Bazen günlerce konuşuruz. Onlarca cümle kurarız,saatlerce derdimizi anlatmaya çalışırız ama günün sonunda yine anlaşılmamış hissetmenin o soğuk yüküyle baş başa kalırız. Sonra bir akşam vakti,odanın bir köşesinde unuttuğumuz bir kitabın kapağını açarız. Rastgele bir sayfada, bir paragrafın ortasında kendimizle karşılaşırız.
Kendi yalnızlığımızla, bir başkasının yıllar önce kağıda döktüğü yalnızlığında buluşuruz o an. Birisi, tam da bizim içimizdeki o karmaşayı görmüş ve bizim yerimize kelimelere dökmüştür sanki.
Edebiyatın en büyüleyici gücü de burada saklıdır zaten. Bize her fırsatta aynı sıcak Hakikati fısıldar: “Yalnız değilsin.”
Neden Roman Okuyamıyorum?
Tam da böyle anlarda altını alelacele çizdiğiniz tek bir cümle yüzünden durup dakikalarca pencereden dışarıya baktınız mı?
İçinizde o kadar çok ses vardır ki dünyanın sesi kısılmıştır. Belki de yüzlerce yıl önce yaşamış bir yazarın mürekkebinden dökülen o birkaç kelimenin gelip tam da sizin bugün hissettiğiniz ama kimseye söyleyemediğiniz,adını koymaktan bile çekindiğiniz o ince sızıyla dokunması tesadüf olabilir mi?
Tanımadığımız bir şairin dizesinde kendi kırgınlığımızı bulduğumuzda,bu koca evrende o uzayda kaybolmuş bir ruh olmadığımızı anlarız.
Bir kitabı okuyup kapağını kapattığımızda, masanın üzerine bıraktığımız şey sadece kâğıt ve mürekkepten ibaret bir nesne değildir. Biz de artık o kitabı eline ilk alan aynı kişi değilizdir. Seyrettiğimiz pencere biraz daha genişlemiş, kalbimizdeki bir kilit daha gevşemiştir.
Edebiyat bize hayatı kestirmeden öğretmez; hayatın içindeki o ince detayları, gözden kaçırdığımız güzellikleri ve hissetmeyi unuttuğumuz derinlikleri hatırlatır. Bir karakterin iç hesaplaşmasında kendi vicdanımızı sorgularız; bir şiirin son dizesinde kendi geçmişimizle helalleşiriz. İçimizde uyuyan, tozlanmaya yüz tutmuş ne kadar duygu varsa, birer birer uyandırır onları.
En son okuduğum bir kitapta “Belki de insan yürüdüğü her yolun sahibi,gördüğü her şeyin şahididir.” Tek bir cümle kafamda birçok düşünceye yer verdi. Hepimizin vardır bir cümleye uzun uzun baktığı işte o cümle tam olarak bizimdir.
Altını çizdiğim herhangi bir kitabı birine vermek sanki o insana kendi yaralarını,eksikliklerini ve hatta hayattan beklentilerini göstermek gibi.
“Kırık Hayatlar” Romanındaki “Ev” Sembolü
Şimdi sizden küçük bir şey istesem… Bugün, şu anın koşturmacasını bir kenara bırakıp kendinize bir iyilik yapın.
Kütüphanenizin ya da odanızın bir köşesinde duran, belki yıllar önce okuduğunuz eski bir kitabın kapağını aralayın. Zamanında altını çizdiğiniz, kenarına küçük notlar aldığınız o ilk cümlede durun ve sakince okuyun.
O altı çizili satırda karşılaşacağınız kişi, büyük olasılıkla hayatın karmaşasında yürürken bir yerlerde unuttuğunuz, ihmal ettiğiniz kendi eski halinizden başkası olmayacaktır. Ve edebiyat, sizi yeniden kendinizle barıştırmak için orada, o sayfanın arasında sabırla beklemektedir.
Hayata yetişmeye çalışırken kendinize geç kalmayın..’


YORUMLAR