Kurban Bayramı yaklaşırken çoğu evde benzer bir heyecan başlıyor. Etler hazırlanıyor, mangal planları yapılıyor, sofralar kuruluyor…
Ve biliyorum, hepimiz kurban kesildikten sonra hemen pişirmeye geçip ailecek masaya oturmayı seviyoruz. Hatta o ilk kavurmanın yeri birçok aile için çok başkadır.
Ancak kurban etinin doğru şekilde dinlendirilmeden tüketilmesi hem sindirim sistemi açısından sorun oluşturabiliyor hem de etin lezzetini, kıvamını ve besin değerini olumsuz etkileyebiliyor.
Kesim sonrasında etlerde “rigor mortis” adı verilen, halk arasında ise “ölüm sertliği” olarak bilinen fizyolojik bir süreç oluşur. Bu dönemde kas lifleri sertleşir ve et normalden daha zor sindirilir hale gelir. Özellikle mide hassasiyeti, gastrit, reflü ya da sindirim problemi yaşayan kişilerde bu durum çok daha belirgin hissedilebilir.
Bu nedenle yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi yerine belirli bir süre dinlendirilmesi oldukça önemlidir. Etler öncelikle temiz ve serin bir ortamda birkaç saat bekletilmeli, ardından yaklaşık 24 saat boyunca buzdolabında dinlendirilmelidir. Bu süreç tamamlandığında et hem daha yumuşak hale gelir hem de pişirme sırasında daha iyi sonuç verir.
Kurban Bayramı’nda yapılan en büyük hatalardan biri de etlerin büyük parçalar halinde, üst üste ve sıcak ortamda uzun süre bekletilmesidir. Bu durum etin iç sıcaklığının yükselmesine ve mikroorganizma oluşum riskinin artmasına neden olabilir.
Bu yüzden etler mümkün olduğunca küçük parçalara ayrılarak saklanmalı; tüketilmeyecek miktarlar tek kullanımlık porsiyonlar halinde derin dondurucuya kaldırılmalıdır.
Etleri saklarken hava almayan saklama kapları ya da uygun buzdolabı poşetleri kullanmak da oldukça önemlidir. Çünkü yanlış saklama koşulları yalnızca lezzet kaybına değil, aynı zamanda ciddi hijyen problemlerine de yol açabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri de çözündürme yöntemidir.
Donmuş etler oda sıcaklığında ya da sıcak su içerisinde bekletilerek çözdürülmemelidir. En doğru yöntem, etin bir gece önceden buzdolabının alt rafına alınarak kontrollü şekilde çözülmesini sağlamaktır.
Çünkü yanlış çözündürme yöntemleri bakteriyel üreme riskini ciddi şekilde artırabilir. Ayrıca çözünen et tekrar dondurulmamalıdır. Bu durum hem besin kalitesini düşürür hem de sağlık açısından risk oluşturabilir.
Hijyen konusu da bayram sürecinde oldukça önemli.
Çiğ etle temas eden bıçaklar, kesme tahtaları, tezgahlar ve diğer ekipmanlar iyi temizlenmeden tekrar kullanılmamalıdır. Özellikle sakatatlarla temas etmiş yüzeylerin ayrı tutulması gerekir. Çünkü sakatatlar bakteriyel yük açısından daha riskli olabilir.
Ayrıca çiğ etin yıkandığında temizleneceği düşünülür; ancak bu oldukça yaygın bir yanlış bilgidir. Çiğ eti yıkamak bakterileri yok etmez, aksine mutfak yüzeylerine ve çevreye yayılmasına neden olabilir.
Bir diğer önemli konu ise pişirme yöntemi…
Kurban Bayramı denince çoğu kişinin aklına ilk olarak mangal geliyor.
Ve inanın, ben de bayramın en keyifli anlarından birinin ailecek mangal başında geçirilen o saatler olduğunu düşünüyorum.
Elbette mangal bayram kültürünün güzel bir parçası. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, etin çok yüksek ateşte ve kömürleşecek şekilde pişirilmemesi.
Çünkü kömürleşmiş etlerde sağlık açısından risk oluşturabilecek bazı zararlı bileşikler ortaya çıkabiliyor. Özellikle etin ateşle doğrudan temas etmesi sonucu oluşan yoğun yanık yüzeyler uzun vadede sağlık açısından risk taşıyabiliyor.
Ayrıca etin ateşe çok yakın pişirilmesi; özellikle B1, B6, B12 ve folik asit gibi bazı vitaminlerde kayba neden olabiliyor.
Bu nedenle etleri yüksek ateşte yakmak yerine daha kontrollü, orta sıcaklıkta ve yavaş pişirmek çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Kavurma yapılırken ekstra kuyruk yağı ya da iç yağ eklemek yerine etin kendi yağıyla pişirilmesi de daha dengeli bir tercih olabilir. Çünkü kırmızı et zaten doğal olarak doymuş yağ içerir.
Özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalığı, diyabet ya da yüksek kolesterol problemi olan kişilerin porsiyon kontrolüne biraz daha dikkat etmesi gerekir.
Et tüketiminin arttığı bu dönemde sofralarda sebzelere yer vermek de oldukça önemli. Salata, zeytinyağlı sebzeler, yoğurt, ayran ve tam tahıllı besinlerle oluşturulan dengeli tabaklar hem sindirimi destekler hem de mideyi rahatlatır.
Ve her bayram olduğu gibi bu bayramda da en çok hatırlatmak istediğim şeylerden biri şu:
Su tüketimini ihmal etmeyin.
Sebze tüketimini azaltmayın.
Uzun süre hareketsiz kalmayın.
Çünkü bayram sofralarının keyfini çıkarırken bedenimizi korumak da mümkün.
Hem geleneklerimizi yaşatabildiğimiz hem de sağlığımızı koruyabildiğimiz güzel sofralarda buluşmak dileğiyle…
Herkese sağlıklı, huzurlu ve güzel bayramlar diliyorum.


YORUMLAR