel görünüyorlar ama gerçekten ihtiyacınız var mı?</li>
</ul>
<p><strong> </strong>Instagram tabakları bazen motive edici, ilham verici olabilir. Ama bu görselliğe kapılıp bedenimizin gerçek ihtiyaçlarını göz ardı edersek, sağlıklı yaşam algısını yüzeysel bir estetik yarışına çevirmiş oluruz. Gözümüzle değil, farkındalıkla doyduğumuz sofralar hem daha gerçek hem daha sürdürülebilirdir.</p>
<p><em><strong>Herkese iyi haftalar dilerim!</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/instagram-tabaklari-vs-gercek-hayat-gozumuzun-doydugu-yalan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Açken Öğrenemez</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cocuklar-acken-ogrenemez/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cocuklar-acken-ogrenemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 16:16:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=110091</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklar Açken Öğrenemez]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zihinsel Başarıya Giden Yol Mideden Geçer</strong><br />
Eylül geldi mi, evlerde aynı telaş başlar: Okul çantaları hazırlanır, önlükler ütülenir, kahvaltı masasında “Hadi artık geç kalıyoruz!” cümlesi havada uçuşur.<br />
Ama her yıl aynı soruyu kendime sorarım:</p>
<p><strong>Kaç çocuk bu sabah kahvaltı etmeden okula gitti acaba?</strong></p>
<p>Belki iştahı yoktu, belki evde kahvaltıya fırsat olmadı… Ama nedeni ne olursa olsun, şunu net söylemek isterim:<br />
<strong>Çocuklar açken öğrenemez.</strong></p>
<p><strong>Beyin de Enerjiye İhtiyaç Duyar</strong></p>
<p>Danışanlarıma da hep şunu söylerim: “Sabah kahvaltısı sadece mideyi değil, beyni de doyurmalı.”<br />
Çünkü beynimizin yakıtı glikozdur. Ama buradaki glikoz, markette satılan şekerli ürünlerden değil; tam tahıllı ekmekten, yulaftan, meyveden gelmeli.</p>
<p>Sabah bir simitle ya da kekle geçiştirilen kahvaltı, çocukta hızla yükselen ve sonra birden düşen kan şekeri yaratır.<br />
Ben kendi gözlemlerimde de bunu sıkça görüyorum:<br />
<strong>Ders sırasında dalgınlık yaşayan, hemen yorulan ya da sinirli davranan birçok çocuğun sabah kahvaltısını ya atladığını ya da yetersiz yaptığını öğreniyoruz.</strong></p>
<p><strong>Kahvaltı Sadece Karın Doyurmak Değildir</strong></p>
<p>Ben hep şöyle derim:</p>
<p>“Kahvaltıda sadece kalori değil, kalite önemli.”</p>
<p>Bir dilim kekle 300 kalori alınır, ama hiçbir işe yaramaz. Oysa haşlanmış bir yumurta, tam buğday ekmeği, biraz peynir ve birkaç cevizle yapılan bir kahvaltı hem tok tutar, hem zihni açar.</p>
<p>Basit ama etkili bir örnek kahvaltı:</p>
<ul>
<li>1 haşlanmış yumurta</li>
<li>1–2 dilim tam buğday ekmeği</li>
<li>Az tuzlu beyaz peynir</li>
<li>3–4 zeytin veya 2 yarım ceviz</li>
<li>Mevsim meyvesi</li>
<li>Yanına süt veya su</li>
</ul>
<p>Bu şekilde dengeli beslenen çocukların okul performansı gözle görülür biçimde artıyor. Hatta bazı velilerim ve tanıdıklarım, sadece kahvaltıyı düzenleyerek çocuğundaki davranış değişimini fark ettiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Biraz da Bilimsel Tarafından Bahsedelim</strong></p>
<p>Bazen danışan annelere diyorum ki, “Beslenme sadece kilo meselesi değil, öğrenme ve dikkatle de ilgilidir.”<br />
Gerçekten de:</p>
<ul>
<li><strong>Demir eksikliği</strong> olan çocuklarda dikkat eksikliği ve öğrenme sorunları sık görülüyor.</li>
<li><strong>B grubu vitaminleri</strong>, özellikle B12 ve folik asit, beyin işlevleri için kritik.</li>
<li><strong>Omega-3 yağ asitleri</strong> ise hafızayı güçlendiriyor, duygusal dengeyi destekliyor.</li>
</ul>
<p>Benim de mesleki deneyimim şu yönde:<br />
<strong>Beslenmesi dengeli olan çocuk, sadece fiziksel olarak değil; zihinsel ve duygusal olarak da daha dengeli oluyor.</strong></p>
<p><strong>Kantin Gerçeği: Tokluk Hissi mi, Tuzak mı?</strong></p>
<p>Kahvaltı etmeyen çocuklar ne yapıyor dersiniz?<br />
Genelde ilk teneffüste soluğu kantinde alıyorlar. Ve çoğu zaman ellerine geçen şey: poğaça, gazlı içecek ya da paketli kek. Bunlar çocuğu bir süre tok tutuyor gibi görünse de aslında bir nevi enerji tuzağı. Hızla yükselen kan şekeri, hızla düşüyor; yorgunluk, dikkat eksikliği, hatta davranış problemleri olarak geri dönüyor.</p>
<p><strong>Ailelere Küçük Bir Hatırlatma</strong></p>
<p>Buradan bütün anne babalara şöyle bir çağrım var:<br />
Sabah kahvaltısını, “olsa da olur” bir alışkanlık olmaktan çıkaralım.<br />
Ben danışanlarıma genelde şöyle öneriyorum:</p>
<p>“Kahvaltıyı çocuk için görev değil, rutin bir keyif haline getirin. Onu süsleyin, renklendirin, birlikte hazırlayın.”</p>
<p>İnanın, sabah 10 dakikalık bir sofra hazırlığı, çocuğun gününü değiştirebilir.</p>
<p>Bugün çocuğunuzun derste sıkıldığını duyduysanız, nedeni o akşamki ödev değil… belki de sabah tabağındaki eksikliktir.</p>
<p>Sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir eğitim-öğretim yılı olsun. Tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize kolaylıklar diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/cocuklar-acken-ogrenemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zafer Sofrası: Açlıkla Değil, İradeyle Doyan Bir Milletin Hikayesi</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/zafer-sofrasi-aclikla-degil-iradeyle-doyan-bir-milletin-hikayesi/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/zafer-sofrasi-aclikla-degil-iradeyle-doyan-bir-milletin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 15:23:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[30 ağustos zafer bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[sofra]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=105787</guid>

					<description><![CDATA[Zafer Sofrası: Açlıkla Değil, İradeyle Doyan Bir Milletin Hikayesi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir sağlık çalışanı, bir diyetisyen olarak</strong> bugün bu yazıyı sadece mesleğimin değil, kalbimin de sesiyle yazıyorum.<br />
Çünkü 30 Ağustos yalnızca bir tarih değil; bir milletin, yorgun bedenlerle ama dimdik durabilen zihinlerle nasıl ayağa kalktığının kanıtıdır.<br />
Zaferin hikâyesi, sadece cephede değil, sofralarda, eksik tabaklarda, ama eksilmeyen iradelerde gizlidir.</p>
<p>30 Ağustos 1922. Büyük Taarruz’un finali. Düşmanı Anadolu topraklarından söküp atacak son hamle. Tarih kitaplarında bu gün “zaferle” anılır ama o zaferin ardında sadece silah, komutan, strateji yoktur. <strong>Açlık vardır. Susuzluk vardır. Uykuya, korkuya, yorgunluğa rağmen yürümek zorunda olan bedenler ve karar vermek zorunda olan zihinler vardır.</strong></p>
<p>Peki biz bu zaferi anarken, sadece tarihsel bir olayı mı hatırlarız? Yoksa <strong>bedensel ve zihinsel direncin, yoklukta bile ayakta kalabilmenin, vücudu ve iradeyi yönetebilmenin gerçek anlamını</strong> mı düşünürüz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aç Karınla Savaşan Bir Millet</strong></p>
<p>Bugün yemek yemediğimizde, birkaç saat aç kaldığımızda baş ağrısı, halsizlik, odaklanma sorunu yaşarız. &#8220;Kan şekerim düştü&#8221;, &#8220;Sinirlendim çünkü açım&#8221; deriz. Oysa 1922 yazında bu topraklarda bir millet günlerce <strong>sadece kuru ekmek ve hoşafla</strong> yürüyordu. Bazıları onu da bulamıyordu. Protein yoktu, vitamin yoktu, su bile çoğu zaman sınırlıydı. Ama yine de yürüdüler. Çünkü <strong>tabağın boşluğu, kalbin doluluğuyla dengelenmişti.</strong></p>
<p>Beslenme sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir ihtiyaçtır. O dönemin askerleri, <strong>vücutlarını değil, iradelerini besleyerek</strong> ilerlediler. Bu, sıradan bir diyet disiplini değil; bu, milletin var oluşunu yeniden yazma iradesiydi.</p>
<p><strong>Beyin Açlığı ve Zaferin Psikolojisi</strong></p>
<p>Modern bilim şunu söylüyor: <strong>Kronik açlık durumunda beyin, farklı çalışır.</strong> Kısa vadeli açlık, odaklanmayı artırabilir; çünkü vücut hayatta kalmaya, karar vermeye, tehditleri analiz etmeye programlanır. Düşünün: Mustafa Kemal Paşa, cephede kararlar verirken tok değildi. Uyku düzeni yoktu. Ama zihinsel berraklığı, stratejik zekâsı, dakik hesaplamaları tarihin yönünü değiştirdi.</p>
<p>Bu nasıl olur?</p>
<p>Çünkü bir liderin besin kaynağı sadece fiziksel değildir. <strong>İnançla, sorumlulukla ve halkına duyduğu güvenle besleniyordu.</strong> Tıpkı binlerce askerin, vatan sevgisiyle doyması gibi…</p>
<p><strong>Atatürk ve Toplum Sağlığı: Sofradan Başlayan Cumhuriyet</strong></p>
<p>Zafer kazanıldıktan sonra Atatürk’ün önceliklerinden biri “halk sağlığı” oldu. Çünkü o çok iyi biliyordu ki, <strong>sağlıksız bireylerden sağlıklı bir millet kurulamaz.</strong> 1920’lerde kurulan “Muhtaç Çocuklara Yardım Dernekleri”, <strong>doğru beslenme eğitimi verilen halk okulları</strong>, köylere kadar ulaşan sağlık seferberliği — hepsi bunun göstergesiydi.</p>
<p>Atatürk’ün vizyonunda <strong>beslenme bir ihtiyaç değil, bir bilinçti.</strong> Cumhuriyet’in sofrası herkese eşit tabak sunmalıydı. Bu yüzden onun izinden yürüyen bir sağlık çalışanı ya da bir diyetisyen için bugün hâlâ en büyük görev, <strong>sadece bireyleri değil, toplumu beslemektir.</strong></p>
<p><strong>Bugün Soframızda Ne Var?</strong></p>
<p>Bugün 30 Ağustos. Sofralarımızda yiyecek bol, belki de fazlasıyla. Ama peki ya irade? Peki ya şükran? Biz bugün tokken neler yapıyoruz? <strong>Onlar açken neler başardı?</strong></p>
<p>Bu günü sadece bir bayram olarak değil, bir <strong>hatırlama ve farkındalık günü</strong> olarak yaşamak gerek. Çünkü o zafer, sadece savaş alanında değil; <strong>boş midelerle dolu idealler arasında kazanıldı.</strong></p>
<p>Ve biz şimdi her lokmamıza, her tabak kararımıza, her sağlık önerimize bir parça Atatürk vizyonu koyabiliyorsak; işte o zaman bu mirasa gerçekten sahip çıkıyoruz demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün sadece şanlı bir tarih değil, <strong>zihin gücüyle yazılmış bir beslenme destanı</strong> da var arkamızda.<br />
Unutmayalım:</p>
<p><strong>Bazı zaferler silahla kazanılır, bazıları iradeyle.</strong><br />
30 Ağustos, ikisini de taşıyan tek sofradır.</p>
<p><strong>30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.</strong><br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm şehit ve gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/zafer-sofrasi-aclikla-degil-iradeyle-doyan-bir-milletin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil Ruhunu Tabağa Taşımak: Gittiğin Yer, Yediğin Şeydir</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tatil-ruhunu-tabaga-tasimak-gittigin-yer-yedigin-seydir/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tatil-ruhunu-tabaga-tasimak-gittigin-yer-yedigin-seydir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 09:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=104137</guid>

					<description><![CDATA[Tatil Ruhunu Tabağa Taşımak: Gittiğin Yer, Yediğin Şeydir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>(“Tatilde Ruhunuzu Dinlendirirken Bedeninizi Unutmayın” yazıma minik bir selamla…)</em></p>
<p>Valizim tekrar hazır, birkaç kitap da çantama attım. Ama bu sefer bavuluma biraz düşünce de ekledim. Çünkü fark ettim ki tatil, sadece bir yerlere gitmek değil — aynı zamanda kendimizden ne kadar uzaklaştığımız ya da ne kadar yanında durabildiğimizle de ilgili.</p>
<p>Bir diyetisyen olarak, yıllardır tatilde “şunu yemeyin, bunu abartmayın” gibi öneriler veriyorum. Ama dürüst olmak gerekirse… ben de bazen açık büfenin karşısında “acaba bunu da alsam mı?” diye düşünürken buluyorum kendimi.<br />
İşte bu yüzden, bu yazıda biraz daha derine inmek istedim. Tatilde hem keyifle yiyebilmek hem de bedenimize iyi bakabilmek mümkün mü? <strong>Bilim ne diyor, biz ne hissediyoruz?</strong> Gelin birlikte bakalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tatilde Bağırsaklarımız Ne Yaşıyor?</strong></p>
<p>Tatillerde sık karşılaşılan o “şişkinlik, kabızlık, sindirim sorunu” gibi şeyler… Evet, çoğu zaman mikrobiyomumuzun dengesi değiştiği için oluyor.<br />
Bağırsaklarımız, yediklerimiz kadar gittiğimiz yerlerden de etkileniyor. Farklı iklim, farklı yemekler, farklı su bile oradaki bakteri dengesini değiştirebiliyor.</p>
<p>Ben artık seyahate çıktıktan sonra tabağıma probiyotik gıda (örneğin ev yoğurdu ya da kefir) dâhil ediyorum. Çünkü araştırmalar da gösteriyor ki günde 1 porsiyon fermente gıda almak, sindirimi düzenliyor, bağışıklığı destekliyor ve ruh halimize bile iyi geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yöresel Lezzet” Demek, Bazen En Sağlıklı Seçim Demek</strong></p>
<p>Ben en çok, küçük yerel restoranlarda, o beldenin kendi yetiştirdiği ürünlerle hazırlanmış sade ama lezzetli tabaklara bayılıyorum. Çünkü çoğu zaman bu yemekler, “Akdeniz tipi beslenme” dediğimiz şeyin ta kendisi oluyor.</p>
<p>Mesela:</p>
<ul>
<li>Ege’de zeytinyağlı enginar, semizotu salatası gibi lifli ve hafif seçenekler</li>
<li>Akdeniz’de ızgara balık, bol limonlu salatalar</li>
<li>Karadeniz’de mısır ekmeği, kara lahana çorbası gibi geleneksel tarifler</li>
</ul>
<p>Bunlar sadece damak tadımızı değil, bağırsak floramızı da destekliyor. Ve evet, ben de bazen “tatlıyı da alayım, şimdi yemesem bir daha nerede bulacağım?” diye düşünmüyor değilim. Ama işin sırrı şu: <strong>Her şeyi yemek serbest, ama dozunda.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sıvı Tüketimi: Buzlu Değil, Beden Dostu Olsun</strong></p>
<p>Sıcak havalarda “buz gibi bir şeyler içsem de serinlesem” hissi hepimizde oluyor. Ama bilin bakalım ne oluyor? Vücut, bu ani soğuğa tepki veriyor; sindirim yavaşlıyor, su tüketimi azalıyor.<br />
Araştırmalar, 16°C civarındaki suyun hem daha kolay içildiğini hem de vücut tarafından daha iyi tolere edildiğini söylüyor.</p>
<p>Yani soğuk içecekler yerine:</p>
<ul>
<li>Ilık su + limon + taze nane</li>
<li>Maden suyu</li>
<li>Bitki çayları (soğutulmuş)</li>
</ul>
<p>gibi alternatiflerle hem serinleyip hem de sindirimi destekleyebilirsiniz. Ben genellikle sade maden suyuna limon ve bir tutam tuz eklemeyi tercih ediyorum. Hem serinletici hem de elektrolit dengesine destek oluyor. Denemenizi öneririm!</p>
<p><strong>Hareket Etmeden Tatil Olmaz</strong></p>
<p>Tatil demek sadece dinlenmek değil. Özellikle akşam yürüyüşleri ya da sabah serinliğinde yapılan kısa bir tempolu yürüyüş bile, hem sindirimi destekliyor hem de vücudunuzu dengede tutuyor.<br />
Ben deniz kenarında yapılan hafif yürüyüşlerin enerjisini çok seviyorum — bedeninle yeniden tanışmak gibi bir şey. Hatta bisiklet sürmeyi de!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küçük Notlar, Büyük Farklar</strong></p>
<p><strong>Her gün 1 porsiyon fermente gıda</strong> → yoğurt, kefir, turşu<br />
<strong>Her ana öğüne sebze ya da salata</strong><br />
<strong>Tatlıyı paylaşarak ya da küçük porsiyonda</strong><br />
<strong>Su içmek = En temel sağlık yatırımı</strong><br />
<strong>Her öğünde “nasıl hissediyorum?” diye kendine sor</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tatil; ruhun için olduğu kadar bedenin için de bir fırsat. Kendine kızmadan, aşırıya kaçmadan, ama keşfetmekten de korkmadan geçirilen tatiller… işte en güzeli onlar.<br />
Ben de bu yazıyı yazarken kendime tekrar şunu hatırlattım:</p>
<p>Gitmek güzel, görmek güzel — ama bedenini yanında götürmeyi unutma.</p>
<p>Çünkü gerçekten de:</p>
<p><strong>Gittiğin yer, yediğin şeydir.</strong><br />
Ama hissettiklerin de yanında döner.</p>
<p>Herkese huzurlu, sağlıklı ve sindirimi kolay tatiller diliyorum..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/tatil-ruhunu-tabaga-tasimak-gittigin-yer-yedigin-seydir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENKAZ ALTINDA DEVLET ARANIYOR!</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/enkaz-altinda-devlet-araniyor/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/enkaz-altinda-devlet-araniyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 17:25:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ali yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=100531</guid>

					<description><![CDATA[ENKAZ ALTINDA DEVLET ARANIYOR!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, coğrafyasını yıllardır “sarsıntıya alıştıran” bir ülke. Ancak bu sarsıntı, yalnızca yer kabuğunun kıvrılması değil; aynı zamanda hafızamızın çatırdaması, toplumsal vicdanımızın kırılması ve güven duygumuzun paramparça olmasıdır. Devlet her depremden sonra “hazırız” derken, aslında kelimenin içini boşaltmakta, “hazırlık” kavramını da enkaz altına gömmektedir. Hazır olmak, birkaç göstermelik toplantı ve kameraya verilen ciddiyet pozu değil; yurttaşın korkusunu, çaresizliğini, öfkesini ve kırılganlığını hesaba katan, somut ve sistematik adımlar atmaktır. Bizde ise hazır olmak, ekranlarda “tedbirli olun” mantrasıyla servis edilen pahalı bir illüzyondur.</p>
<p>Yönetim, depremle mücadeleyi öylesine hafife alıyor ki, sanki enkaz altında kalanlar değil, sadece yıkılan binalar “zor durumda.” Oysa yıkılan sadece beton değil; vatandaşın devletine duyduğu güven, adalete olan inancı ve yarına dair umudu da yerle bir oluyor. Bu kırılmanın psikolojik faturası ise, her deprem sonrası patlayan “bir bina daha çöktü, birkaç hayat daha gitti” haberlerinde giderek ağırlaşıyor.</p>
<p>En trajikomik olanı ise deprem yönetimi ile siyaset arasındaki tuhaf uyum… Kaderle savaşmak yerine kaderle dans eden bir anlayış hâkim. “Deprem olsa da olur, rant bitmesin yeter” mantığı, adeta resmi politikamız haline gelmiş. Oysa “önlem” dediğimiz şey yalnızca mühendislik değil; vatandaşına “seni koruyacağım” diyen toplumsal bir sözleşmedir. Bizde bu sözleşmenin zırhı, kağıttan yapılmış, üstelik en ufak rüzgârda savrulan cinsten. Ve evet, bu rüzgârı estirenler yine aynı ellerdir: Rant baronları ve onların himayesinde hareket eden müteahhitler…</p>
<p>Adliye koridorlarında rant baronlarının kahkahası, beton tozuyla boğulmuş mahkeme salonlarında yankılanırken, kader tokmağını vuran yargıçların sesi ile öyle bir uyum içindedir ki; sonunda enkaz altında kalanlar suçlu ilan ediliyor ! Bina aşağı düşerken sen kendini neden havaya fırlatmadın mizahı yakındır!</p>
<p>Deprem tatbikatları ise hayatın bir oyunmuş gibi sahnelendiği tiyatrolar. Evet, provada herkes yerinde koşar, bağırır, kurtarır; ama gerçek depremde kurtarılan yalnızca sistemin acziyetidir. Çünkü gerçek trajedi, sadece yıkılan evler değil; bir toplumun “kendini güvende hissetme” hakkının sistematik biçimde gasp edilmesidir. Ve bu gasp, öylesine olağanlaştırılmıştır ki, yönetenler “kader” masalını öyle ustalıkla anlatır ki, bir süre sonra evinizin yıkılma sebebi olarak bile sizi göstermeye başlarlar. “Çok çocuk yapsaydınız bina da daha dayanıklı olurdu” gibi absürtlükler, bu zihniyetin kara mizah müfredatına çoktan girmiştir, girecektir!</p>
<p>Toplumsal psikoloji, bu sürekli tekrarlanan felaket döngüsüne karşı sessiz değil. “Her sarsıntı bir travma, her enkaz bir hafıza” derken, aslında sürekli bir travma hâli içinde yaşayan bir toplumdan bahsediyoruz. Korku ve çaresizlikle örülmüş bu belirsizlik coğrafyasında, deprem yönetiminin acziyeti, “güvende değiliz” duygusunu bir virüs gibi yayıyor. Psikolojilerimiz ise, kendini Nirvana’da zanneden bir siyasi mühendisliğin esaretinde, düşünce enkazlarının altında yaşamaya zorlanıyor. Ve biz şunu biliyoruz: Zihinsel enkazlar kaldırıldığı gün, yönetenlerin cehalet argümanları birer birer çökecek; herkesin çıplak gerçeği göreceği o gün, belki de en büyük sarsıntı o olacak.</p>
<p>Sonuçta, Türkiye’nin deprem yönetimi “sarsıntı”yı hâlâ sadece fiziki bir olay olarak gördükçe; biz hem yer kabuğunun hem de yönetim anlayışının yarattığı enkazların altında kalmaya mahkûm olacağız. Çünkü deprem yönetimi yalnızca teknik bir mesele değil; bir toplumun kendi geleceğine bakışının aynasıdır. Ve o aynada, yorgun, korkmuş, güvensiz ama hâlâ hayatta kalmaya çalışan bir halkın silueti var. Ne yazık ki bu halk, yöneticilerinin istifini bozmadan enkazın kenarından izlediği bir tiyatronun figüranları olmaya devam ediyor !</p>
<p><strong>DİPNOT :</strong></p>
<p>Deprem olmQuş, televizyon kanalları mikrofonu bir vatandaşa uzatıyor:<br />
— “Depreme hazırlıklı mıydınız?”</p>
<p>Adam gülerek cevap veriyor:</p>
<p>— “Tabii ki! Evimizi sağlam yapmayan müteahhidi, denetlemeyen belediyeyi ve kontrol etmeyen devleti baştan tanıyorduk.”</p>
<p>Bu düzeni birbirini tanıyanlar, sizden bizden olanlar oluşturdu!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/enkaz-altinda-devlet-araniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Sürekli Su İçmek Zararlı mı? Bu Durumu Avantaja Çevirebilir Miyiz?</title>
		<link>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sicak-havalarda-surekli-su-icmek-zararli-mi-bu-durumu-avantaja-cevirebilir-miyiz/</link>
					<comments>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sicak-havalarda-surekli-su-icmek-zararli-mi-bu-durumu-avantaja-cevirebilir-miyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Diyetisyen Yaren Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2025 13:22:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diyetsiyen]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak hava]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[yaren özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besniekspres.com/?p=100138</guid>

					<description><![CDATA[Sıcak Havalarda Sürekli Su İçmek Zararlı mı? Bu Durumu Avantaja Çevirebilir Miyiz?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir okurumuzdan gelen soru: “Sıcaklardan dolayı sürekli su içiyorum ama yine de aşırı sıvı tüketimi yapıyorum. Bu durum vücudum açısından zararlı mı? Avantaja çevrilebilir mi?”</em></p>
<p>Yaz aylarının ortasında, sıcaklık rekorları kırılırken pek çoğumuzun elinde bir şişe su, dilinde aynı cümle var: “Sürekli susuyorum!”</p>
<p>Bu hafta köşemde bir okurumuzun bu çok yerinde sorusuna yanıt vermek istedim. Zira su içmek gibi masum görünen bir davranış, doğru yapılmadığında vücudumuz için beklenmedik olumsuzluklara yol açabilir. Ama aynı zamanda — doğru kullanıldığında — bu alışkanlığı gerçek bir sağlık fırsatına da dönüştürebiliriz.</p>
<p><strong>Aşırı sıvı tüketimi zararlı olabilir mi?</strong></p>
<p>Evet, bazı durumlarda olabilir. Vücudumuzun böbreklerinin bir kapasitesi vardır ve saatte ortalama 0.8–1 litre kadar sıvıyı işleyebilir. Bu sınırı aşacak şekilde su tüketimi “hiponatremi” dediğimiz, kandaki sodyumun aşırı seyrelmesiyle oluşan bir duruma yol açabilir. Bu da baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak bu ciddi durum genellikle kısa sürede çok aşırı su içildiğinde olur. Yani gün boyunca susadıkça içilen su genellikle tehlikeli değildir ama “ne kadar çok, o kadar iyi” mantığına kapılmamak gerekir.</p>
<p><strong>Peki, bu durumu nasıl avantaja çevirebiliriz?</strong></p>
<p>İşte güzel haber burada başlıyor! Yaz sıcaklarında artan sıvı ihtiyacınızı avantaja çevirmek tamamen sizin elinizde. İşte bazı öneriler:</p>
<p><strong>Suyunuzu Zenginleştirin</strong></p>
<p>Suyun içine salatalık dilimleri, nane yaprakları, limon, portakal ya da çilek gibi meyveler ekleyerek hem aroma katabilir hem de antioksidanlardan faydalanabilirsiniz. Böylece sadece su değil, aynı zamanda vitamin-mineral takviyesi de almış olursunuz.</p>
<p><strong>Sıvı İhtiyacınızı Yiyeceklerle Destekleyin</strong></p>
<p>Salatalık, karpuz, kabak, çilek, domates gibi su oranı yüksek besinler hem sıvı ihtiyacınızı karşılar hem de vücudunuza lif, vitamin ve antioksidan desteği sağlar.</p>
<p><strong>Elektrolit Dengesini Korumayı Unutmayın</strong></p>
<p>Terle birlikte vücudumuz sadece su değil, aynı zamanda elektrolit (özellikle sodyum, potasyum, magnezyum) de kaybeder. Sadece su içerek bu dengeyi koruyamayız. Bu nedenle ara ara ayran, maden suyu veya potasyumdan zengin bir muz da gün içinde faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Sıvı = Sadece Su Değildir</strong></p>
<p>Bitki çayları, ev yapımı kompostolar (şeker eklenmemiş), taze sebze suları da sıvı alımına katkıda bulunur. Ama dikkat: Şekerli içecekler ya da gazlı meşrubatlar susuzluğu gidermez, hatta daha çok sıvı kaybettirir.</p>
<p>Evet, yaz sıcaklarında daha çok sıvı tüketiyoruz ve bu normal. Ama bu süreci bir detoks, bir iyileşme ve bakım fırsatı gibi düşünebiliriz.<br />
Vücudumuzun sesini dinlemeyi öğrendiğimizde, o bize ne zaman ve ne kadar içmemiz gerektiğini zaten söylüyor.</p>
<p>Unutmayın; ne azı, ne fazlası… Sağlıklı yaşamın sırrı, her zaman dengede saklı.</p>
<p>Serin kalın, sağlıklı kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besniekspres.com/kose-yazilari/sicak-havalarda-surekli-su-icmek-zararli-mi-bu-durumu-avantaja-cevirebilir-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
