Kalbin en eski hatırası: ANNE!

Kalbin en eski hatırası: ANNE!

İnsan büyüdüğünün farkına vardığı ilk o gece çok üşür.

Hani bir zamanlar dünyan senin için sadece evinin odalarından ibaretti ve o duvarların arasında dünyanın en güçlü insanı vardı. “Annen”, o varken gök gürültüsünden daha az korkardın,karanlık sadece onun olmadığı odalarda seni korkuturdu… çünkü bilirdin ki korkuyla sıçradığında yan odadan gelecek o terlik sesi,dünyanın en güvenli hissiydi. O ses yaklaştıkça canavarlar kaçar,kabuslar biter,odanın içinde ince bir ışık süzülmeye başlardı.

Şimdi ise o oda çok uzaklarda ya da ses artık sadece hafızanın bir köşesinden yankılanıyor. Artık canavarlar yatağın altında değil,bitmek bilmeyen mesafelerde,sahte gülümsemelerde ve sırtındaki o görünmez yüklerde saklı. Ve ne kadar garip değil mi? Yaşın kaç olursa olsun,canın gerçekten yandığında ağzından dökülen o ilk kelime hala aynı “ANNE”.

Bir düşün kaç kez kalabalıkların içinde yapayalnız hissettin kendini? Kaç kez “iyiyim” derken aslında içinin paramparça olduğunu bir tek senin bildiğin o anlarda, sadece bir bakışından her şeyi anlayacak o tek insanı aradın? Herkes seni başarılarınla, dış görünüşünle ya da faydanla ölçerken; seni sadece nefes aldığın için, sadece “sen” olduğun için, hiçbir şart koşmadan seven o devasa kalbi kiminle doldurabildin?
Diyor ya şarkı da “Annem burda olsa bana bir şey olmaz.” Diye, bu cümle aslında bir çaresizlik değil,insan ruhunun ulaştığı en yüksek makamdır. Çünkü aslında “bana bir şey olmaz” derken, dünyanın seni bütün kötülüklerden uzak tutacağını kastetmezsin. Ama şunu bilirsin; eğer o yanındaysa, başına ne gelirse gelsin, düştüğün yerden kalkacak bir sebebin var. O buradaysa,yenilsen bile sığınacak bir toprağın var. O buradaysa, en büyük yangınlar bile seni küle çeviremez; çünkü o bir gülümsemesi ile ruhunu serinletir.

Ben bugün annemi anladığım yaşta, annemin anne olduğu yaştayım.

Ben bugün annemin yedi yaşındaki o küçük prensesiyim…

Ve bugün anladım ki; annemin “geçer” dediği yaralar dizlerimde ki o ufak sıyrıklar değil ve o nefesiyle ruhumdaki kırıkları da onarıyormuş.
Bizim evde annem hep ilk uyanan olurdu. Sabah kahvaltımız hazır,kıyafetlerimiz ütülü bir şekilde hazır. Kapıdan öpüp gönderirdi bizi o gün o ufacık öpücük sayesinde attığım her adımda benimle olduğunu bilirdim. Ben hiç kapıda annesini bekleyen bir çocuk olmadım, çünkü annem her zaman o kapıyı ilk çalışımda açardı. Gözlerime baktığı an ona söylemediklerimi anlar sessizce bir şeyler söylerdi bana. Acımı kimse fark etmez sandığımda dahi annem gülümsememe rağmen “neyin var” sorusu ile içimdeki tüm kara bulutları dağıtmayı başarırdı. Akşam eve geç geldiğimiz zamanlarda uyumaz gelmemizi beklerdi.

Ben anneme hep hayrandım çünkü bizim yaralarımızı sarmak için kendinde oluşan kaç yarayı görmezden geldiğini, biz gülelim diye kaç gülümsemesini feda ettiğini o söylemese de ben farkederdim.

Bugün annemden ayrı geçirdiğim kaçıncı anneler günü, annemi özleyerek gözümü açtığım kaçıncı sabah… bu yazı senin için anne…

Bu yazı doğurmasa bile anne olanlar için, evladını toprağa vermiş ya da cennette bizi izleyen sizler için “ANNE”

Bugün kaç yaşındasınız? Ben annemi anladığım, annemin anne olduğu ve onu çok sevdiğim o yaşımdayım.

Ve canım annem ben bu yazıyı yazarken aramızda kilometreler olsa bile sen bana o ışıldayan gurur dolu bakışlarınla bakıyorsundur. İyi ki varsın anne seni çok seviyorum.

Tüm annelerimizin, anne adaylarımızın, evladını kaybetmiş ve cennette ki tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun.

Exit mobile version