Neden Roman Okuyamıyorum?

Neden Roman Okuyamıyorum?

Sizce roman okuyamamak bir “eksiklik mi?” aslında değil;

Çoğu zaman hayatın ritmine ayak uyduruyoruz ve okumayı hep erteliyoruz. Okuma, alışkanlıkların dönüşümüyle ilgili bir durum. Ama bu meseleyi sadece “zamanım yok” diye geçiştirerek meseleyi hafife almış oluyoruz. Çünkü roman; sabır, dikkat ve zihinsel derinlik isteyen bir türdür ve bugün tam da bu konuya değineceğiz.

Öncelikle en dürüst yerden başlayalım: roman okuyamıyorsanız muhtemelen sorun siz değilsiniz, alıştığınız rutin zihinsel tempo. Gün içinde maruz kaldığınız içeriklerin çoğu kısa, hızlı ve parçalı, sosyal medya akışları, kısa videolar, bildirimler… zihin sürekli o yana doğru meyletmeye alışıyor. Okumak ise bunun tam tersini ister; yavaşlamayı,aynı dünyada kalmayı, zaman geçirmeyi. Bu yüzden okumaya bailadığımızda bir romanın ilk sayfalarında sıkılmak aslında beynin “hızlı tüketim” modundan çıkamamasıdır.

İkinci konumuz ise dikkatimizin zayıflaması. Dikkat, doğuştan sabit bir şey değil aslında beynimizin kullandığı bir kas gibi. Uzun süre odaklanma gerektiren aktiviteler azaldıkça,bu kas da zayıflar. Roman okurken bir kaç sayfa sonrasında elimizin telefona uzanması, can sıkıntısı ya da “aklım başka yerde” hissi tam olarak bunun belirtisi. Yani sorun okuduğumuz romanın sıkıcı olması değil, zihnimizin bir türlü romana odaklanamayıp kendine kaçış yolları aramasıdır.

Üçüncü meselemiz ise yanlış kitap seçimi. Her roman herkes için değildir. Popüler diye alınan ya da klasik roman okunmalı dayatılmalı kitaplar okuma zevkini baştan yok edebilir. Bir okur,kendi ritmine ve ilgi alanına uygun metni bulmadan okuduğu romanla arasında bir bağ kuramaz.

Bir de psikolojimizin etkisi var: “Roman okuyamıyorum” düşüncesi zamanla kimliğimiz haline gelir. kişi denemeden vazgeçer, denemeye başladığında ise en küçük zorlamada bunu okuyamamasının kanıtı sayar. Oysa okuma,özellikle roman okumak bir tür yeniden öğrenme süreci gerektirir.

Peki biz bu sorunu çözmek için ne yapabiliriz?

Öncelikle beklentilerimizi düşürmek gerekir. Günde 10 sayfa yerine 5 sayfa okumak bile büyük bir başlangıçtır. Önemli olan günde sayfalarca okumak değil bunu süreklilik haline getirebilmek. Zihnin yeniden uzun metinlere alışabilmesi zaman alır. İkinci olarak, dikkat dağıtan her şeyden bilinçli şekilde uzak durmak. Telefonsuz, sessiz bir ortamda sadece bir kaç dakikamızı ayırmak dahi parçalara ayrılmış birkaç saatlik okumalardan daha verimlidir.

Üçünücü ve en kritik adım, doğru kitap seçimi. Akıcı,merak duygusu yaratan,dili ağır ve sanatlı olmasından çok sade olan romanlarla başlamak çoğu kişi için daha sağlıklıdır. “Okunmalı” listesilerinden ziyade “okumak isteyeceğiniz” romanlara yönelmek gerekir. Kitap okumaya başlamak bir görev değil, deneyimdir. Kitap okumak zorunluluk değil, bir gelişimdir.

Son olarak şunu kabul etmek gerekir: roman okumak bir beceridir ve her beceri gibi zamanla körelebilir. Ama aynı şekilde yeniden gelişir. Şu an okuyamıyor olmanız hiçbir zaman okuyamaycağınız anlamına gelmiyor. Sadece zihnimizin alışkanlıklarını yönlendirmesi gerekiyor.

Özetle bakacak olursak, sorun romanlar ya da onların sıkıcı olmasıyla ilgili değil, bizim alışılmış dünyaya fazla uyum sağlamış olmamız.

Roman ise hala eski bir düzeni savunuyor. Yavaşlığı ve belki de bu yüzden, bugün her zamankinden daha zor ama daha değerli.

Kitapları okumaya başlamadan önce kendimize ait olanı bulmalıyız. Her roman bir dünyadır, siz hangi dünyaya aitsiniz? Ait olmadığınız dünyanın akışında kaybolmamak adına önce sizi aydınlığa çıkarabilecek romanlara ellerinizi uzatın. Birilerinin tavsiyesi üzerine başladığınız bir roman yerine dikkatinizi çeken bir romana uzanın ve o dünyanın etkisi yavaşça vücudunuzu sardığı zaman roman okumaktan kaçmak yerine okumak için kaçmaya başladığınız bir sabaha uyanın.

Exit mobile version