Bugün yola çıkıyorum.
Valiz büyük ölçüde hazır. Birkaç kitap seçtim, güneş kremimi koydum, eksik bir şey var mı diye son kez kontrol ettim.
Biraz spontane gelişen bu tatilin heyecanını yaşarken fark ettim ki aklımı meşgul eden şey eksik bir tişört ya da unutulan bir şarj aleti değildi.
Beslenme konusunda ben de biraz tereddütlüydüm.
Bir diyetisyen olarak bunu söylemem belki bazılarını şaşırtabilir. Ama tatiller benim için de rutinlerin değiştiği dönemler. Kahvaltı saatleri değişiyor, akşam sofraları uzuyor, günler biraz daha plansız ilerliyor.
Rutinler herkes kadar benim için de çok kıymetli. Düzenli çalışmayı, plan yapmayı ve belirli bir düzen içinde yaşamayı seviyorum. Ama bir yandan da tam bir yaz insanıyım. Gece yenilen bir dondurmanın, masa oyunu oynarken içilen soğuk bir içeceğin ve gün batımında uzayan sohbetlerin keyfini de çok iyi biliyorum.
Açıkçası çok iyi dinlenebilen biri olduğumu düşünmüyorum. Tatillerde bile aklımın bir köşesinde yapılacaklar listesi dolaşıyor. Hatta aramızda kalsın, annem bile bu sefer bana “Dinlen gel Yaroş.” diye tembihledi.
Sanırım haklı.
Bazen Sorun Tabağımızda Değil
Bu tatilde kendime küçük bir söz verdim. Yediklerimin hesabını yapmak yerine keyfini çıkarmaya, mümkün olduğunca hareket etmeye ve biraz daha yavaşlamaya çalışacağım.
Tam bunları düşünürken aklıma danışanlarımdan sık duyduğum bir cümle geldi:
“Hocam, tatilde bütün düzenim bozulacak.”
Geçtiğimiz yazımda stres ve kilo yönetimi arasındaki ilişkiden bahsetmiştim. Stresin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel etkileri olduğunu; uyku düzenimizi, hareket alışkanlıklarımızı ve hatta beslenme davranışlarımızı etkileyebildiğini konuşmuştuk.
Bu yazıyı hazırlarken fark ettim ki bazen stresi yalnızca iş hayatında, günlük koşuşturmacada ya da zor dönemlerde yaşamıyoruz. Dinlenmek için planladığımız tatillerde bile kendimize yeni kaygılar yaratabiliyoruz.
Aslında yıllardır dikkatimi çeken bir durum var. Birçok kişi tatilin kendisinden çok, tatilde kilo alma ihtimalinden endişe ediyor. Hatta bazen daha tatile çıkmadan suçluluk duygusu başlıyor.
“Nasıl olsa bozacağım.”
“Kesin kilo alacağım.”
“Döner dönmez sıkı bir diyete başlayacağım.”
Oysa henüz tatil başlamamış oluyor.
Tatil Ruhunu Tabağa Taşımak: Gittiğin Yer, Yediğin Şeydir
Son yıllarda başka bir şeyi daha fark ediyorum. Sanki dinlenmeyi bile performansa dönüştürmüş gibiyiz. Kaç adım attığımızı takip ediyor, yediğimiz her şeyi hesaplıyor, gittiğimiz her yeri paylaşmaya çalışıyoruz. Bazen tatili yaşamaktan çok, tatilde olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Belki de bu yüzden bazı insanlar tatilden döndüklerinde dinlenmiş değil, daha yorgun hissediyor.
Bazen sağlıklı yaşamı o kadar katı kurallar üzerinden değerlendirmeye başlıyoruz ki yaşamayı unutabiliyoruz.
Elbette sağlıklı beslenme önemli. Ancak sağlıklı yaşam yalnızca kalori hesabı yapmak, her öğünü kusursuz geçirmek ya da tatilde bile sürekli kontrollü olmak demek değildir.
Sağlıklı yaşam aynı zamanda hayatın keyifli anlarına da yer açabilmektir.
Hepimizin yaz aylarında vazgeçemediği bazı lezzetler vardır. Yoğurdun eksik olmadığı yaz sofraları, zeytinyağlılar, yaz akşamı masaya gelen kızartmalar… Bunları tamamen hayatımızdan çıkarmaya çalışmak çoğu zaman gerçekçi değildir. Çünkü sağlıklı beslenme, sevdiğimiz yiyeceklerle savaşmak değil; onları hayatımızın içinde dengeli bir yere koyabilmektir.
Arkadaşlarla uzayan sofralar, ailece edilen kahvaltılar, yeni keşfedilen bir restoran ya da deniz kenarında yenilen bir dondurma… Bunlar sağlıksız yaşamın göstergesi değil, hayatın doğal parçalarıdır. Hatta çoğu zaman yıllar sonra hatırladığımız anılar da tam olarak bu küçük anların etrafında şekillenir.
Güzel sofraları sevdiğimi inkâr edecek değilim. Ancak yıllar içinde şunu öğrendim: Bir sofranın değeri, üzerinde ne olduğundan çok etrafında kimlerin olduğuyla ilgilidir.
Meslek hayatım boyunca şunu gözlemledim:
Tatilde birkaç öğün fazla yemek yiyen kişiler değil, tatil boyunca sürekli yediklerini düşünen kişiler daha fazla yoruluyor.
Tatilde Ruhunuzu Dinlendirirken Bedeninizi Unutmayın
Hatta bazen tatilden dönen danışanlarımla konuştuğumda ne yediklerini detay detay hatırladıklarını görüyorum. Ama o tatilde onları en çok neyin mutlu ettiğini, hangi anıya güldüklerini ya da neyin onlara iyi geldiğini aynı ayrıntıyla anlatamıyorlar.
Çünkü bazen anın kendisini yaşamaktan çok, onu kontrol etmeye çalışıyoruz.
Üstelik çoğu zaman birkaç günlük tatilde yaşanan değişikliklerin büyük kısmı yağ artışı değil; değişen uyku düzeni, daha fazla tuz tüketimi, uzun yolculuklar ve azalan su tüketimi nedeniyle oluşan geçici ödemlerden kaynaklanıyor. Yani tatilden döndüğünüz gün tartıda gördüğünüz rakam her zaman gerçeği anlatmıyor olabilir.
Bu yüzden tatili bir sınav gibi görmek yerine bir mola gibi değerlendirmek gerekiyor. Elbette su içmeye devam edeceğiz, hareket etmeye çalışacağız, sebzeleri ihmal etmeyeceğiz. Ancak bunları yaparken tatilin keyfini kaçıracak kadar katı olmaya da gerek yok.
Çünkü birkaç günlük tatil, yıllardır oluşturduğunuz alışkanlıkları bozmaz.
Ama birkaç günlük suçluluk duygusu, güzel anıların tadını kaçırabilir.
Belki de tatilden yıllar sonra hatırlayacağımız şey, yediğimiz dondurmanın kalorisi değil; o dondurmayı kiminle yediğimiz olacak.
Belki de tatilin en güzel yanı budur. Bir süreliğine saatlere bakmadan yaşamak, yeni yerler görmek, sevdiklerimizle aynı sofrayı paylaşmak, biraz daha fazla gülmek ve biraz daha az telaş etmek… Günlük hayatın koşturmacasında sürekli ertelediğimiz şeylere yeniden vakit ayırabilmek.
Ben de bu yazıyı valizimin yanında, son hazırlıkları yaparken yazıyorum. Yanıma birkaç kitap, bolca merak ve dinlenme isteği alıyorum.
Ama şimdiden bildiğim bir şey var:
Bazen bedenimizin ihtiyacı olan şey daha az kalori değil, biraz daha fazla huzur olabiliyor.
Herkese sağlıklı, keyifli ve güzel tatiller diliyorum.


YORUMLAR